
Giriş
Tarih boyunca Kudüs sayısız kuşatma ve işgale sahne olmuş, surları birçok kez yıkılmış ve farklı uygarlıklar tarafından yeniden kurulmuştur. Şehrin binlerce yıllık siyasi, dini ve demografik değişimlerinin doğrudan yansıması olarak surlar ve kapılar da farklı sebeplerle birçok kez yıkılıp yeniden inşa edilmiştir.
Kudüs’ün Surları

Kudüs Surları genel görünüm
Yahudi kaynaklarında MÖ 10. yüzyılda dahi şehrin surlarla çevrili olduğuna dair bilgiler yer almaktadır. Kudüs’ü almak isteyen Hz. Davud surlardan geçemeyince, surların altında yer alan su tünellerini kullanarak şehre girip kontrolü sağladığı rivayet edilmektedir.[1] MÖ 586’da Babil Kralı Buhtunnasr’ın şehri işgalinde bugünkü Mescid-i Aksa arazisiile birlikte surları da tamamen yıkıp şehri yerle bir ettiği söylenmektedir.[2]
1099’da Kudüs’ü işgal eden Haçlılar, şehri savunmak amacıyla 1116-1117 yılları arasında surları kapsamlı bir şekilde onarıp güçlendirmiş, çeşitli burçlar ve kuleler eklemiştir.[3] 1187’de Kudüs’ü Haçlılardan geri alan Selahaddin Eyyubi, olası bir Haçlı saldırısına karşı şehri korumak için surları ve güvenlik sistemlerini sağlamlaştırmıştır. Ancak ilerleyen dönemlerde stratejik bir hamle sonucu Eyyubi Meliki el-Melikü’l Muazzam İsa tarafından şehrin surları yıktırılmıştır. 1219 yılında V. Haçlı Seferi sırasında şehrin Haçlıların eline geçip güçlü bir askeri üs olarak kullanılması tehlikesine karşı, Eyyübiler tarafından Davud Kulesi hariç bütün surların yıkımı emredilmiştir.[4] Halk arasında büyük bir tepkiye yol açan bu kararın büyük bir kitlenin ve birçok ilim adamının Şam’a göç etmesiyle şehrin kimliği açısından olumsuz sonuçları olmuştur. Memlükler döneminde surlar inşa edilmemiş, 300 yıldan fazla bir süre harabe halinde kalmıştır.
Kudüs surları günümüzdeki görüntüsüne Osmanlı döneminde kavuşmuştur. Mercidabık Savaşı (1516) sonrasında Memlüklerden teslim alınan Kudüs’ün imarına Yavuz Sultan Selim zamanında başlanılmış, imar ve inşa faaliyetleri Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçekleştirilmiştir. Şehrin su sıkıntısını gidermek, Mescid-i Aksa’nın bakım ve onarımı ile surların yeniden inşası Kanuni döneminin Kudüs’te önem verilen hizmetlerinden olmuştur. Eyyubi döneminde siyasi bir hamle olarak yıkılan surlar, 1536-1541 yılları arasında olası saldırılardan korumak maksadıyla var olan kalıntıların üzerine yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde mevcut olan surlar ve kapılar bu dönemden kalmıştır. 868 dönümlük Eski Şehir’i çevreleyen surlar, 12 m yüksekliğe ve 4 km uzunluğa sahiptir.[5]
Kudüs’ün Kapıları
Onarılan surların üzerine şehrin farklı bölgelerine açılan yedi kapı yapılmıştır.[6] Açılan kapılar Roma, Bizans, Haçlılar ve İslami dönemdeki temeller üzerine tasarlanmıştır. Bu kapıların isimleri değiştirilmemiş, var olan isimleri muhafaza edilmiştir. Kadim Kudüs’ün altısı Kanuni Sultan Süleyman döneminde, bir tanesi de Sultan II. Abdülhamid döneminde açılan yedi kapısı mevcuttur.
Esbat Kapısı (Aslanlı Kapı)

Esbat Kapısı (Aslanlı Kapı)
Şehrin doğu tarafındaki surların kuzey kısmında bulunan Esbat Kapısı, 1538-1539 yılları arasında inşa edilmiştir. Mevcut görünümü Osmanlı döneminden kalmış olsa da kapının inşasına dair en eski veriler Hz. Ömer’in Kudüs’ün fethine kadar uzanmaktadır. 1213 yılında Kudüs’ü elinde bulunduran Eyyubiler döneminde yeniden yapılmış, 1367 yılında Memlükler döneminde ise tadilata uğramıştır.[7]
Kapı büyük bir girişten ve onu çevreleyen sivri kemerden oluşur. Kemerin üzerinde düşmana kızgın yağ dökmek ve ok atmak amacıyla tasarlanan taştan bir burç vardır. Kapının Türkçe ve Arapça olmak üzere iki kitabesi mevcuttur. Arapça kitabede yaptıran sultanın adı ve yapım tarihi yazılıdır. Türkçe kitabede ise buna ek olarak kapının yapımında emeği geçen Hacı Hasan Bey’in adı geçmektedir.
Esbat kelimesi Türkçe’ye kabileler anlamında çevrilmiş, Hz. Yakup’un on iki oğlunun soyundan gelenlerin oluşturduğu on iki oymak için kullanılmıştır. Rivayet edildiğine göre tarihte Yahudiler Kudüs’ü —muhtemelen milattan önce— ele geçirdiklerinde şehre bu kapıdan girmiş ve bu nedenle kapı Babü’l-Esbat olarak isimlendirilmiştir.[8] 1967’de İsrail Kudüs’ü işgal ettiğinde şehri ele geçirmek için yine bu kapıyı kullanmıştır. İsrail savunma bakanı Moşe Dayan, genelkurmay başkanı Yitzhak Rabin ve Kudüs komutanı Uzi Narkiss arkalarındaki askerî erkan ile birlikte şehre Esbat kapısından girmişlerdir.

Moşe Dayan, Yitzhak Rabin ve Uzi Narkiss şehre Esbat kapısından giriyorlar 1967.
Kapı farklı dönemlerde farklı isimlerle anılmıştır. Dış cephesinde bulunan pars figürlerinden dolayı halk arasında Aslanlı Kapı (Lion Gate) ismi kullanılmaktadır. Hz. Meryem’in doğduğuna inanılan yere yakın olması nedeniyle Hristiyanlar tarafından Sitti Meryem (Meryem Hatun) Kapısı olarak da isimlendirilmiştir. Haçlılar döneminde Yahudi otoritesini eleştirdiği için taşlanarak öldürülen ve bu nedenle Hristiyanlığın ilk şehidi olarak kabul edilen St. Stefanos’un anısına Aziz Stenfanos Kapısı olarak da kullanılmıştır.
Esbat Kapısı, Kadim Kudüs’ün Müslüman mahallesine açılan kapı şehrin Mescid-i Aksa’ya en yakın kapısıdır. Aynı zamanda Hristiyanların hac yolu olan Via Dolorosa’nın[9] da başlangıç noktasıdır. Bu nedenle Müslüman ve Hristiyan ziyaretçiler sıklıkla bu kapıyı kullanmaktadır. Kapının sol tarafında Babü’r Rahme, sağ tarafında ise Yusufiyye Mezarlığı bulunmaktadır.
Şam Kapısı (Babu’l Amud/ Sütunlu Kapı)

Şam Kapısı (Babu’l Amud/ Sütunlu Kapı)
Kudüs Eski Şehir surlarının kuzeyinde yer alan Şam Kapısı, merkezi konumundan dolayı yoğun olarak kullanılmaktadır. 1588 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş, mimari açıdan en gösterişli kapıdır. Şam’a giden kervanların hareket noktası olmasından kaynaklı bu ismi almıştır. Bir diğer adı da Sütunlu Kapı’dır (Babu’l-Amud). Kapının içerisine Roma İmparatoru Hadrianus döneminde bir sütun eklendiği için bu isimle anıldığı söylenmektedir. Ancak bu direk günümüze ulaşmamıştır.[10] Yahudi kutsal metinlerinde bu kapıdan Şehem (Nablus) Kapısı şeklinde bahsedilir.
Şam Kapısı, şehrin güvenliği açısından önem verilen bir nokta olmuştur. Konumu nedeniyle diğer kapıların aksine doğal savunma imkânı bulunmamaktadır. Bu nedenle kapının üst kısmına, düşmanın üzerine kızgın yağ ve kaynar su dökmek amacıyla yağdanlık balkonları yapılmıştır. Kapının üzerinde, kemerle giriş arasında kitabe bulunmaktadır.
1967’de İsrail’in Kudüs’ü işgalinden bu yana Şam Kapısı önünde sıkı güvenlik tedbirleri uygulanmaktadır. Bu uygulamalar sonucunda Filistinliler ve İsrail polisi arasında sıklıkla çatışmalar yaşanmaktadır. Kapının bulunduğu bölgede İsrail işgal kuvvetleri tarafından şehit edilen Filistinlilerden dolayı Şehitler Kapısı olarak da anılmaya başlanmıştır. Hikâyeleri ülke sınırını aşan ve dünyaya yayılan Filistinli Danya ve Raid de bu kapının önünde şehit edilmiştir.
Birkaç yıl öncesine kadar bu kapının önü sosyal açıdan canlı bir mekân iken günümüzde İsrail bu meydanda uzun süreli kalmaya izin vermemektedir. Tıpkı Sahire Kapısı’nda olduğu gibi girişinde polis kontrol noktası vardır.
Sahire Kapısı

Sahire Kapısı
Kudüs’ün kuzey surlarında, Şam Kapısı’nın doğusunda yer alan ve günümüzde doğrudan Müslüman mahallesine açılan kapıdır. Mevcut yapısı, 1537-1538 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman'ın başlattığı imar faaliyetleri kapsamında inşa edilmiştir.
Sahire Kapısı farklı isimlerle anılmaktadır. Sahire kelimesi ‘uyanık kalanlar’ anlamına gelmektedir. Rivayetlere göre 1187’de Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Haçlılardan aldıktan sonra ordusuyla şehre bu kapıdan girmiştir. Fetih gecesi hiç uyumadan sabaha kadar kapının önünde bekledikleri için kapıya bu isim verildiği söylenmektedir. Bazı İslami kaynaklarda Mahşer Kapısı olarak da geçmektedir. Kapı kemerleri üzerine nakşedilmiş çiçek motiflerinden ötürü Çiçekli Kapı olarak da adlandırılmaktadır. Kudüs’e bu taraftan giren Haçlılar tarafından Herod Kapısı olarak anılmıştır ve Batılılar da bu ismi kullanmaktadır. Eski zamanlarda kapının açıldığı boş alanda koyun satıldığı için Koyun Kapısı (Babu’l-Ğanem) ismi de kullanılmıştır.[11]
Mimari açıdan yakınında bulunduğu Şam Kapısı’na göre oldukça sade bir tasarıma sahiptir. Bakırla güçlendirilmiş ahşap iki kanattan oluşur ve içinde havalandırma odası bulunmaktadır. Sivri kemer ile giriş arasında kapının yapılmasına dair detayların yer aldığı bir kitabe vardır. Kapı 1875’te tadilata uğramış, genişletilerek bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Kapının girişinde İsrail polis kontrol noktası bulunmaktadır.
Yeni Kapı (Babu’l-Cedid)

Yeni Kapı (Babu’l-Cedid)
Şehrin kuzey surlarının batı kısmında yer alan bu kapı, diğer altı kapıdan farklı olarak 1887’de Sultan II. Abdülhamid döneminde inşa edilmiştir. Bu nedenle halk arasında Abdülhamid Kapısı ya da Hamidiyye Kapısı olarak da bilinmektedir. Kudüs surlarında açılan son kapıdır. Diğer kapılara oranla küçük olup Kudüs Eski Şehir’in Hristiyan mahallesine açılmaktadır. Aynı zamanda Kutsal Kabir Kilisesi’ne[12] yakın olması sebebiyle ağırlıklı olarak Hristiyan hacılar ya da ziyaretçiler tarafından kullanılmaktadır.
Tarihi kapılardan başka bir farkı da açılış amacının savunma değil, sivil geçiş alanı olmasıdır. Zamanla şehrin batıya doğru büyümesi ve buna bağlı olarak en yakın kapı olan El Halil Kapısı’nın bile uzakta kalması nedeni ile ulaşımın kısaltılması maksadıyla açıldığı bilinmektedir. Mimari açıdan en sade kapı olarak tasvir edilir.
1948’de yaşanan Arap-İsrail Savaşı sonucu Kudüs ikiye bölünmüştür. İsrail Kudüs’ün batısını işgal ederken Ürdün Eski Şehir’i de içine alan Kudüs’ün doğusunu kontrol altına almıştır. Yeni Kapı şehrin doğusunu ve batısını ayıran sınır hattı üzerinde kalmıştır. Bu ayrım nedeniyle kapı, Ürdün yönetimi tarafından güvenlik gerekçesiyle kapatılmıştır. 1967’de yaşanan Altı Gün Savaşı’nda İsrail Kudüs’ün doğusunu da işgal ederek şehrin tamamını ele geçirmiştir. Şehir bütünüyle tek bir gücün kontrolü altına girince, geçişleri sağlamak amacıyla kapı yeniden kullanıma açılmıştır.[13]
El Halil Kapısı

El Halil Kapısı
Şehrin batı surlarında yer alan tek kapısıdır. 1538 yılında inşa edilmiştir. El-Halil şehrine giden yola açıldığı için bu ismi aldığı görüşü çoğunluktadır. Kapının üzerinde bulunan kitabede ‘La ilahe illallah, İbrahim Halilullah’ ibaresi yazılıdır. Kapının ismini buradan da almış olabileceği söylenmektedir. Yahudiler ve Hristiyanlar Yafa Kapısı ismini kullanmaktadır. Hz. Ömer ve Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ün anahtarlarını kapının bulunduğu yerde teslim aldığı ve Hz. Ömer’in şehre buradan girdiği rivayet edilir.
Kapı L biçiminde tasarlanmış, üzerinde kızgın yağ dökmek ve ok atmak için yapılmış bir savunma burcu yer almaktadır. Girişi bakırla güçlendirilmiş iki ahşap kanat kapatır ve içinde havalandırma odası bulunmaktadır. İç kısımda Hz. Davud döneminden kaldığına inanılan bir mihrap bulunur. Kapıdan içeri girildiğinde görülen iki mezar ise Kudüs surlarının inşasında çalışan ve vasiyetleri üzerine bu kapının önüne defnedilen iki Osmanlı mimarına aittir.[14]
II. Abdülhamid döneminde, kapının hemen yanında arabaların geçebilmesi için bir gedik açılmıştır. Bu gediğin siyasi bir manevra olarak açıldığı belirtilmektedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm, Kudüs ziyareti sırasında bu kapıdan beyaz bir at üzerinde girmek istemiştir. Yabancı bir devlet başkanının zafer kazanmış kumandan edasıyla şehre girmesine müsaade edilmeyerek buradan aracı ile geçirtilmiştir. 1900 yılında II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 20. yılı anısına kapının yanına çeşme ve sarnıç, 1907-1908 yıllarında ise Osmanlı hakimiyetinin sembolü olarak Saat Kulesi inşa edilmiştir. 1917’de şehri işgal eden İngilizler şehre bu kapıdan girmiş, 1922’de tarihi dokuya uymadığı gerekçesiyle kuleyi yıktırmıştır.
Nebi Davud Kapısı

Nebi Davud Kapısı
Şehrin surlarının güney kısmında yer alan kapı Ermeni mahallesine açılmaktadır. Buradan da Yahudi mahallesine geçilmektedir. Kapının hemen dışında Hz. Davud’a ait olduğu inanılan bir kabrin bulunması nedeniyle bu ismi almıştır. Siyon tepesi bölgesine denk gelmesi sebebiyle de Yahudiler ve Hristiyanlar tarafından Siyon Kapısı olarak isimlendirilmektedir.
Kapının üzerinde Şam ve El Halil Kapılarında olduğu gibi ok atmak ve yağ dökmek için kullanılan gözetleme burçları vardır. Şehre doğrudan girişin engellenmesi maksadıyla L plan tipinde tasarlanmıştır. Kaynaklarda Haçlılar döneminde kullanıldığına dair bilgiler kapının geçmişi hakkında bilgi vermektedir. Bu dönemde en çok kullanılan beş kapıdan biri olan Nebi Davud Kapısı, Hristiyan hacıların şehre giriş noktasıydı.[15] Günümüzdeki görünümünü ise 1542’de Kanuni Sultan Süleyman’ın imar faaliyeti kapsamında almıştır. Giriş ile kemer arasında kitabesi yer almaktadır.
1967’de Müslümanlar ve İsrail ordusu arasındaki en şiddetli çatışmalar bu kapıda meydana gelmiştir. Bu çatışmalardan kalan kurşun ve şarapnel izleri hâlâ kapıda mevcuttur.

Nebi Davud Kapısı’ndaki kurşun izleri, 9 Mart 2010. Fotoğraf: Eve Anderson
2008 yılında İsrail tarafından kapı restore edilmiş, bu izler Kudüs’ün zorlu işgalini hatırlatmak amacıyla kasıtlı olarak bırakılmıştır.
Megaribe Kapısı

Megaribe Kapısı
Şehrin güneydoğu tarafında, Kıble Mescidi’ne yakın bir konumda yer almaktadır. 1540 yılında küçük bir geçit olarak yenilenmiştir. Surlardaki diğer kapılara kıyasla mimari açıdan sade ve en küçük olanıdır. Kapı dikdörtgen bir girişten ve üzerinde yer alan geniş bir yonca kemer formundan oluşmaktadır. Askeri bir amaçtan ziyade daha çok sivil geçiş için yapılmıştır. İsrail askerleri bu kapıda sürekli nöbet tutmaktadır.
Selahaddin Eyyubi döneminde Fas ve civarından getirilerek yerleştirilen Müslümanların bulunduğu Megaribe mahallesine açılması nedeniyle Megaribe Kapısı olarak adlandırılmıştır ve doğrudan Silvan mahallesine geçiş sağlandığı için Silvan Kapısı olarak da geçmektedir. Kamame Kapısı da kullanılan isimler arasındadır.
Eski dönemlerde Hristiyanlar tarafından Dung Gate yani Gübre Kapısı isminin kullanıldığı da kaynaklarda geçmektedir. Bölgenin Hristiyanlarca çöplük olarak kullanıldığı, geçidin çöplüğe açılması nedeniyle bu ismi aldığı bilinmektedir. Buradaki çöplerin temizlenme zamanına dair farklı görüşler vardır. Kaynaklarda temizleten idarecinin Hz. Ömer ya da Kanuni Sultan Süleyman olduğuna dair görüşler vardır.
İsrail, 1967’de Kudüs’ü işgal ettikten sonra çok sayıda ev ve tarihi eseri yok ederek Megaribe mahallesini ortadan kaldırmış ve bölgeye Yahudileri yerleştirmiştir. Burak Duvarı’nın önü yıkılarak ibadet etmek amacıyla bir meydan açılmıştır. Bu alana da Megaribe Kapısı’ndan girilmektedir. Şehrin Yahudi mahallesine açılan Kapı yoğunlukla Yahudiler ve Batılı turistler tarafından kullanılmaktadır. Araç trafiğine açık olan kapıdan Ağlama Duvarı’na gelen yabancıların araçları buradan geçmektedir. Silvan mahallesinde yaşayan Müslümanların Mescid-i Aksa’ya ulaşabilecekleri en yakın kapıdır. Fakat İsrail işgal güçlerinin yol üzerindeki kontrol noktalarında uyguladığı usandırıcı güvenlik kontrolleri nedeniyle bu kapı eskisi kadar kullanılmamaktadır.
Sonuç
Kudüs'ün kadim surları ve bu surlara açılan kapılar, basit birer savunma mekanizması veya fiziksel geçiş alanı olmanın ötesinde yapılardır. Şehrin fırtınalı tarihinin, değişen siyasi otoritelerin ve çok katmanlı kültürel mirasının en somut temsilcileridir. Tarih boyunca yıkımlara ve yeniden inşalara sahne olan bu yapılar, bir yandan kentteki dinî ve toplumsal ayrışmaların sınırlarını gösterirken, diğer yandan farklı medeniyetlerin ortak bir savunma ve imar gayesinde buluştuğu mimari anıtlardır. Antik çağlardan bugüne binlerce yıllık yaşanmışlığın ilk elden tanığı olan bu heybetli surlar ve kapılar, kentin silinmez hafızasını ayakta tutmaktadır.
Son Notlar
[1] Huzuru bekleyen şehir: Kudüs. (2021). İlim Yayma Vakfı Yayınları.
[2] Harman, Ö. F. (2002). Kudüs. TDV İslam Ansiklopedisi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi. https://islamansiklopedisi.org.tr/kudus#1
[3] Sakalar, O. (2024). Haçlılar’dan Eyyûbîler’e Kudüs (1099-1260) (Yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).
[4] Sakalar, O. a.g.e.
[5] Hasanoğlu, E., & Arslantaş, N. (2023). Kudüs: Vahiyle kutsanan şehir. Albaraka Yayınları.
[6] Köse, F. B. (2017). Osmanlı dönemi Kudüs'ünde mimari çalışmaları. KSÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, 29.
[7] Tercanlı, A. (2025). Kudüs surlarında Osmanlı izleri: Şehir kapıları. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi 25/1. 127-159.
[8] Hasanoğlu, E., & Arslantaş, N. (2023). Kudüs: Vahiyle kutsanan şehir. Albaraka Yayınları.
[9] Via Dolorosa ya da Çile Yolu, Hristiyan inancında Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeye götürülürken ıstırap çekerek yürüdüğü, 14 duraktan oluşan hac yoludur.
[10] Basît, M. İ., Kîk, S. S., Muhîbiş, G. M. ve Mustafa, H. Z. (2018). Kudüs tarihi (3. baskı). Nida Yayıncılık.
[11] Hasanoğlu, E., & Arslantaş, N. (2023). Kudüs: Vahiyle kutsanan şehir. Albaraka Yayınları.
[12] Kutsal Kabir, Kıyame ya da Kamame Kilisesi, Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği, gömüldüğü ve yeniden dirildiği yer olduğuna inanılan, en kutsal kabul edilen Hristiyan mabedi.
[13] el-Aselî, K. C. (2002). Kudüs: Osmanlı dönemi ve sonrası. İçinde TDV İslâm Ansiklopedisi. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi. https://islamansiklopedisi.org.tr/kudus#5-osmanli-donemi-ve-sonrasi
[14] Koyuncu, E. (2022). Kudüs kapılarının mimaride sembolizmi ve hikâyeleri; sur kapıları, Mescid-i Aksa kapıları, Kubbet’üs Sahra kapıları. Dijital Hafıza Merkezi. https://dijitalhafiza.com/kose-yazilari/kudus-kapilarinin-mimaride-sembolizmi-ve-hikayeleri-sur-kapilari-mescid-i-aksa-kapilari-kubbetus-sahra-kapilari
[15] Sakalar, O. (2024). Haçlılar’dan Eyyûbîler’e Kudüs (1099-1260) (Yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).
Giriş
Tarih boyunca Kudüs sayısız kuşatma ve işgale sahne olmuş, surları birçok kez yıkılmış ve farklı uygarlıklar tarafından yeniden kurulmuştur. Şehrin binlerce yıllık siyasi, dini ve demografik değişimlerinin doğrudan yansıması olarak surlar ve kapılar da farklı sebeplerle birçok kez yıkılıp yeniden inşa edilmiştir.
Kudüs’ün Surları

Kudüs Surları genel görünüm
Yahudi kaynaklarında MÖ 10. yüzyılda dahi şehrin surlarla çevrili olduğuna dair bilgiler yer almaktadır. Kudüs’ü almak isteyen Hz. Davud surlardan geçemeyince, surların altında yer alan su tünellerini kullanarak şehre girip kontrolü sağladığı rivayet edilmektedir.[1] MÖ 586’da Babil Kralı Buhtunnasr’ın şehri işgalinde bugünkü Mescid-i Aksa arazisiile birlikte surları da tamamen yıkıp şehri yerle bir ettiği söylenmektedir.[2]
1099’da Kudüs’ü işgal eden Haçlılar, şehri savunmak amacıyla 1116-1117 yılları arasında surları kapsamlı bir şekilde onarıp güçlendirmiş, çeşitli burçlar ve kuleler eklemiştir.[3] 1187’de Kudüs’ü Haçlılardan geri alan Selahaddin Eyyubi, olası bir Haçlı saldırısına karşı şehri korumak için surları ve güvenlik sistemlerini sağlamlaştırmıştır. Ancak ilerleyen dönemlerde stratejik bir hamle sonucu Eyyubi Meliki el-Melikü’l Muazzam İsa tarafından şehrin surları yıktırılmıştır. 1219 yılında V. Haçlı Seferi sırasında şehrin Haçlıların eline geçip güçlü bir askeri üs olarak kullanılması tehlikesine karşı, Eyyübiler tarafından Davud Kulesi hariç bütün surların yıkımı emredilmiştir.[4] Halk arasında büyük bir tepkiye yol açan bu kararın büyük bir kitlenin ve birçok ilim adamının Şam’a göç etmesiyle şehrin kimliği açısından olumsuz sonuçları olmuştur. Memlükler döneminde surlar inşa edilmemiş, 300 yıldan fazla bir süre harabe halinde kalmıştır.
Kudüs surları günümüzdeki görüntüsüne Osmanlı döneminde kavuşmuştur. Mercidabık Savaşı (1516) sonrasında Memlüklerden teslim alınan Kudüs’ün imarına Yavuz Sultan Selim zamanında başlanılmış, imar ve inşa faaliyetleri Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçekleştirilmiştir. Şehrin su sıkıntısını gidermek, Mescid-i Aksa’nın bakım ve onarımı ile surların yeniden inşası Kanuni döneminin Kudüs’te önem verilen hizmetlerinden olmuştur. Eyyubi döneminde siyasi bir hamle olarak yıkılan surlar, 1536-1541 yılları arasında olası saldırılardan korumak maksadıyla var olan kalıntıların üzerine yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde mevcut olan surlar ve kapılar bu dönemden kalmıştır. 868 dönümlük Eski Şehir’i çevreleyen surlar, 12 m yüksekliğe ve 4 km uzunluğa sahiptir.[5]
Kudüs’ün Kapıları
Onarılan surların üzerine şehrin farklı bölgelerine açılan yedi kapı yapılmıştır.[6] Açılan kapılar Roma, Bizans, Haçlılar ve İslami dönemdeki temeller üzerine tasarlanmıştır. Bu kapıların isimleri değiştirilmemiş, var olan isimleri muhafaza edilmiştir. Kadim Kudüs’ün altısı Kanuni Sultan Süleyman döneminde, bir tanesi de Sultan II. Abdülhamid döneminde açılan yedi kapısı mevcuttur.
Esbat Kapısı (Aslanlı Kapı)

Esbat Kapısı (Aslanlı Kapı)
Şehrin doğu tarafındaki surların kuzey kısmında bulunan Esbat Kapısı, 1538-1539 yılları arasında inşa edilmiştir. Mevcut görünümü Osmanlı döneminden kalmış olsa da kapının inşasına dair en eski veriler Hz. Ömer’in Kudüs’ün fethine kadar uzanmaktadır. 1213 yılında Kudüs’ü elinde bulunduran Eyyubiler döneminde yeniden yapılmış, 1367 yılında Memlükler döneminde ise tadilata uğramıştır.[7]
Kapı büyük bir girişten ve onu çevreleyen sivri kemerden oluşur. Kemerin üzerinde düşmana kızgın yağ dökmek ve ok atmak amacıyla tasarlanan taştan bir burç vardır. Kapının Türkçe ve Arapça olmak üzere iki kitabesi mevcuttur. Arapça kitabede yaptıran sultanın adı ve yapım tarihi yazılıdır. Türkçe kitabede ise buna ek olarak kapının yapımında emeği geçen Hacı Hasan Bey’in adı geçmektedir.
Esbat kelimesi Türkçe’ye kabileler anlamında çevrilmiş, Hz. Yakup’un on iki oğlunun soyundan gelenlerin oluşturduğu on iki oymak için kullanılmıştır. Rivayet edildiğine göre tarihte Yahudiler Kudüs’ü —muhtemelen milattan önce— ele geçirdiklerinde şehre bu kapıdan girmiş ve bu nedenle kapı Babü’l-Esbat olarak isimlendirilmiştir.[8] 1967’de İsrail Kudüs’ü işgal ettiğinde şehri ele geçirmek için yine bu kapıyı kullanmıştır. İsrail savunma bakanı Moşe Dayan, genelkurmay başkanı Yitzhak Rabin ve Kudüs komutanı Uzi Narkiss arkalarındaki askerî erkan ile birlikte şehre Esbat kapısından girmişlerdir.

Moşe Dayan, Yitzhak Rabin ve Uzi Narkiss şehre Esbat kapısından giriyorlar 1967.
Kapı farklı dönemlerde farklı isimlerle anılmıştır. Dış cephesinde bulunan pars figürlerinden dolayı halk arasında Aslanlı Kapı (Lion Gate) ismi kullanılmaktadır. Hz. Meryem’in doğduğuna inanılan yere yakın olması nedeniyle Hristiyanlar tarafından Sitti Meryem (Meryem Hatun) Kapısı olarak da isimlendirilmiştir. Haçlılar döneminde Yahudi otoritesini eleştirdiği için taşlanarak öldürülen ve bu nedenle Hristiyanlığın ilk şehidi olarak kabul edilen St. Stefanos’un anısına Aziz Stenfanos Kapısı olarak da kullanılmıştır.
Esbat Kapısı, Kadim Kudüs’ün Müslüman mahallesine açılan kapı şehrin Mescid-i Aksa’ya en yakın kapısıdır. Aynı zamanda Hristiyanların hac yolu olan Via Dolorosa’nın[9] da başlangıç noktasıdır. Bu nedenle Müslüman ve Hristiyan ziyaretçiler sıklıkla bu kapıyı kullanmaktadır. Kapının sol tarafında Babü’r Rahme, sağ tarafında ise Yusufiyye Mezarlığı bulunmaktadır.
Şam Kapısı (Babu’l Amud/ Sütunlu Kapı)

Şam Kapısı (Babu’l Amud/ Sütunlu Kapı)
Kudüs Eski Şehir surlarının kuzeyinde yer alan Şam Kapısı, merkezi konumundan dolayı yoğun olarak kullanılmaktadır. 1588 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş, mimari açıdan en gösterişli kapıdır. Şam’a giden kervanların hareket noktası olmasından kaynaklı bu ismi almıştır. Bir diğer adı da Sütunlu Kapı’dır (Babu’l-Amud). Kapının içerisine Roma İmparatoru Hadrianus döneminde bir sütun eklendiği için bu isimle anıldığı söylenmektedir. Ancak bu direk günümüze ulaşmamıştır.[10] Yahudi kutsal metinlerinde bu kapıdan Şehem (Nablus) Kapısı şeklinde bahsedilir.
Şam Kapısı, şehrin güvenliği açısından önem verilen bir nokta olmuştur. Konumu nedeniyle diğer kapıların aksine doğal savunma imkânı bulunmamaktadır. Bu nedenle kapının üst kısmına, düşmanın üzerine kızgın yağ ve kaynar su dökmek amacıyla yağdanlık balkonları yapılmıştır. Kapının üzerinde, kemerle giriş arasında kitabe bulunmaktadır.
1967’de İsrail’in Kudüs’ü işgalinden bu yana Şam Kapısı önünde sıkı güvenlik tedbirleri uygulanmaktadır. Bu uygulamalar sonucunda Filistinliler ve İsrail polisi arasında sıklıkla çatışmalar yaşanmaktadır. Kapının bulunduğu bölgede İsrail işgal kuvvetleri tarafından şehit edilen Filistinlilerden dolayı Şehitler Kapısı olarak da anılmaya başlanmıştır. Hikâyeleri ülke sınırını aşan ve dünyaya yayılan Filistinli Danya ve Raid de bu kapının önünde şehit edilmiştir.
Birkaç yıl öncesine kadar bu kapının önü sosyal açıdan canlı bir mekân iken günümüzde İsrail bu meydanda uzun süreli kalmaya izin vermemektedir. Tıpkı Sahire Kapısı’nda olduğu gibi girişinde polis kontrol noktası vardır.
Sahire Kapısı

Sahire Kapısı
Kudüs’ün kuzey surlarında, Şam Kapısı’nın doğusunda yer alan ve günümüzde doğrudan Müslüman mahallesine açılan kapıdır. Mevcut yapısı, 1537-1538 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman'ın başlattığı imar faaliyetleri kapsamında inşa edilmiştir.
Sahire Kapısı farklı isimlerle anılmaktadır. Sahire kelimesi ‘uyanık kalanlar’ anlamına gelmektedir. Rivayetlere göre 1187’de Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Haçlılardan aldıktan sonra ordusuyla şehre bu kapıdan girmiştir. Fetih gecesi hiç uyumadan sabaha kadar kapının önünde bekledikleri için kapıya bu isim verildiği söylenmektedir. Bazı İslami kaynaklarda Mahşer Kapısı olarak da geçmektedir. Kapı kemerleri üzerine nakşedilmiş çiçek motiflerinden ötürü Çiçekli Kapı olarak da adlandırılmaktadır. Kudüs’e bu taraftan giren Haçlılar tarafından Herod Kapısı olarak anılmıştır ve Batılılar da bu ismi kullanmaktadır. Eski zamanlarda kapının açıldığı boş alanda koyun satıldığı için Koyun Kapısı (Babu’l-Ğanem) ismi de kullanılmıştır.[11]
Mimari açıdan yakınında bulunduğu Şam Kapısı’na göre oldukça sade bir tasarıma sahiptir. Bakırla güçlendirilmiş ahşap iki kanattan oluşur ve içinde havalandırma odası bulunmaktadır. Sivri kemer ile giriş arasında kapının yapılmasına dair detayların yer aldığı bir kitabe vardır. Kapı 1875’te tadilata uğramış, genişletilerek bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Kapının girişinde İsrail polis kontrol noktası bulunmaktadır.
Yeni Kapı (Babu’l-Cedid)

Yeni Kapı (Babu’l-Cedid)
Şehrin kuzey surlarının batı kısmında yer alan bu kapı, diğer altı kapıdan farklı olarak 1887’de Sultan II. Abdülhamid döneminde inşa edilmiştir. Bu nedenle halk arasında Abdülhamid Kapısı ya da Hamidiyye Kapısı olarak da bilinmektedir. Kudüs surlarında açılan son kapıdır. Diğer kapılara oranla küçük olup Kudüs Eski Şehir’in Hristiyan mahallesine açılmaktadır. Aynı zamanda Kutsal Kabir Kilisesi’ne[12] yakın olması sebebiyle ağırlıklı olarak Hristiyan hacılar ya da ziyaretçiler tarafından kullanılmaktadır.
Tarihi kapılardan başka bir farkı da açılış amacının savunma değil, sivil geçiş alanı olmasıdır. Zamanla şehrin batıya doğru büyümesi ve buna bağlı olarak en yakın kapı olan El Halil Kapısı’nın bile uzakta kalması nedeni ile ulaşımın kısaltılması maksadıyla açıldığı bilinmektedir. Mimari açıdan en sade kapı olarak tasvir edilir.
1948’de yaşanan Arap-İsrail Savaşı sonucu Kudüs ikiye bölünmüştür. İsrail Kudüs’ün batısını işgal ederken Ürdün Eski Şehir’i de içine alan Kudüs’ün doğusunu kontrol altına almıştır. Yeni Kapı şehrin doğusunu ve batısını ayıran sınır hattı üzerinde kalmıştır. Bu ayrım nedeniyle kapı, Ürdün yönetimi tarafından güvenlik gerekçesiyle kapatılmıştır. 1967’de yaşanan Altı Gün Savaşı’nda İsrail Kudüs’ün doğusunu da işgal ederek şehrin tamamını ele geçirmiştir. Şehir bütünüyle tek bir gücün kontrolü altına girince, geçişleri sağlamak amacıyla kapı yeniden kullanıma açılmıştır.[13]
El Halil Kapısı

El Halil Kapısı
Şehrin batı surlarında yer alan tek kapısıdır. 1538 yılında inşa edilmiştir. El-Halil şehrine giden yola açıldığı için bu ismi aldığı görüşü çoğunluktadır. Kapının üzerinde bulunan kitabede ‘La ilahe illallah, İbrahim Halilullah’ ibaresi yazılıdır. Kapının ismini buradan da almış olabileceği söylenmektedir. Yahudiler ve Hristiyanlar Yafa Kapısı ismini kullanmaktadır. Hz. Ömer ve Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ün anahtarlarını kapının bulunduğu yerde teslim aldığı ve Hz. Ömer’in şehre buradan girdiği rivayet edilir.
Kapı L biçiminde tasarlanmış, üzerinde kızgın yağ dökmek ve ok atmak için yapılmış bir savunma burcu yer almaktadır. Girişi bakırla güçlendirilmiş iki ahşap kanat kapatır ve içinde havalandırma odası bulunmaktadır. İç kısımda Hz. Davud döneminden kaldığına inanılan bir mihrap bulunur. Kapıdan içeri girildiğinde görülen iki mezar ise Kudüs surlarının inşasında çalışan ve vasiyetleri üzerine bu kapının önüne defnedilen iki Osmanlı mimarına aittir.[14]
II. Abdülhamid döneminde, kapının hemen yanında arabaların geçebilmesi için bir gedik açılmıştır. Bu gediğin siyasi bir manevra olarak açıldığı belirtilmektedir. Alman İmparatoru II. Wilhelm, Kudüs ziyareti sırasında bu kapıdan beyaz bir at üzerinde girmek istemiştir. Yabancı bir devlet başkanının zafer kazanmış kumandan edasıyla şehre girmesine müsaade edilmeyerek buradan aracı ile geçirtilmiştir. 1900 yılında II. Abdülhamid’in tahta çıkışının 20. yılı anısına kapının yanına çeşme ve sarnıç, 1907-1908 yıllarında ise Osmanlı hakimiyetinin sembolü olarak Saat Kulesi inşa edilmiştir. 1917’de şehri işgal eden İngilizler şehre bu kapıdan girmiş, 1922’de tarihi dokuya uymadığı gerekçesiyle kuleyi yıktırmıştır.
Nebi Davud Kapısı

Nebi Davud Kapısı
Şehrin surlarının güney kısmında yer alan kapı Ermeni mahallesine açılmaktadır. Buradan da Yahudi mahallesine geçilmektedir. Kapının hemen dışında Hz. Davud’a ait olduğu inanılan bir kabrin bulunması nedeniyle bu ismi almıştır. Siyon tepesi bölgesine denk gelmesi sebebiyle de Yahudiler ve Hristiyanlar tarafından Siyon Kapısı olarak isimlendirilmektedir.
Kapının üzerinde Şam ve El Halil Kapılarında olduğu gibi ok atmak ve yağ dökmek için kullanılan gözetleme burçları vardır. Şehre doğrudan girişin engellenmesi maksadıyla L plan tipinde tasarlanmıştır. Kaynaklarda Haçlılar döneminde kullanıldığına dair bilgiler kapının geçmişi hakkında bilgi vermektedir. Bu dönemde en çok kullanılan beş kapıdan biri olan Nebi Davud Kapısı, Hristiyan hacıların şehre giriş noktasıydı.[15] Günümüzdeki görünümünü ise 1542’de Kanuni Sultan Süleyman’ın imar faaliyeti kapsamında almıştır. Giriş ile kemer arasında kitabesi yer almaktadır.
1967’de Müslümanlar ve İsrail ordusu arasındaki en şiddetli çatışmalar bu kapıda meydana gelmiştir. Bu çatışmalardan kalan kurşun ve şarapnel izleri hâlâ kapıda mevcuttur.

Nebi Davud Kapısı’ndaki kurşun izleri, 9 Mart 2010. Fotoğraf: Eve Anderson
2008 yılında İsrail tarafından kapı restore edilmiş, bu izler Kudüs’ün zorlu işgalini hatırlatmak amacıyla kasıtlı olarak bırakılmıştır.
Megaribe Kapısı

Megaribe Kapısı
Şehrin güneydoğu tarafında, Kıble Mescidi’ne yakın bir konumda yer almaktadır. 1540 yılında küçük bir geçit olarak yenilenmiştir. Surlardaki diğer kapılara kıyasla mimari açıdan sade ve en küçük olanıdır. Kapı dikdörtgen bir girişten ve üzerinde yer alan geniş bir yonca kemer formundan oluşmaktadır. Askeri bir amaçtan ziyade daha çok sivil geçiş için yapılmıştır. İsrail askerleri bu kapıda sürekli nöbet tutmaktadır.
Selahaddin Eyyubi döneminde Fas ve civarından getirilerek yerleştirilen Müslümanların bulunduğu Megaribe mahallesine açılması nedeniyle Megaribe Kapısı olarak adlandırılmıştır ve doğrudan Silvan mahallesine geçiş sağlandığı için Silvan Kapısı olarak da geçmektedir. Kamame Kapısı da kullanılan isimler arasındadır.
Eski dönemlerde Hristiyanlar tarafından Dung Gate yani Gübre Kapısı isminin kullanıldığı da kaynaklarda geçmektedir. Bölgenin Hristiyanlarca çöplük olarak kullanıldığı, geçidin çöplüğe açılması nedeniyle bu ismi aldığı bilinmektedir. Buradaki çöplerin temizlenme zamanına dair farklı görüşler vardır. Kaynaklarda temizleten idarecinin Hz. Ömer ya da Kanuni Sultan Süleyman olduğuna dair görüşler vardır.
İsrail, 1967’de Kudüs’ü işgal ettikten sonra çok sayıda ev ve tarihi eseri yok ederek Megaribe mahallesini ortadan kaldırmış ve bölgeye Yahudileri yerleştirmiştir. Burak Duvarı’nın önü yıkılarak ibadet etmek amacıyla bir meydan açılmıştır. Bu alana da Megaribe Kapısı’ndan girilmektedir. Şehrin Yahudi mahallesine açılan Kapı yoğunlukla Yahudiler ve Batılı turistler tarafından kullanılmaktadır. Araç trafiğine açık olan kapıdan Ağlama Duvarı’na gelen yabancıların araçları buradan geçmektedir. Silvan mahallesinde yaşayan Müslümanların Mescid-i Aksa’ya ulaşabilecekleri en yakın kapıdır. Fakat İsrail işgal güçlerinin yol üzerindeki kontrol noktalarında uyguladığı usandırıcı güvenlik kontrolleri nedeniyle bu kapı eskisi kadar kullanılmamaktadır.
Sonuç
Kudüs'ün kadim surları ve bu surlara açılan kapılar, basit birer savunma mekanizması veya fiziksel geçiş alanı olmanın ötesinde yapılardır. Şehrin fırtınalı tarihinin, değişen siyasi otoritelerin ve çok katmanlı kültürel mirasının en somut temsilcileridir. Tarih boyunca yıkımlara ve yeniden inşalara sahne olan bu yapılar, bir yandan kentteki dinî ve toplumsal ayrışmaların sınırlarını gösterirken, diğer yandan farklı medeniyetlerin ortak bir savunma ve imar gayesinde buluştuğu mimari anıtlardır. Antik çağlardan bugüne binlerce yıllık yaşanmışlığın ilk elden tanığı olan bu heybetli surlar ve kapılar, kentin silinmez hafızasını ayakta tutmaktadır.
Son Notlar
[1] Huzuru bekleyen şehir: Kudüs. (2021). İlim Yayma Vakfı Yayınları.
[2] Harman, Ö. F. (2002). Kudüs. TDV İslam Ansiklopedisi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi. https://islamansiklopedisi.org.tr/kudus#1
[3] Sakalar, O. (2024). Haçlılar’dan Eyyûbîler’e Kudüs (1099-1260) (Yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).
[4] Sakalar, O. a.g.e.
[5] Hasanoğlu, E., & Arslantaş, N. (2023). Kudüs: Vahiyle kutsanan şehir. Albaraka Yayınları.
[6] Köse, F. B. (2017). Osmanlı dönemi Kudüs'ünde mimari çalışmaları. KSÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, 29.
[7] Tercanlı, A. (2025). Kudüs surlarında Osmanlı izleri: Şehir kapıları. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi 25/1. 127-159.
[8] Hasanoğlu, E., & Arslantaş, N. (2023). Kudüs: Vahiyle kutsanan şehir. Albaraka Yayınları.
[9] Via Dolorosa ya da Çile Yolu, Hristiyan inancında Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeye götürülürken ıstırap çekerek yürüdüğü, 14 duraktan oluşan hac yoludur.
[10] Basît, M. İ., Kîk, S. S., Muhîbiş, G. M. ve Mustafa, H. Z. (2018). Kudüs tarihi (3. baskı). Nida Yayıncılık.
[11] Hasanoğlu, E., & Arslantaş, N. (2023). Kudüs: Vahiyle kutsanan şehir. Albaraka Yayınları.
[12] Kutsal Kabir, Kıyame ya da Kamame Kilisesi, Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği, gömüldüğü ve yeniden dirildiği yer olduğuna inanılan, en kutsal kabul edilen Hristiyan mabedi.
[13] el-Aselî, K. C. (2002). Kudüs: Osmanlı dönemi ve sonrası. İçinde TDV İslâm Ansiklopedisi. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi. https://islamansiklopedisi.org.tr/kudus#5-osmanli-donemi-ve-sonrasi
[14] Koyuncu, E. (2022). Kudüs kapılarının mimaride sembolizmi ve hikâyeleri; sur kapıları, Mescid-i Aksa kapıları, Kubbet’üs Sahra kapıları. Dijital Hafıza Merkezi. https://dijitalhafiza.com/kose-yazilari/kudus-kapilarinin-mimaride-sembolizmi-ve-hikayeleri-sur-kapilari-mescid-i-aksa-kapilari-kubbetus-sahra-kapilari
[15] Sakalar, O. (2024). Haçlılar’dan Eyyûbîler’e Kudüs (1099-1260) (Yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).
Bu Sayfada:
title
İlginizi çekebilir
İlginizi çekebilir







