Aksa Tufanı Dünyada Neleri Değiştirdi?

Aksa Tufanı Dünyada Neleri Değiştirdi?

6 Ocak 2026

Melike Zeynep Büyüktaş

Özet

Bu analizin yazımındaki temel motivasyon, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı harekâtı sonrasında yaşananları yalnızca askerî ve siyasî çerçevede değil; modern dünyanın dayandığı “evrensel hukuk” ve “insan hakları” ilkelerinin uygulamadaki karşılığının fiilen görüldüğü bu süreç üzerinden değerlendirmektir. Bu süreçte değişen küresel kamuoyu algısını, toplumda oluşan direniş dilini ve devletlerin dış politika stratejilerindeki zorunlu dönüşümleri yeniden anlamlandırmak hedeflenmektedir.

Giriş

7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın İsrail’e yönelik başlattığı Aksa Tufanı adlı operasyon, Orta Doğu’nun yerel politikdinamiklerini sarsmakla kalmamış, aynı zamanda küresel jeopolitik dengelerde bir kırılma noktası oluşturmuştur. Filistin meselesindeki statükoyu yıkan bu gelişme; İsrail ile bazı Arap devletleri arasındaki normalleşme sürecini ve bölgesel ittifakları yeniden tanımlamaya zorlamıştır. Jeopolitik tahtada ise Aksa Tufanı, Orta Doğu üzerindeki atılımların yeniden yapılandırılmasında ve normalleşme senaryolarının askıya alınmasında büyük rol oynamıştır.

Aksa Tufanı ve devamında gelişen olaylar ile birlikte modern dünyada vicdani bir uyanış tetiklenmiştir. Gazze’de başlayan İsrail karşıtı toplumsal eylemler Batı başkentlerine ve dahi uzak doğuya kadar dalga dalga ilerlemiştir. Uluslararası hukuk ve küresel adalet kavramları kamuoyu tarafından sorgulanmaya başlayıp karşılık bulamamış ve yeni çözüm arayışları diplomatik kanallarla gündeme getirilmiştir. Uluslararası Adalet Divanı nezdinde “soykırım emareleri” kararı ve “Netanyahu ve ekibi ile ilgili yakalama kararının” da etkileri üniversite kampüslerine yayılmış, dönüşümün etki alanını genişletmiştir.

Aksa Tufanı, Orta Doğu’da inşa edilen güvenlik ve küresel diplomatik mimariyi yerle bir ederek mevcut uluslararası düzeni değiştirme potansiyelini başlatacak yeni bir zemini oluşturmuştur. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları süresince uluslararası ilişkiler düzeninde sebep olduğu güven sarsıntısı, dünya kamuoyu nezdinde kolektif bir uyanışı tetiklemiştir. Bu süreç ile birlikte 21. yüzyılın yaptırım gücü olmayan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) sisteminin kilitlediği ‘dünya düzeni' ilkesinin geçerliliği müzakere edilmektedir. Dünya genelinde insanlar uluslararası Batılı haber ajanslarının —İsrail karşıtlığı sergilemeyen— güdümlü yayınlarına maruz kalmadan, alışılmışın dışında —filtresiz olarak— dijital kanallar aracılığıyla Gazze katliamına şahit olmuş, söz konusu ajansların taraflı alıntılarını fark ederek kınamıştır. Bu bağlamda uluslararası düzende etkili karar mekanizmaları ile ve küresel sokağın sesi arasındaki mesafe açılmıştır. Milletlerin sesi haline gelen Filistin meselesi, küresel vicdanda adalet, onur ve özgürlük mücadelesine dönüşmüştür.

Aksa Tufanı süreci küresel sistemdeki dönüştürücü etkisiyle; siyasi ilişkiler, toplum psikolojisi, güvenlik mimarisi ve 7 Ekim sonrası uyanan kolektif bilinç bağlamında bir dönüm noktası olmuştur.

7 Ekim ve Ekonomi Koridoru’nun Askıya Alınması

2023 yılının Eylül ayında Yeni Delhi G20 Zirvesi'nde ABD öncülüğüyle ilan edilen “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa” Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi Aksa Tufanı’nın en çok etkilediği uluslararası ekonomik organizasyonlardan birisidir.Çin’in 'Kuşak-Yol' projesine alternatif olarak planlanan ve İsrail’i önemli bir ticari istasyon olarak konumlayan proje, Aksa Tufanı ile birlikte belirsiz bir süre için rafa kaldırılmıştır. Hayfa Limanı, koridorun Avrupa’ya açılan ana kapısı olarak konumlandırılırken projenin bölgesel entegrasyonu sağlaması bekleniyordu[1]. Böylece İsrail’in Arap dünyasıyla olan ilişkilerinde normalleşmesi yalnızca siyasi değil, ekonomik bir zorunluluk niteliği kazanmıştı. IMEC’in belirsizliğe girmesi Çin’in bölgedeki politik araçlarını güçlendirirken alternatif rotaların (örneğin Türkiye üzerinden geçecek yolların veya kuzey koridorlarının) önemini yeniden gündeme getirdi[2]. Gelinen nokta, ekonomik normalleşme senaryolarının Filistin meselesi çözülmeden güvenli bir şekilde hayata geçirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Bazı Arap devletleri ile İsrail arasındaki normalleşme[3] (İbrahim Anlaşmaları), Arap sokağında destek görmemiş ve kutuplaşmaya sebep olmuştur. Anlaşmalar, halkların vicdanı ile devletlerin pragmatizmi arasındaki kırılmayı şiddetlendirmiş, kamuoyunda “Filistin ve Mescid-i Aksa davasına” ihanet olarak sayılmıştır. Müslüman dünyanın gözünde Filistin meselesi, fayda odaklı iş birlikleri ile önemsizleştirilemeyecek bir noktada durmaktadır[4].

Birleşmiş Milletler Çözümünün İflası

1993 Oslo Anlaşması ile sembolleşen iki devletli çözüm süreci, —İsrail’in 1900’lerin ilk çeyreği itibariyle bölgedeki yerleşim stratejisi düşünüldüğünde— 'toprak karşılığı barış' ilkesine dayanmaktadır. İsrail’in sistematik biçimde yürüttüğü “mekânsal tahakküm” hamleleriyle barış umutlarının ters yönlerde ilerlemesi, Aksa Tufanı sonrasında iki taraf açısından da iki devletli çözümün artık makul bir seçenek olmadığını ortaya koymuştur. Otuz yıla ulaşan çözüm sürecinin somut bir sonuca ulaşmaması, diplomatik kanallara olan inancı sarsmıştır. ABD’nin sürekli olarak söylem düzeyinde tuttuğu iki devletli çözüm planı, artık sahada karşılığı olmayan teorik bir boyuta dönüşmüştür. Çünkü yalnızca retorik ile Filistin halkının egemenlik haklarının tanınamayacağı, kalıcı bir güven ve istikrarın oluşamayacağı —2023 Ekim ayından beri Gazze’de yaşananlar ve uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler’in etkisizliğinden dolayı—ortaya çıkmıştır.

Yalnızca Filistin değil İsrail kamuoyunda Oslo’ya yönelik tutum incelendiğinde Filistin’in bağımsızlığı ve çözüm sürecine şiddetle karşı çıkıldığı[5] görülmektedir. Netanyahu, hazırladıkları “Yeni Orta Doğu” haritasını sunarak iki devletli çözümün geçerliliğini kabul etmediklerini ima etmektedir[6].

Hamas’ın iki devletli çözüm konusundaki tutumu, Aksa Tufanı sonrası süreçte şartlı duruşunu korurken geçici uzlaşıyı da değerlendirme yönündedir.[7] Hamas’ın politikasına bakıldığında bu durum, İsrail’in varlık hakkını tanıma anlamı taşımamakla beraber Filistin halkının birliğini sağlamak adına atılan stratejik bir adım[8] olarak görülmektedir. Beklentilerin karşılandığı bir çözüm sürecine girilse dahi süresiz bir işgalin kılıfı niteliğinde olan Oslo modelini reddetmektedir. İsrail, Oslo Antlaşması ile öngörülen “toprak bütünlüğü” ilkesini ihlal etmeye devam etmekte,[9]geçtiğimiz ekim ayında başlayan henüz ateşkesin yürürlüğe girdiği ilk hafta Gazze açıklarında balıkçıları[10], ateşkes kapsamında çekilmesi gereken bölgelerde çocukları keskin nişancılar ile vurmakta[11] ve sivil halka yardımların ulaşmasını engellemeye devam etmektedir. Gelinen aşamada ateşkesin ikinci aşamasına yönelik çalışmalar devam ederken[12], İsrail’in ihlallerine rağmen masada süreç hâlâ devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Küresel Güney’den Yükselen Ses

Yeni diplomatik dönemin en somut hukuki adımı olan, Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davası, uluslararası hukukun güvenilirliği için de önemli bir sınav olarak görülmektedir. Dava sadece yargılama değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen Birleşmiş Milletler sisteminin kendi etik değerleriyle çeliştiğini de gözler önüne sermektedir.

Mahkemede alınan kararlar neticesinde savaş sırasında sivillerin acı çekmesinin kaçınılmaz olduğu ifade edilmiş, İsrail saldırılarının soykırıma yakın suçlar olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında İsrail, sivil ölümlerinden doğrudan ve dolaylı sebepler göstererek Hamas'ı sorumlu tutmuştur[13]. Sonrasında Güney Afrika, İsrail tarafından iftira ve iş birliği içinde olmakla suçlanmıştır[14]. Mahkeme’nin savaşları ve katliamı durdurmaya yetkisi olmasa da İsrail’in uluslararası kamuoyundaki imajının aşınmasını sağlamıştır. Bununla birlikte Küresel Güney'de ve Batı kamuoyu önünde, İsrail politikalarının "işgalci güç" ve "savaş suçlusu" sıfatlarıyla anılmaya başlaması bu kararın ne denli önem taşıdığına işaret etmektedir. Dava sonrasında dünya kamuoyu nezdinde İsrail aleyhine oluşan negatif etki Avrupa’ya duyulan güvenin azalması olarak artmıştır.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri İsrail'e verdikleri neredeyse koşulsuz destek ile uluslararası hukuk ve insancıl değerler konusunda taraflı tutumlarını gözler önüne sermiş, birçok Avrupa başkenti Filistin yanlısı protestoları yasaklama girişiminde bulunduğu için[15] ifade özgürlüğünü engellediğine dair tartışmalara konu olmuştur.

İspanya ve İrlanda gibi ülkeler, AB'nin genel İsrail politikası çizgisinden ayrılarak eleştirel bir tutum izlemiş, Filistin’i devlet olarak tanımış ve bu durumda ile oluşan ayrışma[16], AB’nin ortak dış politika oluşturamadığını göstermiştir. 

ABD’de İsrail Lobisi’nin Zayıflaması

Aksa Tufanı sonrası ABD’de iç ve dış siyaseti etkileyen İsrail lobisine karşı yeni tutum ve oluşumlar hayat bulmuştur.ABD siyasetindeki İsrail mekanizmalarına karşı en cesur meydan okumalardan biri olan AZAPAC (Anti-Zionist America Political Action Committee) hareketi, ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe karşı çıkma motivasyonu ile kurulmuştur. Temelde de İsrail yanlısı bir lobi kuruluşu olan AIPAC (American Israel Public Affairs Committee) karşıtlığından doğmuştur. Çalışmalarını Amerikan vergileri İsrail'in askeri operasyonlarına harcamayacak adayların desteklemesi üzerine yürütür. Özellikle Müslüman seçmenleri ve soykırım politikalarına karşı çıkan Amerikalıları organize ederek, AIPAC destekli adayların karşısına rakip çıkarmaktadır. [17]

ABD iç siyasetinde İsrail’e yönelik ilk kez gerçek bir lobi savaşının başladığı görülmektedir. Aksa Tufanı ve sonrasında yaşanan gelişmeler, ABD siyasetinde İsrail/Yahudi lobisinin gücünün azalmasında etkili olmuştur.

Sonuç

Aksa Tufanı sonrasında gelinen noktada süreç bölgesel bir hareket olmaktan çıkarak küresel boyutta bir yankı uyandırmıştır. Uluslararası hukuk ve insan hakları söylemlerinin üretim merkezi olan Avrupa, uyguladığı insan hakları karşıtı politikalar ile dünya kamuoyu nezdinde güven kaybına uğramıştır. Kamuoyu önünde şeffaf bilgiye ulaşma ihtiyacı doğrultusunda uluslararası bazı ajansların taraflı yayıncılığı etkisini kaybederken dijital medya güçlenmiştir. Siyasi, ekonomik ve uluslararası örgütler anlamında küresel güçler arasında dengeler yeniden yapılandırılmak zorunda kalmış, Batı değerlerinin etkisi azalmış, Filistin meselesi siyaset koridorlarından taşarak halka ulaşmış, devletler nezdinden halklara doğru yukarıdan aşağıya bir yol takip ederek toplumsal vicdanın sesi haline gelmiştir. Avrupa’nın bazı başkentlerinde Filistin’in devlet olarak tanınması yönünde adımlar atılırken bir yandan da İngiltere gibi bazı Avrupalı devletlerce İsrail’e yönelik silah ve ticaret ambargosu uygulanmıştır. Savaşın başlangıcında İsrail’i destekleyen Almanya, gelinen noktada bu desteği sınırlandırmış ve İsrail’e karşı silah ambargosunun gündeme alındığı bir konuma gelmiştir.

7 Ekim, Ortadoğu’da alışılan statükoyu yıkmakla kalmamış; küresel sistemin adalet, hukuk ve ekonomik güvenlik iddialarını büyük bir testten geçirmiştir. Günümüz itibariyle Filistin meselesinin sadece bir toprak işgali meselesi olmadığı, küresel etik değerleri sorgulayan bir hareket olma özelliği olduğu görülmüştür.

Son Notlar

[1] https://www.inss.org.il/publication/imec/

[2] https://mecouncil.org/publication_chapters/imecs-ambitious-gamble-overcoming-geopolitical-obstacles-in-a-fractured-mediterranean/

[3] https://mecouncil.org/blog_posts/five-years-on-uae-israel-normalization-weathers-the-gaza-storm/

[4] https://arabcenterdc.org/resource/arab-public-opinion-about-israels-war-on-gaza/

[5] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/oslo-anlasmasinin-30-yili-israil-iki-devletli-cozum-idealini-yok-etti/2992058

[6] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/netanyahu-bm-genel-kurulundaki-konusmasinda-filistin-topraklarini-israil-olarak-gosteren-harita-kullandi/3343638

[7] https://tr.mehrnews.com/news/1930979/Hamas-%C4%B1n-ate%C5%9Fkes-yan%C4%B1t%C4%B1na-d%C3%BCnaydan-nas%C4%B1l-tepki-geldi

[8] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bm-genel-kurulu-filistinde-iki-devletli-cozumun-uygulanmasina-iliskin-tasariyi-kabul-etti/3685980

[9] https://www.middleeastmonitor.com/20260102-2025-illegal-israeli-settlement-expansion-in-occupied-west-bank-hits-record-high/

[10] https://www.youtube.com/watch?v=TWdyOmn42jI

[11] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ateskesi-ihlal-eden-israil-gazzenin-cesitli-bolgelerine-yine-saldirilar-duzenledi/3784657

[12] https://dogruhaber.com.tr/hamas-sozcusu-kasimdan-ateskesin-ikinci-asamasina-iliskin-aciklamada-httpsilkhacomdunyahamas-sozcusu-kasimdan-at

[13] https://www.aljazeera.com/news/2024/1/12/icj-genocide-case-what-are-israels-main-arguments

[14] https://www.theguardian.com/world/2024/jan/26/how-south-africas-genocide-case-against-israel-played-out-in-the-hague

[15] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avrupada-filistine-destek-gosterileri-kisitlamalar-yasaklar-ve-gozaltilarla-gecti/3021434

[16] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ispanya-norvec-ve-irlanda-filistin-devletini-resmen-tanidi/3232868

[17] https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/vg/video-galeri/abdde-israil-lobisine-karsi-kurulan-azapacin-amaci-ulkedeki-siyonist-yapiyi-yok-etmek/93425

Özet

Bu analizin yazımındaki temel motivasyon, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı harekâtı sonrasında yaşananları yalnızca askerî ve siyasî çerçevede değil; modern dünyanın dayandığı “evrensel hukuk” ve “insan hakları” ilkelerinin uygulamadaki karşılığının fiilen görüldüğü bu süreç üzerinden değerlendirmektir. Bu süreçte değişen küresel kamuoyu algısını, toplumda oluşan direniş dilini ve devletlerin dış politika stratejilerindeki zorunlu dönüşümleri yeniden anlamlandırmak hedeflenmektedir.

Giriş

7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın İsrail’e yönelik başlattığı Aksa Tufanı adlı operasyon, Orta Doğu’nun yerel politikdinamiklerini sarsmakla kalmamış, aynı zamanda küresel jeopolitik dengelerde bir kırılma noktası oluşturmuştur. Filistin meselesindeki statükoyu yıkan bu gelişme; İsrail ile bazı Arap devletleri arasındaki normalleşme sürecini ve bölgesel ittifakları yeniden tanımlamaya zorlamıştır. Jeopolitik tahtada ise Aksa Tufanı, Orta Doğu üzerindeki atılımların yeniden yapılandırılmasında ve normalleşme senaryolarının askıya alınmasında büyük rol oynamıştır.

Aksa Tufanı ve devamında gelişen olaylar ile birlikte modern dünyada vicdani bir uyanış tetiklenmiştir. Gazze’de başlayan İsrail karşıtı toplumsal eylemler Batı başkentlerine ve dahi uzak doğuya kadar dalga dalga ilerlemiştir. Uluslararası hukuk ve küresel adalet kavramları kamuoyu tarafından sorgulanmaya başlayıp karşılık bulamamış ve yeni çözüm arayışları diplomatik kanallarla gündeme getirilmiştir. Uluslararası Adalet Divanı nezdinde “soykırım emareleri” kararı ve “Netanyahu ve ekibi ile ilgili yakalama kararının” da etkileri üniversite kampüslerine yayılmış, dönüşümün etki alanını genişletmiştir.

Aksa Tufanı, Orta Doğu’da inşa edilen güvenlik ve küresel diplomatik mimariyi yerle bir ederek mevcut uluslararası düzeni değiştirme potansiyelini başlatacak yeni bir zemini oluşturmuştur. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları süresince uluslararası ilişkiler düzeninde sebep olduğu güven sarsıntısı, dünya kamuoyu nezdinde kolektif bir uyanışı tetiklemiştir. Bu süreç ile birlikte 21. yüzyılın yaptırım gücü olmayan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) sisteminin kilitlediği ‘dünya düzeni' ilkesinin geçerliliği müzakere edilmektedir. Dünya genelinde insanlar uluslararası Batılı haber ajanslarının —İsrail karşıtlığı sergilemeyen— güdümlü yayınlarına maruz kalmadan, alışılmışın dışında —filtresiz olarak— dijital kanallar aracılığıyla Gazze katliamına şahit olmuş, söz konusu ajansların taraflı alıntılarını fark ederek kınamıştır. Bu bağlamda uluslararası düzende etkili karar mekanizmaları ile ve küresel sokağın sesi arasındaki mesafe açılmıştır. Milletlerin sesi haline gelen Filistin meselesi, küresel vicdanda adalet, onur ve özgürlük mücadelesine dönüşmüştür.

Aksa Tufanı süreci küresel sistemdeki dönüştürücü etkisiyle; siyasi ilişkiler, toplum psikolojisi, güvenlik mimarisi ve 7 Ekim sonrası uyanan kolektif bilinç bağlamında bir dönüm noktası olmuştur.

7 Ekim ve Ekonomi Koridoru’nun Askıya Alınması

2023 yılının Eylül ayında Yeni Delhi G20 Zirvesi'nde ABD öncülüğüyle ilan edilen “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa” Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi Aksa Tufanı’nın en çok etkilediği uluslararası ekonomik organizasyonlardan birisidir.Çin’in 'Kuşak-Yol' projesine alternatif olarak planlanan ve İsrail’i önemli bir ticari istasyon olarak konumlayan proje, Aksa Tufanı ile birlikte belirsiz bir süre için rafa kaldırılmıştır. Hayfa Limanı, koridorun Avrupa’ya açılan ana kapısı olarak konumlandırılırken projenin bölgesel entegrasyonu sağlaması bekleniyordu[1]. Böylece İsrail’in Arap dünyasıyla olan ilişkilerinde normalleşmesi yalnızca siyasi değil, ekonomik bir zorunluluk niteliği kazanmıştı. IMEC’in belirsizliğe girmesi Çin’in bölgedeki politik araçlarını güçlendirirken alternatif rotaların (örneğin Türkiye üzerinden geçecek yolların veya kuzey koridorlarının) önemini yeniden gündeme getirdi[2]. Gelinen nokta, ekonomik normalleşme senaryolarının Filistin meselesi çözülmeden güvenli bir şekilde hayata geçirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Bazı Arap devletleri ile İsrail arasındaki normalleşme[3] (İbrahim Anlaşmaları), Arap sokağında destek görmemiş ve kutuplaşmaya sebep olmuştur. Anlaşmalar, halkların vicdanı ile devletlerin pragmatizmi arasındaki kırılmayı şiddetlendirmiş, kamuoyunda “Filistin ve Mescid-i Aksa davasına” ihanet olarak sayılmıştır. Müslüman dünyanın gözünde Filistin meselesi, fayda odaklı iş birlikleri ile önemsizleştirilemeyecek bir noktada durmaktadır[4].

Birleşmiş Milletler Çözümünün İflası

1993 Oslo Anlaşması ile sembolleşen iki devletli çözüm süreci, —İsrail’in 1900’lerin ilk çeyreği itibariyle bölgedeki yerleşim stratejisi düşünüldüğünde— 'toprak karşılığı barış' ilkesine dayanmaktadır. İsrail’in sistematik biçimde yürüttüğü “mekânsal tahakküm” hamleleriyle barış umutlarının ters yönlerde ilerlemesi, Aksa Tufanı sonrasında iki taraf açısından da iki devletli çözümün artık makul bir seçenek olmadığını ortaya koymuştur. Otuz yıla ulaşan çözüm sürecinin somut bir sonuca ulaşmaması, diplomatik kanallara olan inancı sarsmıştır. ABD’nin sürekli olarak söylem düzeyinde tuttuğu iki devletli çözüm planı, artık sahada karşılığı olmayan teorik bir boyuta dönüşmüştür. Çünkü yalnızca retorik ile Filistin halkının egemenlik haklarının tanınamayacağı, kalıcı bir güven ve istikrarın oluşamayacağı —2023 Ekim ayından beri Gazze’de yaşananlar ve uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler’in etkisizliğinden dolayı—ortaya çıkmıştır.

Yalnızca Filistin değil İsrail kamuoyunda Oslo’ya yönelik tutum incelendiğinde Filistin’in bağımsızlığı ve çözüm sürecine şiddetle karşı çıkıldığı[5] görülmektedir. Netanyahu, hazırladıkları “Yeni Orta Doğu” haritasını sunarak iki devletli çözümün geçerliliğini kabul etmediklerini ima etmektedir[6].

Hamas’ın iki devletli çözüm konusundaki tutumu, Aksa Tufanı sonrası süreçte şartlı duruşunu korurken geçici uzlaşıyı da değerlendirme yönündedir.[7] Hamas’ın politikasına bakıldığında bu durum, İsrail’in varlık hakkını tanıma anlamı taşımamakla beraber Filistin halkının birliğini sağlamak adına atılan stratejik bir adım[8] olarak görülmektedir. Beklentilerin karşılandığı bir çözüm sürecine girilse dahi süresiz bir işgalin kılıfı niteliğinde olan Oslo modelini reddetmektedir. İsrail, Oslo Antlaşması ile öngörülen “toprak bütünlüğü” ilkesini ihlal etmeye devam etmekte,[9]geçtiğimiz ekim ayında başlayan henüz ateşkesin yürürlüğe girdiği ilk hafta Gazze açıklarında balıkçıları[10], ateşkes kapsamında çekilmesi gereken bölgelerde çocukları keskin nişancılar ile vurmakta[11] ve sivil halka yardımların ulaşmasını engellemeye devam etmektedir. Gelinen aşamada ateşkesin ikinci aşamasına yönelik çalışmalar devam ederken[12], İsrail’in ihlallerine rağmen masada süreç hâlâ devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Küresel Güney’den Yükselen Ses

Yeni diplomatik dönemin en somut hukuki adımı olan, Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davası, uluslararası hukukun güvenilirliği için de önemli bir sınav olarak görülmektedir. Dava sadece yargılama değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen Birleşmiş Milletler sisteminin kendi etik değerleriyle çeliştiğini de gözler önüne sermektedir.

Mahkemede alınan kararlar neticesinde savaş sırasında sivillerin acı çekmesinin kaçınılmaz olduğu ifade edilmiş, İsrail saldırılarının soykırıma yakın suçlar olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında İsrail, sivil ölümlerinden doğrudan ve dolaylı sebepler göstererek Hamas'ı sorumlu tutmuştur[13]. Sonrasında Güney Afrika, İsrail tarafından iftira ve iş birliği içinde olmakla suçlanmıştır[14]. Mahkeme’nin savaşları ve katliamı durdurmaya yetkisi olmasa da İsrail’in uluslararası kamuoyundaki imajının aşınmasını sağlamıştır. Bununla birlikte Küresel Güney'de ve Batı kamuoyu önünde, İsrail politikalarının "işgalci güç" ve "savaş suçlusu" sıfatlarıyla anılmaya başlaması bu kararın ne denli önem taşıdığına işaret etmektedir. Dava sonrasında dünya kamuoyu nezdinde İsrail aleyhine oluşan negatif etki Avrupa’ya duyulan güvenin azalması olarak artmıştır.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri İsrail'e verdikleri neredeyse koşulsuz destek ile uluslararası hukuk ve insancıl değerler konusunda taraflı tutumlarını gözler önüne sermiş, birçok Avrupa başkenti Filistin yanlısı protestoları yasaklama girişiminde bulunduğu için[15] ifade özgürlüğünü engellediğine dair tartışmalara konu olmuştur.

İspanya ve İrlanda gibi ülkeler, AB'nin genel İsrail politikası çizgisinden ayrılarak eleştirel bir tutum izlemiş, Filistin’i devlet olarak tanımış ve bu durumda ile oluşan ayrışma[16], AB’nin ortak dış politika oluşturamadığını göstermiştir. 

ABD’de İsrail Lobisi’nin Zayıflaması

Aksa Tufanı sonrası ABD’de iç ve dış siyaseti etkileyen İsrail lobisine karşı yeni tutum ve oluşumlar hayat bulmuştur.ABD siyasetindeki İsrail mekanizmalarına karşı en cesur meydan okumalardan biri olan AZAPAC (Anti-Zionist America Political Action Committee) hareketi, ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe karşı çıkma motivasyonu ile kurulmuştur. Temelde de İsrail yanlısı bir lobi kuruluşu olan AIPAC (American Israel Public Affairs Committee) karşıtlığından doğmuştur. Çalışmalarını Amerikan vergileri İsrail'in askeri operasyonlarına harcamayacak adayların desteklemesi üzerine yürütür. Özellikle Müslüman seçmenleri ve soykırım politikalarına karşı çıkan Amerikalıları organize ederek, AIPAC destekli adayların karşısına rakip çıkarmaktadır. [17]

ABD iç siyasetinde İsrail’e yönelik ilk kez gerçek bir lobi savaşının başladığı görülmektedir. Aksa Tufanı ve sonrasında yaşanan gelişmeler, ABD siyasetinde İsrail/Yahudi lobisinin gücünün azalmasında etkili olmuştur.

Sonuç

Aksa Tufanı sonrasında gelinen noktada süreç bölgesel bir hareket olmaktan çıkarak küresel boyutta bir yankı uyandırmıştır. Uluslararası hukuk ve insan hakları söylemlerinin üretim merkezi olan Avrupa, uyguladığı insan hakları karşıtı politikalar ile dünya kamuoyu nezdinde güven kaybına uğramıştır. Kamuoyu önünde şeffaf bilgiye ulaşma ihtiyacı doğrultusunda uluslararası bazı ajansların taraflı yayıncılığı etkisini kaybederken dijital medya güçlenmiştir. Siyasi, ekonomik ve uluslararası örgütler anlamında küresel güçler arasında dengeler yeniden yapılandırılmak zorunda kalmış, Batı değerlerinin etkisi azalmış, Filistin meselesi siyaset koridorlarından taşarak halka ulaşmış, devletler nezdinden halklara doğru yukarıdan aşağıya bir yol takip ederek toplumsal vicdanın sesi haline gelmiştir. Avrupa’nın bazı başkentlerinde Filistin’in devlet olarak tanınması yönünde adımlar atılırken bir yandan da İngiltere gibi bazı Avrupalı devletlerce İsrail’e yönelik silah ve ticaret ambargosu uygulanmıştır. Savaşın başlangıcında İsrail’i destekleyen Almanya, gelinen noktada bu desteği sınırlandırmış ve İsrail’e karşı silah ambargosunun gündeme alındığı bir konuma gelmiştir.

7 Ekim, Ortadoğu’da alışılan statükoyu yıkmakla kalmamış; küresel sistemin adalet, hukuk ve ekonomik güvenlik iddialarını büyük bir testten geçirmiştir. Günümüz itibariyle Filistin meselesinin sadece bir toprak işgali meselesi olmadığı, küresel etik değerleri sorgulayan bir hareket olma özelliği olduğu görülmüştür.

Son Notlar

[1] https://www.inss.org.il/publication/imec/

[2] https://mecouncil.org/publication_chapters/imecs-ambitious-gamble-overcoming-geopolitical-obstacles-in-a-fractured-mediterranean/

[3] https://mecouncil.org/blog_posts/five-years-on-uae-israel-normalization-weathers-the-gaza-storm/

[4] https://arabcenterdc.org/resource/arab-public-opinion-about-israels-war-on-gaza/

[5] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/oslo-anlasmasinin-30-yili-israil-iki-devletli-cozum-idealini-yok-etti/2992058

[6] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/netanyahu-bm-genel-kurulundaki-konusmasinda-filistin-topraklarini-israil-olarak-gosteren-harita-kullandi/3343638

[7] https://tr.mehrnews.com/news/1930979/Hamas-%C4%B1n-ate%C5%9Fkes-yan%C4%B1t%C4%B1na-d%C3%BCnaydan-nas%C4%B1l-tepki-geldi

[8] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bm-genel-kurulu-filistinde-iki-devletli-cozumun-uygulanmasina-iliskin-tasariyi-kabul-etti/3685980

[9] https://www.middleeastmonitor.com/20260102-2025-illegal-israeli-settlement-expansion-in-occupied-west-bank-hits-record-high/

[10] https://www.youtube.com/watch?v=TWdyOmn42jI

[11] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ateskesi-ihlal-eden-israil-gazzenin-cesitli-bolgelerine-yine-saldirilar-duzenledi/3784657

[12] https://dogruhaber.com.tr/hamas-sozcusu-kasimdan-ateskesin-ikinci-asamasina-iliskin-aciklamada-httpsilkhacomdunyahamas-sozcusu-kasimdan-at

[13] https://www.aljazeera.com/news/2024/1/12/icj-genocide-case-what-are-israels-main-arguments

[14] https://www.theguardian.com/world/2024/jan/26/how-south-africas-genocide-case-against-israel-played-out-in-the-hague

[15] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avrupada-filistine-destek-gosterileri-kisitlamalar-yasaklar-ve-gozaltilarla-gecti/3021434

[16] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ispanya-norvec-ve-irlanda-filistin-devletini-resmen-tanidi/3232868

[17] https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/vg/video-galeri/abdde-israil-lobisine-karsi-kurulan-azapacin-amaci-ulkedeki-siyonist-yapiyi-yok-etmek/93425

Özet

Bu analizin yazımındaki temel motivasyon, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı harekâtı sonrasında yaşananları yalnızca askerî ve siyasî çerçevede değil; modern dünyanın dayandığı “evrensel hukuk” ve “insan hakları” ilkelerinin uygulamadaki karşılığının fiilen görüldüğü bu süreç üzerinden değerlendirmektir. Bu süreçte değişen küresel kamuoyu algısını, toplumda oluşan direniş dilini ve devletlerin dış politika stratejilerindeki zorunlu dönüşümleri yeniden anlamlandırmak hedeflenmektedir.

Giriş

7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın İsrail’e yönelik başlattığı Aksa Tufanı adlı operasyon, Orta Doğu’nun yerel politikdinamiklerini sarsmakla kalmamış, aynı zamanda küresel jeopolitik dengelerde bir kırılma noktası oluşturmuştur. Filistin meselesindeki statükoyu yıkan bu gelişme; İsrail ile bazı Arap devletleri arasındaki normalleşme sürecini ve bölgesel ittifakları yeniden tanımlamaya zorlamıştır. Jeopolitik tahtada ise Aksa Tufanı, Orta Doğu üzerindeki atılımların yeniden yapılandırılmasında ve normalleşme senaryolarının askıya alınmasında büyük rol oynamıştır.

Aksa Tufanı ve devamında gelişen olaylar ile birlikte modern dünyada vicdani bir uyanış tetiklenmiştir. Gazze’de başlayan İsrail karşıtı toplumsal eylemler Batı başkentlerine ve dahi uzak doğuya kadar dalga dalga ilerlemiştir. Uluslararası hukuk ve küresel adalet kavramları kamuoyu tarafından sorgulanmaya başlayıp karşılık bulamamış ve yeni çözüm arayışları diplomatik kanallarla gündeme getirilmiştir. Uluslararası Adalet Divanı nezdinde “soykırım emareleri” kararı ve “Netanyahu ve ekibi ile ilgili yakalama kararının” da etkileri üniversite kampüslerine yayılmış, dönüşümün etki alanını genişletmiştir.

Aksa Tufanı, Orta Doğu’da inşa edilen güvenlik ve küresel diplomatik mimariyi yerle bir ederek mevcut uluslararası düzeni değiştirme potansiyelini başlatacak yeni bir zemini oluşturmuştur. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları süresince uluslararası ilişkiler düzeninde sebep olduğu güven sarsıntısı, dünya kamuoyu nezdinde kolektif bir uyanışı tetiklemiştir. Bu süreç ile birlikte 21. yüzyılın yaptırım gücü olmayan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) sisteminin kilitlediği ‘dünya düzeni' ilkesinin geçerliliği müzakere edilmektedir. Dünya genelinde insanlar uluslararası Batılı haber ajanslarının —İsrail karşıtlığı sergilemeyen— güdümlü yayınlarına maruz kalmadan, alışılmışın dışında —filtresiz olarak— dijital kanallar aracılığıyla Gazze katliamına şahit olmuş, söz konusu ajansların taraflı alıntılarını fark ederek kınamıştır. Bu bağlamda uluslararası düzende etkili karar mekanizmaları ile ve küresel sokağın sesi arasındaki mesafe açılmıştır. Milletlerin sesi haline gelen Filistin meselesi, küresel vicdanda adalet, onur ve özgürlük mücadelesine dönüşmüştür.

Aksa Tufanı süreci küresel sistemdeki dönüştürücü etkisiyle; siyasi ilişkiler, toplum psikolojisi, güvenlik mimarisi ve 7 Ekim sonrası uyanan kolektif bilinç bağlamında bir dönüm noktası olmuştur.

7 Ekim ve Ekonomi Koridoru’nun Askıya Alınması

2023 yılının Eylül ayında Yeni Delhi G20 Zirvesi'nde ABD öncülüğüyle ilan edilen “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa” Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi Aksa Tufanı’nın en çok etkilediği uluslararası ekonomik organizasyonlardan birisidir.Çin’in 'Kuşak-Yol' projesine alternatif olarak planlanan ve İsrail’i önemli bir ticari istasyon olarak konumlayan proje, Aksa Tufanı ile birlikte belirsiz bir süre için rafa kaldırılmıştır. Hayfa Limanı, koridorun Avrupa’ya açılan ana kapısı olarak konumlandırılırken projenin bölgesel entegrasyonu sağlaması bekleniyordu[1]. Böylece İsrail’in Arap dünyasıyla olan ilişkilerinde normalleşmesi yalnızca siyasi değil, ekonomik bir zorunluluk niteliği kazanmıştı. IMEC’in belirsizliğe girmesi Çin’in bölgedeki politik araçlarını güçlendirirken alternatif rotaların (örneğin Türkiye üzerinden geçecek yolların veya kuzey koridorlarının) önemini yeniden gündeme getirdi[2]. Gelinen nokta, ekonomik normalleşme senaryolarının Filistin meselesi çözülmeden güvenli bir şekilde hayata geçirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Bazı Arap devletleri ile İsrail arasındaki normalleşme[3] (İbrahim Anlaşmaları), Arap sokağında destek görmemiş ve kutuplaşmaya sebep olmuştur. Anlaşmalar, halkların vicdanı ile devletlerin pragmatizmi arasındaki kırılmayı şiddetlendirmiş, kamuoyunda “Filistin ve Mescid-i Aksa davasına” ihanet olarak sayılmıştır. Müslüman dünyanın gözünde Filistin meselesi, fayda odaklı iş birlikleri ile önemsizleştirilemeyecek bir noktada durmaktadır[4].

Birleşmiş Milletler Çözümünün İflası

1993 Oslo Anlaşması ile sembolleşen iki devletli çözüm süreci, —İsrail’in 1900’lerin ilk çeyreği itibariyle bölgedeki yerleşim stratejisi düşünüldüğünde— 'toprak karşılığı barış' ilkesine dayanmaktadır. İsrail’in sistematik biçimde yürüttüğü “mekânsal tahakküm” hamleleriyle barış umutlarının ters yönlerde ilerlemesi, Aksa Tufanı sonrasında iki taraf açısından da iki devletli çözümün artık makul bir seçenek olmadığını ortaya koymuştur. Otuz yıla ulaşan çözüm sürecinin somut bir sonuca ulaşmaması, diplomatik kanallara olan inancı sarsmıştır. ABD’nin sürekli olarak söylem düzeyinde tuttuğu iki devletli çözüm planı, artık sahada karşılığı olmayan teorik bir boyuta dönüşmüştür. Çünkü yalnızca retorik ile Filistin halkının egemenlik haklarının tanınamayacağı, kalıcı bir güven ve istikrarın oluşamayacağı —2023 Ekim ayından beri Gazze’de yaşananlar ve uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler’in etkisizliğinden dolayı—ortaya çıkmıştır.

Yalnızca Filistin değil İsrail kamuoyunda Oslo’ya yönelik tutum incelendiğinde Filistin’in bağımsızlığı ve çözüm sürecine şiddetle karşı çıkıldığı[5] görülmektedir. Netanyahu, hazırladıkları “Yeni Orta Doğu” haritasını sunarak iki devletli çözümün geçerliliğini kabul etmediklerini ima etmektedir[6].

Hamas’ın iki devletli çözüm konusundaki tutumu, Aksa Tufanı sonrası süreçte şartlı duruşunu korurken geçici uzlaşıyı da değerlendirme yönündedir.[7] Hamas’ın politikasına bakıldığında bu durum, İsrail’in varlık hakkını tanıma anlamı taşımamakla beraber Filistin halkının birliğini sağlamak adına atılan stratejik bir adım[8] olarak görülmektedir. Beklentilerin karşılandığı bir çözüm sürecine girilse dahi süresiz bir işgalin kılıfı niteliğinde olan Oslo modelini reddetmektedir. İsrail, Oslo Antlaşması ile öngörülen “toprak bütünlüğü” ilkesini ihlal etmeye devam etmekte,[9]geçtiğimiz ekim ayında başlayan henüz ateşkesin yürürlüğe girdiği ilk hafta Gazze açıklarında balıkçıları[10], ateşkes kapsamında çekilmesi gereken bölgelerde çocukları keskin nişancılar ile vurmakta[11] ve sivil halka yardımların ulaşmasını engellemeye devam etmektedir. Gelinen aşamada ateşkesin ikinci aşamasına yönelik çalışmalar devam ederken[12], İsrail’in ihlallerine rağmen masada süreç hâlâ devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Küresel Güney’den Yükselen Ses

Yeni diplomatik dönemin en somut hukuki adımı olan, Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davası, uluslararası hukukun güvenilirliği için de önemli bir sınav olarak görülmektedir. Dava sadece yargılama değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen Birleşmiş Milletler sisteminin kendi etik değerleriyle çeliştiğini de gözler önüne sermektedir.

Mahkemede alınan kararlar neticesinde savaş sırasında sivillerin acı çekmesinin kaçınılmaz olduğu ifade edilmiş, İsrail saldırılarının soykırıma yakın suçlar olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında İsrail, sivil ölümlerinden doğrudan ve dolaylı sebepler göstererek Hamas'ı sorumlu tutmuştur[13]. Sonrasında Güney Afrika, İsrail tarafından iftira ve iş birliği içinde olmakla suçlanmıştır[14]. Mahkeme’nin savaşları ve katliamı durdurmaya yetkisi olmasa da İsrail’in uluslararası kamuoyundaki imajının aşınmasını sağlamıştır. Bununla birlikte Küresel Güney'de ve Batı kamuoyu önünde, İsrail politikalarının "işgalci güç" ve "savaş suçlusu" sıfatlarıyla anılmaya başlaması bu kararın ne denli önem taşıdığına işaret etmektedir. Dava sonrasında dünya kamuoyu nezdinde İsrail aleyhine oluşan negatif etki Avrupa’ya duyulan güvenin azalması olarak artmıştır.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri İsrail'e verdikleri neredeyse koşulsuz destek ile uluslararası hukuk ve insancıl değerler konusunda taraflı tutumlarını gözler önüne sermiş, birçok Avrupa başkenti Filistin yanlısı protestoları yasaklama girişiminde bulunduğu için[15] ifade özgürlüğünü engellediğine dair tartışmalara konu olmuştur.

İspanya ve İrlanda gibi ülkeler, AB'nin genel İsrail politikası çizgisinden ayrılarak eleştirel bir tutum izlemiş, Filistin’i devlet olarak tanımış ve bu durumda ile oluşan ayrışma[16], AB’nin ortak dış politika oluşturamadığını göstermiştir. 

ABD’de İsrail Lobisi’nin Zayıflaması

Aksa Tufanı sonrası ABD’de iç ve dış siyaseti etkileyen İsrail lobisine karşı yeni tutum ve oluşumlar hayat bulmuştur.ABD siyasetindeki İsrail mekanizmalarına karşı en cesur meydan okumalardan biri olan AZAPAC (Anti-Zionist America Political Action Committee) hareketi, ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe karşı çıkma motivasyonu ile kurulmuştur. Temelde de İsrail yanlısı bir lobi kuruluşu olan AIPAC (American Israel Public Affairs Committee) karşıtlığından doğmuştur. Çalışmalarını Amerikan vergileri İsrail'in askeri operasyonlarına harcamayacak adayların desteklemesi üzerine yürütür. Özellikle Müslüman seçmenleri ve soykırım politikalarına karşı çıkan Amerikalıları organize ederek, AIPAC destekli adayların karşısına rakip çıkarmaktadır. [17]

ABD iç siyasetinde İsrail’e yönelik ilk kez gerçek bir lobi savaşının başladığı görülmektedir. Aksa Tufanı ve sonrasında yaşanan gelişmeler, ABD siyasetinde İsrail/Yahudi lobisinin gücünün azalmasında etkili olmuştur.

Sonuç

Aksa Tufanı sonrasında gelinen noktada süreç bölgesel bir hareket olmaktan çıkarak küresel boyutta bir yankı uyandırmıştır. Uluslararası hukuk ve insan hakları söylemlerinin üretim merkezi olan Avrupa, uyguladığı insan hakları karşıtı politikalar ile dünya kamuoyu nezdinde güven kaybına uğramıştır. Kamuoyu önünde şeffaf bilgiye ulaşma ihtiyacı doğrultusunda uluslararası bazı ajansların taraflı yayıncılığı etkisini kaybederken dijital medya güçlenmiştir. Siyasi, ekonomik ve uluslararası örgütler anlamında küresel güçler arasında dengeler yeniden yapılandırılmak zorunda kalmış, Batı değerlerinin etkisi azalmış, Filistin meselesi siyaset koridorlarından taşarak halka ulaşmış, devletler nezdinden halklara doğru yukarıdan aşağıya bir yol takip ederek toplumsal vicdanın sesi haline gelmiştir. Avrupa’nın bazı başkentlerinde Filistin’in devlet olarak tanınması yönünde adımlar atılırken bir yandan da İngiltere gibi bazı Avrupalı devletlerce İsrail’e yönelik silah ve ticaret ambargosu uygulanmıştır. Savaşın başlangıcında İsrail’i destekleyen Almanya, gelinen noktada bu desteği sınırlandırmış ve İsrail’e karşı silah ambargosunun gündeme alındığı bir konuma gelmiştir.

7 Ekim, Ortadoğu’da alışılan statükoyu yıkmakla kalmamış; küresel sistemin adalet, hukuk ve ekonomik güvenlik iddialarını büyük bir testten geçirmiştir. Günümüz itibariyle Filistin meselesinin sadece bir toprak işgali meselesi olmadığı, küresel etik değerleri sorgulayan bir hareket olma özelliği olduğu görülmüştür.

Son Notlar

[1] https://www.inss.org.il/publication/imec/

[2] https://mecouncil.org/publication_chapters/imecs-ambitious-gamble-overcoming-geopolitical-obstacles-in-a-fractured-mediterranean/

[3] https://mecouncil.org/blog_posts/five-years-on-uae-israel-normalization-weathers-the-gaza-storm/

[4] https://arabcenterdc.org/resource/arab-public-opinion-about-israels-war-on-gaza/

[5] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/oslo-anlasmasinin-30-yili-israil-iki-devletli-cozum-idealini-yok-etti/2992058

[6] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/netanyahu-bm-genel-kurulundaki-konusmasinda-filistin-topraklarini-israil-olarak-gosteren-harita-kullandi/3343638

[7] https://tr.mehrnews.com/news/1930979/Hamas-%C4%B1n-ate%C5%9Fkes-yan%C4%B1t%C4%B1na-d%C3%BCnaydan-nas%C4%B1l-tepki-geldi

[8] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bm-genel-kurulu-filistinde-iki-devletli-cozumun-uygulanmasina-iliskin-tasariyi-kabul-etti/3685980

[9] https://www.middleeastmonitor.com/20260102-2025-illegal-israeli-settlement-expansion-in-occupied-west-bank-hits-record-high/

[10] https://www.youtube.com/watch?v=TWdyOmn42jI

[11] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ateskesi-ihlal-eden-israil-gazzenin-cesitli-bolgelerine-yine-saldirilar-duzenledi/3784657

[12] https://dogruhaber.com.tr/hamas-sozcusu-kasimdan-ateskesin-ikinci-asamasina-iliskin-aciklamada-httpsilkhacomdunyahamas-sozcusu-kasimdan-at

[13] https://www.aljazeera.com/news/2024/1/12/icj-genocide-case-what-are-israels-main-arguments

[14] https://www.theguardian.com/world/2024/jan/26/how-south-africas-genocide-case-against-israel-played-out-in-the-hague

[15] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avrupada-filistine-destek-gosterileri-kisitlamalar-yasaklar-ve-gozaltilarla-gecti/3021434

[16] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ispanya-norvec-ve-irlanda-filistin-devletini-resmen-tanidi/3232868

[17] https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/vg/video-galeri/abdde-israil-lobisine-karsi-kurulan-azapacin-amaci-ulkedeki-siyonist-yapiyi-yok-etmek/93425

Özet

Bu analizin yazımındaki temel motivasyon, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı harekâtı sonrasında yaşananları yalnızca askerî ve siyasî çerçevede değil; modern dünyanın dayandığı “evrensel hukuk” ve “insan hakları” ilkelerinin uygulamadaki karşılığının fiilen görüldüğü bu süreç üzerinden değerlendirmektir. Bu süreçte değişen küresel kamuoyu algısını, toplumda oluşan direniş dilini ve devletlerin dış politika stratejilerindeki zorunlu dönüşümleri yeniden anlamlandırmak hedeflenmektedir.

Giriş

7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ın İsrail’e yönelik başlattığı Aksa Tufanı adlı operasyon, Orta Doğu’nun yerel politikdinamiklerini sarsmakla kalmamış, aynı zamanda küresel jeopolitik dengelerde bir kırılma noktası oluşturmuştur. Filistin meselesindeki statükoyu yıkan bu gelişme; İsrail ile bazı Arap devletleri arasındaki normalleşme sürecini ve bölgesel ittifakları yeniden tanımlamaya zorlamıştır. Jeopolitik tahtada ise Aksa Tufanı, Orta Doğu üzerindeki atılımların yeniden yapılandırılmasında ve normalleşme senaryolarının askıya alınmasında büyük rol oynamıştır.

Aksa Tufanı ve devamında gelişen olaylar ile birlikte modern dünyada vicdani bir uyanış tetiklenmiştir. Gazze’de başlayan İsrail karşıtı toplumsal eylemler Batı başkentlerine ve dahi uzak doğuya kadar dalga dalga ilerlemiştir. Uluslararası hukuk ve küresel adalet kavramları kamuoyu tarafından sorgulanmaya başlayıp karşılık bulamamış ve yeni çözüm arayışları diplomatik kanallarla gündeme getirilmiştir. Uluslararası Adalet Divanı nezdinde “soykırım emareleri” kararı ve “Netanyahu ve ekibi ile ilgili yakalama kararının” da etkileri üniversite kampüslerine yayılmış, dönüşümün etki alanını genişletmiştir.

Aksa Tufanı, Orta Doğu’da inşa edilen güvenlik ve küresel diplomatik mimariyi yerle bir ederek mevcut uluslararası düzeni değiştirme potansiyelini başlatacak yeni bir zemini oluşturmuştur. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları süresince uluslararası ilişkiler düzeninde sebep olduğu güven sarsıntısı, dünya kamuoyu nezdinde kolektif bir uyanışı tetiklemiştir. Bu süreç ile birlikte 21. yüzyılın yaptırım gücü olmayan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) sisteminin kilitlediği ‘dünya düzeni' ilkesinin geçerliliği müzakere edilmektedir. Dünya genelinde insanlar uluslararası Batılı haber ajanslarının —İsrail karşıtlığı sergilemeyen— güdümlü yayınlarına maruz kalmadan, alışılmışın dışında —filtresiz olarak— dijital kanallar aracılığıyla Gazze katliamına şahit olmuş, söz konusu ajansların taraflı alıntılarını fark ederek kınamıştır. Bu bağlamda uluslararası düzende etkili karar mekanizmaları ile ve küresel sokağın sesi arasındaki mesafe açılmıştır. Milletlerin sesi haline gelen Filistin meselesi, küresel vicdanda adalet, onur ve özgürlük mücadelesine dönüşmüştür.

Aksa Tufanı süreci küresel sistemdeki dönüştürücü etkisiyle; siyasi ilişkiler, toplum psikolojisi, güvenlik mimarisi ve 7 Ekim sonrası uyanan kolektif bilinç bağlamında bir dönüm noktası olmuştur.

7 Ekim ve Ekonomi Koridoru’nun Askıya Alınması

2023 yılının Eylül ayında Yeni Delhi G20 Zirvesi'nde ABD öncülüğüyle ilan edilen “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa” Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi Aksa Tufanı’nın en çok etkilediği uluslararası ekonomik organizasyonlardan birisidir.Çin’in 'Kuşak-Yol' projesine alternatif olarak planlanan ve İsrail’i önemli bir ticari istasyon olarak konumlayan proje, Aksa Tufanı ile birlikte belirsiz bir süre için rafa kaldırılmıştır. Hayfa Limanı, koridorun Avrupa’ya açılan ana kapısı olarak konumlandırılırken projenin bölgesel entegrasyonu sağlaması bekleniyordu[1]. Böylece İsrail’in Arap dünyasıyla olan ilişkilerinde normalleşmesi yalnızca siyasi değil, ekonomik bir zorunluluk niteliği kazanmıştı. IMEC’in belirsizliğe girmesi Çin’in bölgedeki politik araçlarını güçlendirirken alternatif rotaların (örneğin Türkiye üzerinden geçecek yolların veya kuzey koridorlarının) önemini yeniden gündeme getirdi[2]. Gelinen nokta, ekonomik normalleşme senaryolarının Filistin meselesi çözülmeden güvenli bir şekilde hayata geçirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Bazı Arap devletleri ile İsrail arasındaki normalleşme[3] (İbrahim Anlaşmaları), Arap sokağında destek görmemiş ve kutuplaşmaya sebep olmuştur. Anlaşmalar, halkların vicdanı ile devletlerin pragmatizmi arasındaki kırılmayı şiddetlendirmiş, kamuoyunda “Filistin ve Mescid-i Aksa davasına” ihanet olarak sayılmıştır. Müslüman dünyanın gözünde Filistin meselesi, fayda odaklı iş birlikleri ile önemsizleştirilemeyecek bir noktada durmaktadır[4].

Birleşmiş Milletler Çözümünün İflası

1993 Oslo Anlaşması ile sembolleşen iki devletli çözüm süreci, —İsrail’in 1900’lerin ilk çeyreği itibariyle bölgedeki yerleşim stratejisi düşünüldüğünde— 'toprak karşılığı barış' ilkesine dayanmaktadır. İsrail’in sistematik biçimde yürüttüğü “mekânsal tahakküm” hamleleriyle barış umutlarının ters yönlerde ilerlemesi, Aksa Tufanı sonrasında iki taraf açısından da iki devletli çözümün artık makul bir seçenek olmadığını ortaya koymuştur. Otuz yıla ulaşan çözüm sürecinin somut bir sonuca ulaşmaması, diplomatik kanallara olan inancı sarsmıştır. ABD’nin sürekli olarak söylem düzeyinde tuttuğu iki devletli çözüm planı, artık sahada karşılığı olmayan teorik bir boyuta dönüşmüştür. Çünkü yalnızca retorik ile Filistin halkının egemenlik haklarının tanınamayacağı, kalıcı bir güven ve istikrarın oluşamayacağı —2023 Ekim ayından beri Gazze’de yaşananlar ve uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler’in etkisizliğinden dolayı—ortaya çıkmıştır.

Yalnızca Filistin değil İsrail kamuoyunda Oslo’ya yönelik tutum incelendiğinde Filistin’in bağımsızlığı ve çözüm sürecine şiddetle karşı çıkıldığı[5] görülmektedir. Netanyahu, hazırladıkları “Yeni Orta Doğu” haritasını sunarak iki devletli çözümün geçerliliğini kabul etmediklerini ima etmektedir[6].

Hamas’ın iki devletli çözüm konusundaki tutumu, Aksa Tufanı sonrası süreçte şartlı duruşunu korurken geçici uzlaşıyı da değerlendirme yönündedir.[7] Hamas’ın politikasına bakıldığında bu durum, İsrail’in varlık hakkını tanıma anlamı taşımamakla beraber Filistin halkının birliğini sağlamak adına atılan stratejik bir adım[8] olarak görülmektedir. Beklentilerin karşılandığı bir çözüm sürecine girilse dahi süresiz bir işgalin kılıfı niteliğinde olan Oslo modelini reddetmektedir. İsrail, Oslo Antlaşması ile öngörülen “toprak bütünlüğü” ilkesini ihlal etmeye devam etmekte,[9]geçtiğimiz ekim ayında başlayan henüz ateşkesin yürürlüğe girdiği ilk hafta Gazze açıklarında balıkçıları[10], ateşkes kapsamında çekilmesi gereken bölgelerde çocukları keskin nişancılar ile vurmakta[11] ve sivil halka yardımların ulaşmasını engellemeye devam etmektedir. Gelinen aşamada ateşkesin ikinci aşamasına yönelik çalışmalar devam ederken[12], İsrail’in ihlallerine rağmen masada süreç hâlâ devam ettirilmeye çalışılmaktadır.

Küresel Güney’den Yükselen Ses

Yeni diplomatik dönemin en somut hukuki adımı olan, Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davası, uluslararası hukukun güvenilirliği için de önemli bir sınav olarak görülmektedir. Dava sadece yargılama değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen Birleşmiş Milletler sisteminin kendi etik değerleriyle çeliştiğini de gözler önüne sermektedir.

Mahkemede alınan kararlar neticesinde savaş sırasında sivillerin acı çekmesinin kaçınılmaz olduğu ifade edilmiş, İsrail saldırılarının soykırıma yakın suçlar olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında İsrail, sivil ölümlerinden doğrudan ve dolaylı sebepler göstererek Hamas'ı sorumlu tutmuştur[13]. Sonrasında Güney Afrika, İsrail tarafından iftira ve iş birliği içinde olmakla suçlanmıştır[14]. Mahkeme’nin savaşları ve katliamı durdurmaya yetkisi olmasa da İsrail’in uluslararası kamuoyundaki imajının aşınmasını sağlamıştır. Bununla birlikte Küresel Güney'de ve Batı kamuoyu önünde, İsrail politikalarının "işgalci güç" ve "savaş suçlusu" sıfatlarıyla anılmaya başlaması bu kararın ne denli önem taşıdığına işaret etmektedir. Dava sonrasında dünya kamuoyu nezdinde İsrail aleyhine oluşan negatif etki Avrupa’ya duyulan güvenin azalması olarak artmıştır.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri İsrail'e verdikleri neredeyse koşulsuz destek ile uluslararası hukuk ve insancıl değerler konusunda taraflı tutumlarını gözler önüne sermiş, birçok Avrupa başkenti Filistin yanlısı protestoları yasaklama girişiminde bulunduğu için[15] ifade özgürlüğünü engellediğine dair tartışmalara konu olmuştur.

İspanya ve İrlanda gibi ülkeler, AB'nin genel İsrail politikası çizgisinden ayrılarak eleştirel bir tutum izlemiş, Filistin’i devlet olarak tanımış ve bu durumda ile oluşan ayrışma[16], AB’nin ortak dış politika oluşturamadığını göstermiştir. 

ABD’de İsrail Lobisi’nin Zayıflaması

Aksa Tufanı sonrası ABD’de iç ve dış siyaseti etkileyen İsrail lobisine karşı yeni tutum ve oluşumlar hayat bulmuştur.ABD siyasetindeki İsrail mekanizmalarına karşı en cesur meydan okumalardan biri olan AZAPAC (Anti-Zionist America Political Action Committee) hareketi, ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe karşı çıkma motivasyonu ile kurulmuştur. Temelde de İsrail yanlısı bir lobi kuruluşu olan AIPAC (American Israel Public Affairs Committee) karşıtlığından doğmuştur. Çalışmalarını Amerikan vergileri İsrail'in askeri operasyonlarına harcamayacak adayların desteklemesi üzerine yürütür. Özellikle Müslüman seçmenleri ve soykırım politikalarına karşı çıkan Amerikalıları organize ederek, AIPAC destekli adayların karşısına rakip çıkarmaktadır. [17]

ABD iç siyasetinde İsrail’e yönelik ilk kez gerçek bir lobi savaşının başladığı görülmektedir. Aksa Tufanı ve sonrasında yaşanan gelişmeler, ABD siyasetinde İsrail/Yahudi lobisinin gücünün azalmasında etkili olmuştur.

Sonuç

Aksa Tufanı sonrasında gelinen noktada süreç bölgesel bir hareket olmaktan çıkarak küresel boyutta bir yankı uyandırmıştır. Uluslararası hukuk ve insan hakları söylemlerinin üretim merkezi olan Avrupa, uyguladığı insan hakları karşıtı politikalar ile dünya kamuoyu nezdinde güven kaybına uğramıştır. Kamuoyu önünde şeffaf bilgiye ulaşma ihtiyacı doğrultusunda uluslararası bazı ajansların taraflı yayıncılığı etkisini kaybederken dijital medya güçlenmiştir. Siyasi, ekonomik ve uluslararası örgütler anlamında küresel güçler arasında dengeler yeniden yapılandırılmak zorunda kalmış, Batı değerlerinin etkisi azalmış, Filistin meselesi siyaset koridorlarından taşarak halka ulaşmış, devletler nezdinden halklara doğru yukarıdan aşağıya bir yol takip ederek toplumsal vicdanın sesi haline gelmiştir. Avrupa’nın bazı başkentlerinde Filistin’in devlet olarak tanınması yönünde adımlar atılırken bir yandan da İngiltere gibi bazı Avrupalı devletlerce İsrail’e yönelik silah ve ticaret ambargosu uygulanmıştır. Savaşın başlangıcında İsrail’i destekleyen Almanya, gelinen noktada bu desteği sınırlandırmış ve İsrail’e karşı silah ambargosunun gündeme alındığı bir konuma gelmiştir.

7 Ekim, Ortadoğu’da alışılan statükoyu yıkmakla kalmamış; küresel sistemin adalet, hukuk ve ekonomik güvenlik iddialarını büyük bir testten geçirmiştir. Günümüz itibariyle Filistin meselesinin sadece bir toprak işgali meselesi olmadığı, küresel etik değerleri sorgulayan bir hareket olma özelliği olduğu görülmüştür.

Son Notlar

[1] https://www.inss.org.il/publication/imec/

[2] https://mecouncil.org/publication_chapters/imecs-ambitious-gamble-overcoming-geopolitical-obstacles-in-a-fractured-mediterranean/

[3] https://mecouncil.org/blog_posts/five-years-on-uae-israel-normalization-weathers-the-gaza-storm/

[4] https://arabcenterdc.org/resource/arab-public-opinion-about-israels-war-on-gaza/

[5] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/oslo-anlasmasinin-30-yili-israil-iki-devletli-cozum-idealini-yok-etti/2992058

[6] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/netanyahu-bm-genel-kurulundaki-konusmasinda-filistin-topraklarini-israil-olarak-gosteren-harita-kullandi/3343638

[7] https://tr.mehrnews.com/news/1930979/Hamas-%C4%B1n-ate%C5%9Fkes-yan%C4%B1t%C4%B1na-d%C3%BCnaydan-nas%C4%B1l-tepki-geldi

[8] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/bm-genel-kurulu-filistinde-iki-devletli-cozumun-uygulanmasina-iliskin-tasariyi-kabul-etti/3685980

[9] https://www.middleeastmonitor.com/20260102-2025-illegal-israeli-settlement-expansion-in-occupied-west-bank-hits-record-high/

[10] https://www.youtube.com/watch?v=TWdyOmn42jI

[11] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ateskesi-ihlal-eden-israil-gazzenin-cesitli-bolgelerine-yine-saldirilar-duzenledi/3784657

[12] https://dogruhaber.com.tr/hamas-sozcusu-kasimdan-ateskesin-ikinci-asamasina-iliskin-aciklamada-httpsilkhacomdunyahamas-sozcusu-kasimdan-at

[13] https://www.aljazeera.com/news/2024/1/12/icj-genocide-case-what-are-israels-main-arguments

[14] https://www.theguardian.com/world/2024/jan/26/how-south-africas-genocide-case-against-israel-played-out-in-the-hague

[15] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/avrupada-filistine-destek-gosterileri-kisitlamalar-yasaklar-ve-gozaltilarla-gecti/3021434

[16] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ispanya-norvec-ve-irlanda-filistin-devletini-resmen-tanidi/3232868

[17] https://www.aa.com.tr/tr/ayrimcilikhatti/vg/video-galeri/abdde-israil-lobisine-karsi-kurulan-azapacin-amaci-ulkedeki-siyonist-yapiyi-yok-etmek/93425

Bu Sayfada:

title

title

title

İlginizi çekebilir

İlginizi çekebilir

İlginizi çekebilir

• Kudüs Çalışma Grubu • Kudüs Çalışma Grubu