Kutsal Zaman ve Mekânda İbadet: Kudüs’te Ramazan

Kutsal Zaman ve Mekânda İbadet: Kudüs’te Ramazan

5 Mart 2026

Doç. Dr. Abdullah Çakmak

Giriş

Kudüs’te yerleşik Müslüman nüfusun büyük çoğunluğunu Araplar oluşturmakla birlikte, şehir tarih boyunca İslâm dünyasının farklı coğrafyalarından gelen Müslüman topluluklara da ev sahipliği yapmıştır. Bu durum, Kudüs’ün yalnızca bölgesel bir merkez olmadığını, aynı zamanda farklı milletlerin bir arada yaşadığı dinî, kültürel ve ilmî bir cazibe merkezi olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Selahaddin Eyyûbi döneminde Kuzey Afrikalı Müslümanların yerleşmesi için Mescid-i Aksa’nın güneybatısında tesis edilen Meğaribe Mahallesi[1], farklı coğrafyalardan gelen toplulukların sekiz asır boyunca Kudüs’te bir arada yaşama geleneğinin tarihsel bir örneğini teşkil eder. Benzer şekilde Afgan, Hint ve Özbek tekkeleri, şehrin Orta Asya ve Hint alt kıtasından gelen Müslümanlar için hem kültürel hem de ibadet mekânı olarak işlev görmüştür. Bu yapılar, Kudüs’ün mekânsal dokusunun çok katmanlı ve çok coğrafyalı bir İslâm merkezine dönüştüğünü göstermektedir. Şehrin demografik çeşitliliği, özellikle Ramazan ayında gözlemlenen ibadet ve toplumsal uygulamalarda daha görünür hâle gelir. Şehrin mezhebi yapısı da bu çok katmanlı demografik tabloyla uyumludur. Arap coğrafyasında yaygın olan Şafiî mezhebinin Kudüs’te de baskın olduğu gözlemlense de Hanefî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine mensup Müslümanlar da şehir hayatına anlamlı katkılarda bulunmuşlardır. Az önce örneğini verdiğimiz Kuzey Afrika’dan gelerek Meğaribe Mahallesi’ne yerleşen Müslümanlar Malikî mezhebine mensup olup Kudüs’teki bu çeşitliliğin somut bir tezahürüdürler. Bununla birlikte, mezhebî farklılıklar günlük ibadet ve toplumsal pratiği sınırlamamış; cami ve mescitler, farklı mezheplere mensup Müslümanların birlikte ibadet ettiği ortak mekânlar olarak işlev görmüştür. Tarih boyunca bu birliktelik özellikle Ramazan aylarında, Harem-i Şerif’te ve civar mahallelerde belirginleşmiş; farklı mezheplerden insanlar, aynı safta teravih kılmış ve toplu Kur’an tilavetlerine katılmışlardır.[2]

Kudüs’ün sosyal dokusu, binlerce yıllık tarihî birikim ve dinî-etnik çeşitlilik ile son derece zengin ve çok katmanlıdır. Şehirde yaşayan her topluluk, kendi ibadet mekânlarını ve çevresini sosyalleşme alanı olarak merkez kabul etmiştir. Kutsal gün ve gecelerde toplanılan bu mekânlar, yalnızca dini ritüelin değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve kolektif kimliğin inşa edildiği alanlar olarak işlev görmüştür. Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi topluluklarının bayramları, düğünleri ve cenaze törenleri, şehir hayatının başlıca unsurlarını oluşturur. Ramazan ayı, bu çok katmanlı sosyal dokunun en belirgin şekilde tezahür ettiği dönemdir; ibadet ve toplumsal etkileşim, kutsal zaman ile kutsal mekânın birleştiği bir eksende yoğunlaşır.

1. Vakıf Kurumları ve Ramazan’ın Sosyal Ekonomisi

Kudüs’te Ramazan ayı, şehrin taş döşemeli sokaklarından Harem-i Şerif’in geniş avlusuna yayılan özel bir manevi yoğunlukla başlar. Bu yoğunluk, yalnızca oruç ve namaz ritmiyle değil, vakıf eserlerinin sunduğu fiziki ve sosyal destekle de şekillenir. Müslümanlar, sabah ezanının yankısı ile kadim Kudüs’e Şam, Yafa ya da Esbat Kapılarından girerken Eyyûbi, Memluk ve Osmanlı dönemlerinden kalma vakıf eserlerinin huzur veren varlığıyla karşılaşırlar.[3]Mescid-i Aksa’ya yaklaşıldıkça Ramazan iklimi derinden hissedilmeye başlanır. Mescid-i Aksa’ya girildiğinde Kubbetüssahre ve Kıble Mescidi’nin yanı sıra irili ufaklı tüm mescitler tarihe meydan okurcasına tüm ihtişamlarıyla ayakta olduklarını onları görenlere hatırlatır.[4] Ramazan boyunca Mescid-i Aksa’ya açılan her kapı, her kemer artan ihtiyaçları karşılamak için önemli birer işlev kazanır; sanki geçmişin hayır sahiplerinin niyetlerini taşır gibi görünür. Mescid-i Aksa çevresinde vakıflara ait çarşılar, Ramazan ayında ayrı bir canlılık kazanır. Meğaribe Çarşısı, Kattanin Çarşısı, Attarin Çarşısı ve çevresindeki vakıf dükkânları, hem ibadete hazırlık hem de sosyal etkileşim alanı olarak işlev görür. Buradaki esnafların da katılımıyla iftar için hazırlanan yiyecekler, su ve hurmalar, Harem’e gelen Müslümanlar arasında paylaşılır. Çarşılardan yükselen sesler, Arapça, Türkçe ve Farsça söyleyişlerin karışımı, Ramazan’ın kozmopolit ruhunu yansıtır ve vakıf eserlerinin sağladığı toplumsal dayanışmayı görünür kılar.

2. Kudüs’te Ramazan Heyecanına Tanıklık Eden Mekân: Hürrem Sultan İmareti

Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan tarafından 1552 yılında Kudüs’te inşa edilen Haseki Sultan İmareti, imparatorluğun vakıf geleneğinin Filistin coğrafyasındaki önemli bir örneğini teşkil eder. Bu imaret, Osmanlı vakıf sisteminin Kudüs’teki en somut ve uzun ömürlü örneklerinden biridir. Kuruluşundan günümüze kadar süren hizmet pratiği, özellikle Ramazan ayında iftar sofraları ile toplumsal yardımlaşmanın devamını sağlamış, yerel toplulukların sosyal ve ekonomik dayanıklılığında önemli bir rol oynamıştır. Bu yönüyle imaret, tarihsel olarak yalnızca bir yardım kurumu değil, aynı zamanda Osmanlı toplum yapısının dinî, sosyal ve kültürel değerlerini bugüne taşıyan bir kurum olarak değerlendirilebilir.[5]

Hürrem Sultan’ın 1552 yılında Kudüs’te inşa ettirdiği ve cami, imaret, elli beş hücreli tekke, han ve hamamdan müteşekkil olan külliyesi, klasik Osmanlı hayrat anlayışı içerisinde imaret merkezli bir kurumsal yapılanmayı yansıtmaktadır. Bu hayratın sürekliliğini temin etmek amacıyla tesis edilen vakıf, arşiv belgelerinde “Haseki Sultan Tekkesi Evkafı” veya “Haseki Sultan İmareti Evkafı” adlarıyla kaydedilmiştir. Vakfa ait biri 30 Cemaziyelevvel 959/24 Mayıs 1552 tarihli Türkçe, diğeri 10–19 Şaban 964/9–18 Haziran 1557 tarihli Arapça olmak üzere iki ayrı vakfiye mevcuttur. İlk vakfiyeden yaklaşık beş yıl sonra ikinci bir vakfiyenin tanzim edilmiş olması, vakfa tahsis edilen gelir kaynaklarında kısa sürede önemli değişiklik ve ilavelerin gerçekleştiğini göstermektedir.[6]

Vakfiyede hayratın Kuds-i Şerîf'in el-Sitt Mahallesinde bulunduğu kayıtlıdır. Ancak bunların mimari özellikleri, müştemilatı ve kimlere hizmet edeceği ile ilgili kısa bilgiler haricinde bir malumat bulunmamaktadır. Hayrata dair bilgilerin yer aldığı kısım şöyledir:

Bunlardan biri; Kuds-i şerif mahallelerinden el-Sitt mahallesinde Allah rızası için takva üzere binası kurulan yüksek taklı, yüce revaklı cami-i şerif ve mabedi müniftir. Vâkıf iş bu hayratı yapmakla: innema ya’muru mesacidallahi” âyet-i kerimesi ile Cenab-ı Hakk'ın övdüğü müminler güruhuna dâhil olan, Peygamber Efendimizin hadis-i şerifinde beyan buyurduğu üzere: Allah rızası için bir mescid bina eden kimseye Allah da cennette bir ev bina eder" müjdesine nail olmuştur. Bu camiyi namaz kılmak isteyen erkek ve kadın müminlere vakfetmiştir. Bunlardan biri; zikri geçen camiin karşısında bulunan imarettir ki ürünleri bol bir mutfağı, benzeri olmayan temiz bir yemekhaneyi, bir fırını, bir kileri, bir avluyu, bir ambarı, birçok helayı ve bir odunluğu müştemildir. Bunu fakirlere, biçare yoksullara, zayıflara ve muhtaçlara vakfetmiştir. Bu evkaftan bir kısmı da camiin etrafında bina ettiği elli beş adet hücrelerdir. Bunları da dindar müminlerin salihlerine ve muvahhid müttakilerden mücavir olanlara, nefislerini tabiat kirlerinden temizleyen zahitlere; ahkâm-ı şerʽiyyeyi ihlal etmeksizin şeriat ipine tutunanlara vakfetmiştir. Bunlar sünnet usulünce ibadete devam ederler, gece gündüz ayakta ve oturur oldukları halde Allah'ı zikrederler, Mescidlere kapanıp rükû ve secde yaparlar, bu özellikleri taşıyanlar bu odalarda gece ve gündüz sakin olup gizli ve açıkça vâkıfın ruhu için dua ederler. Bunlardan biri de orada bina edilmiş olan geniş bir handır ki, bunu da yolculara ve misafirlere vakfetmiştir. Bu zikrolunanların cümlesi mahallinde küçük büyük herkesçe meşhur olduğundan hududunu beyan ve tarife ihtiyaç kalmamıştır.[7]

Haseki Hürrem Sultan vakfiyesi

Söz konusu külliye, bugün surlarla çevrili Eski Şehir’in merkezinde, Akabetü’t-Tekye yahut diğer adıyla Akabetü’s-Sitt Caddesi üzerinde konumlanmaktadır. Bununla birlikte yapı topluluğunun bütünüyle XVI. yüzyıla ait olmadığı, 1388 yılında Memlük Kudüs valisinin eşi Tunşuk Hatun tarafından inşa ettirilen yapıların onarım ve genişletilmesi suretiyle teşekkül ettiği anlaşılmaktadır.[8] Dolayısıyla Haseki Sultan İmareti’nin bulunduğu ve Hatun Yokuşu olarak da bilinen Akabetü’s-Sitt Caddesi adını Hürrem Sultan’dan değil, Tunşuk Hatun’dan almaktadır.[9]

Kudüs’teki bu hayratın finansmanını sağlamak üzere vakfedilen akarlar Trablus, Kuds-i Şerîf, Gazze ve Nablus sancaklarına yayılmış olmakla birlikte, gelir kaynaklarının büyük bölümü Gazze Sancağı’na bağlı Remle Nahiyesi’nde yoğunlaşmıştır. Vakfa tahsis edilen gelir unsurları arasında köyler, hanlar, dükkânlar, değirmenler ve hamamlar yer almakla beraber, köylerin sayısal üstünlüğü dikkat çekmektedir. Bu durum, vakıf gelirlerinin ezici çoğunluğunun kırsal üretimden elde edildiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.[10] Vakfın idari teşkilatı bir nazır, bir mütevelli, beş câbi ve bir kâtibin oluşturduğu sekiz kişilik bir kadrodan ibarettir. Buna kırk kişilik hizmet personeli ilave edildiğinde, vakıfta toplam kırk sekiz kişinin istihdam edildiği anlaşılmaktadır. Hizmet kadrosunun büyük çoğunluğunu aşçıbaşı, aşçı yamakları, ekmekçiler, çanakçılar, buğday ve pirinç ayıklayıcıları, buğday ve bulgur döğücüleri, uncular ve sucular gibi doğrudan imaret faaliyetleriyle ilgili görevliler teşkil etmektedir. Bu personel dağılımı, vakfın merkezî fonksiyonunun imaret hizmeti olduğunu açıkça göstermektedir.[11]

İmarete dair düzenlemelere göre sabahları pirinç çorbası, akşamları ise bulgur çorbası pişirilmesi öngörülmüştür. Pirinç çorbası için 40 okka pirinç, 6 okka tereyağı, 3 okka nohut, 4 okka soğan, 5 okka tuz, 50 okka yoğurt ve 4 dirhem maydanoz tahsis edilmiş; pişirme işlemi için 120 okka odun belirlenmiştir. Bulgur çorbasında ise 8 okka buğday, 6 okka tereyağı, 5 okka tuz, 4 okka soğan, 3 okka kimyon ve 3 okka nohut kullanılacak, ayrıca 140 okka odun sarf edilecektir. Cuma günü, Ramazan ayı ve Aşure günü gibi dinî açıdan hususiyet arz eden zaman dilimlerinde menüde farklılıklar öngörülmüştür. Cuma sabahları, diğer günlerde akşamları sunulan bulgur çorbası dağıtılmaktadır. Cuma akşamları ve Ramazan iftarlarında ise taneli pirinç yemeği ile zerde ikram edilmektedir. Bu özel öğün için 124 okka pirinç, 70 okka koyun eti, 27 okka tereyağı, 4’er okka nohut ve soğan, 40 dirhem biber, 9 okka tuz, 33 okka bal ve 14 dirhem safran tahsis edilmiş; pişirme için 180 okka odun ayrılmıştır. Aşure gününde ise dört kazan dolusu aşure hazırlanarak dağıtılacaktır. Yemeklerle birlikte “fodula” adı verilen ve her biri 90 dirhem ağırlığında olan ekmekten günlük 2000 adet üretilmesi kararlaştırılmıştır. Ekmek üretimi için 6 okka tuz ve 110 okka odun tahsis edilmiştir.[12]

Vakfiyede, imarette hazırlanan yemek ve ekmekten kimlerin yararlanacağı da açık biçimde belirlenmiştir. Buna göre, hücrelerde ikamet eden mücavirlerin her birine sabah ve akşam birer kepçe yemek ile birer ekmek verilmektedir. Cuma gecelerinde ise kendilerine ilave bir ekmek tahsis edilmektedir. Mütevelli hariç olmak üzere bütün vakıf personeli de imaretten istifade etmektedir. Personel, yemek bakımından mücavirlerle aynı haklara sahip olup ayrıca birer somun ekmek fazla alma imkânına sahiptir. İmaretten yararlanan bir diğer önemli zümre ise Kudüs fukarasıdır. Şehirdeki fakir, kimsesiz ve muhtaçlardan imaret yemekhanesine başvuran 400 kişiye toplam 200 tas yemek dağıtılmakta; bu da iki kişiye bir tas yemek düştüğü anlamına gelmektedir. Dağıtılan yemeğin miktar ve niteliği mücavirlere verilenle aynı olup, ayrıca her bir fakire birer somun ekmek verilmektedir. Bu düzenlemeler, imaretin yalnızca tekke sakinlerine değil, şehir toplumunun en kırılgan kesimlerine de sistemli ve kurumsal bir sosyal destek sağladığını göstermektedir.[13]

3. Şehir ve İnsan: Kudüs’te Ramazan İzlenimleri

Ramazan ayı geldiğinde Kudüs’ün fiziksel ve mekânsal dokusu belirgin bir biçimde değişir. Harem-i Şerif’e açılan yolların ışıklandırılması, çarşıların süslenmesi ve akşam saatlerinden itibaren artan yaya trafiği, şehrin gündelik ritmini dönüştürür. Bu düzenlemeler, yalnızca estetik bir değişim değil, aynı zamanda kutsal zamanın mekâna yansıyan görünürlüğüdür. Sahur ve teravih saatleri, gündüz-gece dengesini farklı bir biçimde kurar; çalışma saatleri, ticari faaliyetler ve aile rutinleri Ramazan’a göre yeniden düzenlenir. Kudüs, bir ay boyunca kutsal zamanın ritmine göre yaşamaktadır ve bu ritim, şehrin bütün toplumsal ve mekânsal dokusunu şekillendirir.

Ramazan’ın en yoğun manevî boyutlarından biri itikâftır. Özellikle son on gün, Mescid-i Aksa’da bazı Müslümanlar kendilerini tamamen ibadete hasrederler. Bu uygulama, mekânın kutsiyetini zamanın bereketiyle birleştiren yoğun bir tecrübe sunar. Kur’an tilaveti ve mukabele geleneği de bu dönemde belirginleşir. Harem-i Şerif’te günün farklı saatlerinde gerçekleştirilen tilavetler, Ramazan’ın “Kur’an ayı” olma vasfını görünür kılar. Böylece sözlü kültür ve dini hafıza yeniden üretilir; bireysel arınma ve kolektif bilinç aynı anda pekiştirilir. Kudüs’te Ramazan, hem ruhî yoğunluğun hem de toplumsal aidiyetin deneyimlendiği çok boyutlu bir zaman dilimidir.

Sonuç

Kudüs’te Ramazan ayı, İslam medeniyetinin "mukaddes zaman" ve "mukaddes mekân" tasavvurunu temsil etmektedir. Şehrin tarihsel süreç içerisinde geçirdiği dönüşümler, Selahaddin Eyyûbi’den Osmanlı’ya kadar uzanan yönetim pratikleri ve bu süreçte inşa edilen demografik yapı, Ramazan ayında tecessüm eden kolektif kimliğin temel taşlarını oluşturmuştur. Şehrin demografik çeşitliliği, Ramazan ayı boyunca Mescid-i Aksa merkezli küçük bir İslâm dünyası oluşturmaktadır. Mağrip’ten Orta Asya’ya, Hint alt kıtasından Anadolu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyanın mirasçıları olan Müslüman topluluklar, Kudüs’ün sokaklarında ve Harem-i Şerif’in avlusunda ortak bir manevi dil inşa etmektedir. Bu noktada, Şafiî, Hanefî, Malikî ve Hanbelî mezheplerinin günlük ibadet pratiklerinde sergilediği uyum, İslam hukukunun farklı yorumlarının toplumsal barış ve bir arada yaşama iradesine nasıl hizmet edebileceğinin tarihsel bir kanıtı niteliğindedir.

Kudüs’ün sosyal dokusunu ayakta tutan ve Ramazan ayında görünürlüğü en üst seviyeye çıkan unsur ise vakıf sisteminin kurumsal gücüdür. 1552 tarihli Hürrem Sultan İmareti Vakfiyesi üzerinden yapılan analizler, Osmanlı Devleti’nin Kudüs’teki hâkimiyetini sadece siyasi bir otorite olarak değil, aynı zamanda sosyal bir refah devleti modeliyle tesis ettiğini göstermektedir. Vakfın idari teşkilatlanması, gıda lojistiği ve hizmet hiyerarşisi hayırseverlik anlayışının ürünüdür. Ramazan ayında imarette pişirilen özel menüler ve dağıtılan fodulalar, kutsal zamanın getirdiği manevi coşkuyu maddi bir güvenceyle birleştirmiştir.

Son Notlar

[1] Meğaribe Mahallesi, 1967 Altı Gün Savaşı’ndan sonra İsrail tarafından yıkılmıştır. Bu mahalle hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Hasan Hüseyin Güneş, Kudüs Meğâribe Mahallesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2017.

[2] Abdullah Çakmak, Kudüs, Ensar Neşriyat, İstanbul 2023, s. 93-95.

[3] Mustafa Güler-Abdullah Çakmak, Makkah, Madinah, Al-Quds and Istanbul: Through the Eyes of a Believer, Islamic Arts Museum, Malaysia 2024, p. 169.

[4] Mustafa Güler-Abdullah Çakmak, Makkah, Madinah, Al-Quds and Istanbul, p. 140-168.

[5] Abdullah Çakmak, “Merkez-Taşra İlişkileri Bağlamında Kudüs Haseki (Hürrem) Sultan İmareti (1742-1800)”, Kudüsün Melikesi Haseki Sultan Vakfı (Kuruluşu, Yönetimi ve Mülkleri), ed. Zekeriya Kurşun-Ali İhsan Aydın, Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2022, s. 65-87.

[6] Vakıfla ilgili yaşanan değişimler için bkz. Amy Singer, Osmanlı'da Hayırseverlik, Kudüs’te Bir Haseki Sultan İmareti, (çev. Dilek Şendil), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2024, s. 56-63.

[7] VGMA. d. 608-2, s. 236-237.

[8] Baha Tanman, "Osmanlı Döneminde Kudüs: Kent Dokusu, Mimarlık ve Çini Sanatına İlişkin Bir Araştırmanın İlk Sonuçları", Ortadoğu'da Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Hatay 2000, C. II, s. 529.

[9] Amy Singer, Osmanlı'da Hayırseverlik, s. 1-2.

[10] Abdullah Çakmak, “Kudüs Haseki Sultan İmaretinin Müslümanlara Yönelik Hizmetleri”, Kudüs (Din-Toplum-Siyaset), (Ed. Ahmet Türkan), GRTC Yayınları, İstanbul 2020, s. 249-250.

[11] Abdullah Çakmak, “Kudüs Haseki Sultan İmaretinin Müslümanlara Yönelik Hizmetleri”, s. 250-252.

[12] VGMA. d. 608-2, s. 239.

[13] VGMA. d. 608-2, s. 239.

Kaynakça

Çakmak, Abdullah. “Kudüs Haseki Sultan İmaretinin Müslümanlara Yönelik Hizmetleri”, Kudüs (Din-Toplum-Siyaset), (Ed. Ahmet Türkan), GRTC Yayınları, İstanbul 2020, s. 249-250.

Çakmak, Abdullah. “Merkez-Taşra İlişkileri Bağlamında Kudüs Haseki (Hürrem) Sultan İmareti (1742-1800)”, Kudüsün Melikesi Haseki Sultan Vakfı (Kuruluşu, Yönetimi ve Mülkleri), ed. Zekeriya Kurşun-Ali İhsan Aydın, Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2022.

Çakmak, Abdullah. Kudüs, Ensar Neşriyat, İstanbul 2023.

Güler Mustafa - Çakmak Abdullah. Makkah, Madinah, Al-Quds and Istanbul: Through the Eyes of a Believer, Islamic Arts Museum, Malaysia 2024.

Güneş, Hasan Hüseyin. Kudüs Meğâribe Mahallesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2017.

Singer, Amy. Osmanlı'da Hayırseverlik, Kudüs’te Bir Haseki Sultan İmareti, (çev. Dilek Şendil), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2024, s. 56-63.

Tanman, Baha. "Osmanlı Döneminde Kudüs: Kent Dokusu, Mimarlık ve Çini Sanatına İlişkin Bir Araştırmanın İlk Sonuçları", Ortadoğu'da Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Hatay 2000, C. II.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi (VGMA. d.) 608-2.

Giriş

Kudüs’te yerleşik Müslüman nüfusun büyük çoğunluğunu Araplar oluşturmakla birlikte, şehir tarih boyunca İslâm dünyasının farklı coğrafyalarından gelen Müslüman topluluklara da ev sahipliği yapmıştır. Bu durum, Kudüs’ün yalnızca bölgesel bir merkez olmadığını, aynı zamanda farklı milletlerin bir arada yaşadığı dinî, kültürel ve ilmî bir cazibe merkezi olarak işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Selahaddin Eyyûbi döneminde Kuzey Afrikalı Müslümanların yerleşmesi için Mescid-i Aksa’nın güneybatısında tesis edilen Meğaribe Mahallesi[1], farklı coğrafyalardan gelen toplulukların sekiz asır boyunca Kudüs’te bir arada yaşama geleneğinin tarihsel bir örneğini teşkil eder. Benzer şekilde Afgan, Hint ve Özbek tekkeleri, şehrin Orta Asya ve Hint alt kıtasından gelen Müslümanlar için hem kültürel hem de ibadet mekânı olarak işlev görmüştür. Bu yapılar, Kudüs’ün mekânsal dokusunun çok katmanlı ve çok coğrafyalı bir İslâm merkezine dönüştüğünü göstermektedir. Şehrin demografik çeşitliliği, özellikle Ramazan ayında gözlemlenen ibadet ve toplumsal uygulamalarda daha görünür hâle gelir. Şehrin mezhebi yapısı da bu çok katmanlı demografik tabloyla uyumludur. Arap coğrafyasında yaygın olan Şafiî mezhebinin Kudüs’te de baskın olduğu gözlemlense de Hanefî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine mensup Müslümanlar da şehir hayatına anlamlı katkılarda bulunmuşlardır. Az önce örneğini verdiğimiz Kuzey Afrika’dan gelerek Meğaribe Mahallesi’ne yerleşen Müslümanlar Malikî mezhebine mensup olup Kudüs’teki bu çeşitliliğin somut bir tezahürüdürler. Bununla birlikte, mezhebî farklılıklar günlük ibadet ve toplumsal pratiği sınırlamamış; cami ve mescitler, farklı mezheplere mensup Müslümanların birlikte ibadet ettiği ortak mekânlar olarak işlev görmüştür. Tarih boyunca bu birliktelik özellikle Ramazan aylarında, Harem-i Şerif’te ve civar mahallelerde belirginleşmiş; farklı mezheplerden insanlar, aynı safta teravih kılmış ve toplu Kur’an tilavetlerine katılmışlardır.[2]

Kudüs’ün sosyal dokusu, binlerce yıllık tarihî birikim ve dinî-etnik çeşitlilik ile son derece zengin ve çok katmanlıdır. Şehirde yaşayan her topluluk, kendi ibadet mekânlarını ve çevresini sosyalleşme alanı olarak merkez kabul etmiştir. Kutsal gün ve gecelerde toplanılan bu mekânlar, yalnızca dini ritüelin değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve kolektif kimliğin inşa edildiği alanlar olarak işlev görmüştür. Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi topluluklarının bayramları, düğünleri ve cenaze törenleri, şehir hayatının başlıca unsurlarını oluşturur. Ramazan ayı, bu çok katmanlı sosyal dokunun en belirgin şekilde tezahür ettiği dönemdir; ibadet ve toplumsal etkileşim, kutsal zaman ile kutsal mekânın birleştiği bir eksende yoğunlaşır.

1. Vakıf Kurumları ve Ramazan’ın Sosyal Ekonomisi

Kudüs’te Ramazan ayı, şehrin taş döşemeli sokaklarından Harem-i Şerif’in geniş avlusuna yayılan özel bir manevi yoğunlukla başlar. Bu yoğunluk, yalnızca oruç ve namaz ritmiyle değil, vakıf eserlerinin sunduğu fiziki ve sosyal destekle de şekillenir. Müslümanlar, sabah ezanının yankısı ile kadim Kudüs’e Şam, Yafa ya da Esbat Kapılarından girerken Eyyûbi, Memluk ve Osmanlı dönemlerinden kalma vakıf eserlerinin huzur veren varlığıyla karşılaşırlar.[3]Mescid-i Aksa’ya yaklaşıldıkça Ramazan iklimi derinden hissedilmeye başlanır. Mescid-i Aksa’ya girildiğinde Kubbetüssahre ve Kıble Mescidi’nin yanı sıra irili ufaklı tüm mescitler tarihe meydan okurcasına tüm ihtişamlarıyla ayakta olduklarını onları görenlere hatırlatır.[4] Ramazan boyunca Mescid-i Aksa’ya açılan her kapı, her kemer artan ihtiyaçları karşılamak için önemli birer işlev kazanır; sanki geçmişin hayır sahiplerinin niyetlerini taşır gibi görünür. Mescid-i Aksa çevresinde vakıflara ait çarşılar, Ramazan ayında ayrı bir canlılık kazanır. Meğaribe Çarşısı, Kattanin Çarşısı, Attarin Çarşısı ve çevresindeki vakıf dükkânları, hem ibadete hazırlık hem de sosyal etkileşim alanı olarak işlev görür. Buradaki esnafların da katılımıyla iftar için hazırlanan yiyecekler, su ve hurmalar, Harem’e gelen Müslümanlar arasında paylaşılır. Çarşılardan yükselen sesler, Arapça, Türkçe ve Farsça söyleyişlerin karışımı, Ramazan’ın kozmopolit ruhunu yansıtır ve vakıf eserlerinin sağladığı toplumsal dayanışmayı görünür kılar.

2. Kudüs’te Ramazan Heyecanına Tanıklık Eden Mekân: Hürrem Sultan İmareti

Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan tarafından 1552 yılında Kudüs’te inşa edilen Haseki Sultan İmareti, imparatorluğun vakıf geleneğinin Filistin coğrafyasındaki önemli bir örneğini teşkil eder. Bu imaret, Osmanlı vakıf sisteminin Kudüs’teki en somut ve uzun ömürlü örneklerinden biridir. Kuruluşundan günümüze kadar süren hizmet pratiği, özellikle Ramazan ayında iftar sofraları ile toplumsal yardımlaşmanın devamını sağlamış, yerel toplulukların sosyal ve ekonomik dayanıklılığında önemli bir rol oynamıştır. Bu yönüyle imaret, tarihsel olarak yalnızca bir yardım kurumu değil, aynı zamanda Osmanlı toplum yapısının dinî, sosyal ve kültürel değerlerini bugüne taşıyan bir kurum olarak değerlendirilebilir.[5]

Hürrem Sultan’ın 1552 yılında Kudüs’te inşa ettirdiği ve cami, imaret, elli beş hücreli tekke, han ve hamamdan müteşekkil olan külliyesi, klasik Osmanlı hayrat anlayışı içerisinde imaret merkezli bir kurumsal yapılanmayı yansıtmaktadır. Bu hayratın sürekliliğini temin etmek amacıyla tesis edilen vakıf, arşiv belgelerinde “Haseki Sultan Tekkesi Evkafı” veya “Haseki Sultan İmareti Evkafı” adlarıyla kaydedilmiştir. Vakfa ait biri 30 Cemaziyelevvel 959/24 Mayıs 1552 tarihli Türkçe, diğeri 10–19 Şaban 964/9–18 Haziran 1557 tarihli Arapça olmak üzere iki ayrı vakfiye mevcuttur. İlk vakfiyeden yaklaşık beş yıl sonra ikinci bir vakfiyenin tanzim edilmiş olması, vakfa tahsis edilen gelir kaynaklarında kısa sürede önemli değişiklik ve ilavelerin gerçekleştiğini göstermektedir.[6]

Vakfiyede hayratın Kuds-i Şerîf'in el-Sitt Mahallesinde bulunduğu kayıtlıdır. Ancak bunların mimari özellikleri, müştemilatı ve kimlere hizmet edeceği ile ilgili kısa bilgiler haricinde bir malumat bulunmamaktadır. Hayrata dair bilgilerin yer aldığı kısım şöyledir:

Bunlardan biri; Kuds-i şerif mahallelerinden el-Sitt mahallesinde Allah rızası için takva üzere binası kurulan yüksek taklı, yüce revaklı cami-i şerif ve mabedi müniftir. Vâkıf iş bu hayratı yapmakla: innema ya’muru mesacidallahi” âyet-i kerimesi ile Cenab-ı Hakk'ın övdüğü müminler güruhuna dâhil olan, Peygamber Efendimizin hadis-i şerifinde beyan buyurduğu üzere: Allah rızası için bir mescid bina eden kimseye Allah da cennette bir ev bina eder" müjdesine nail olmuştur. Bu camiyi namaz kılmak isteyen erkek ve kadın müminlere vakfetmiştir. Bunlardan biri; zikri geçen camiin karşısında bulunan imarettir ki ürünleri bol bir mutfağı, benzeri olmayan temiz bir yemekhaneyi, bir fırını, bir kileri, bir avluyu, bir ambarı, birçok helayı ve bir odunluğu müştemildir. Bunu fakirlere, biçare yoksullara, zayıflara ve muhtaçlara vakfetmiştir. Bu evkaftan bir kısmı da camiin etrafında bina ettiği elli beş adet hücrelerdir. Bunları da dindar müminlerin salihlerine ve muvahhid müttakilerden mücavir olanlara, nefislerini tabiat kirlerinden temizleyen zahitlere; ahkâm-ı şerʽiyyeyi ihlal etmeksizin şeriat ipine tutunanlara vakfetmiştir. Bunlar sünnet usulünce ibadete devam ederler, gece gündüz ayakta ve oturur oldukları halde Allah'ı zikrederler, Mescidlere kapanıp rükû ve secde yaparlar, bu özellikleri taşıyanlar bu odalarda gece ve gündüz sakin olup gizli ve açıkça vâkıfın ruhu için dua ederler. Bunlardan biri de orada bina edilmiş olan geniş bir handır ki, bunu da yolculara ve misafirlere vakfetmiştir. Bu zikrolunanların cümlesi mahallinde küçük büyük herkesçe meşhur olduğundan hududunu beyan ve tarife ihtiyaç kalmamıştır.[7]

Haseki Hürrem Sultan vakfiyesi

Söz konusu külliye, bugün surlarla çevrili Eski Şehir’in merkezinde, Akabetü’t-Tekye yahut diğer adıyla Akabetü’s-Sitt Caddesi üzerinde konumlanmaktadır. Bununla birlikte yapı topluluğunun bütünüyle XVI. yüzyıla ait olmadığı, 1388 yılında Memlük Kudüs valisinin eşi Tunşuk Hatun tarafından inşa ettirilen yapıların onarım ve genişletilmesi suretiyle teşekkül ettiği anlaşılmaktadır.[8] Dolayısıyla Haseki Sultan İmareti’nin bulunduğu ve Hatun Yokuşu olarak da bilinen Akabetü’s-Sitt Caddesi adını Hürrem Sultan’dan değil, Tunşuk Hatun’dan almaktadır.[9]

Kudüs’teki bu hayratın finansmanını sağlamak üzere vakfedilen akarlar Trablus, Kuds-i Şerîf, Gazze ve Nablus sancaklarına yayılmış olmakla birlikte, gelir kaynaklarının büyük bölümü Gazze Sancağı’na bağlı Remle Nahiyesi’nde yoğunlaşmıştır. Vakfa tahsis edilen gelir unsurları arasında köyler, hanlar, dükkânlar, değirmenler ve hamamlar yer almakla beraber, köylerin sayısal üstünlüğü dikkat çekmektedir. Bu durum, vakıf gelirlerinin ezici çoğunluğunun kırsal üretimden elde edildiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.[10] Vakfın idari teşkilatı bir nazır, bir mütevelli, beş câbi ve bir kâtibin oluşturduğu sekiz kişilik bir kadrodan ibarettir. Buna kırk kişilik hizmet personeli ilave edildiğinde, vakıfta toplam kırk sekiz kişinin istihdam edildiği anlaşılmaktadır. Hizmet kadrosunun büyük çoğunluğunu aşçıbaşı, aşçı yamakları, ekmekçiler, çanakçılar, buğday ve pirinç ayıklayıcıları, buğday ve bulgur döğücüleri, uncular ve sucular gibi doğrudan imaret faaliyetleriyle ilgili görevliler teşkil etmektedir. Bu personel dağılımı, vakfın merkezî fonksiyonunun imaret hizmeti olduğunu açıkça göstermektedir.[11]

İmarete dair düzenlemelere göre sabahları pirinç çorbası, akşamları ise bulgur çorbası pişirilmesi öngörülmüştür. Pirinç çorbası için 40 okka pirinç, 6 okka tereyağı, 3 okka nohut, 4 okka soğan, 5 okka tuz, 50 okka yoğurt ve 4 dirhem maydanoz tahsis edilmiş; pişirme işlemi için 120 okka odun belirlenmiştir. Bulgur çorbasında ise 8 okka buğday, 6 okka tereyağı, 5 okka tuz, 4 okka soğan, 3 okka kimyon ve 3 okka nohut kullanılacak, ayrıca 140 okka odun sarf edilecektir. Cuma günü, Ramazan ayı ve Aşure günü gibi dinî açıdan hususiyet arz eden zaman dilimlerinde menüde farklılıklar öngörülmüştür. Cuma sabahları, diğer günlerde akşamları sunulan bulgur çorbası dağıtılmaktadır. Cuma akşamları ve Ramazan iftarlarında ise taneli pirinç yemeği ile zerde ikram edilmektedir. Bu özel öğün için 124 okka pirinç, 70 okka koyun eti, 27 okka tereyağı, 4’er okka nohut ve soğan, 40 dirhem biber, 9 okka tuz, 33 okka bal ve 14 dirhem safran tahsis edilmiş; pişirme için 180 okka odun ayrılmıştır. Aşure gününde ise dört kazan dolusu aşure hazırlanarak dağıtılacaktır. Yemeklerle birlikte “fodula” adı verilen ve her biri 90 dirhem ağırlığında olan ekmekten günlük 2000 adet üretilmesi kararlaştırılmıştır. Ekmek üretimi için 6 okka tuz ve 110 okka odun tahsis edilmiştir.[12]

Vakfiyede, imarette hazırlanan yemek ve ekmekten kimlerin yararlanacağı da açık biçimde belirlenmiştir. Buna göre, hücrelerde ikamet eden mücavirlerin her birine sabah ve akşam birer kepçe yemek ile birer ekmek verilmektedir. Cuma gecelerinde ise kendilerine ilave bir ekmek tahsis edilmektedir. Mütevelli hariç olmak üzere bütün vakıf personeli de imaretten istifade etmektedir. Personel, yemek bakımından mücavirlerle aynı haklara sahip olup ayrıca birer somun ekmek fazla alma imkânına sahiptir. İmaretten yararlanan bir diğer önemli zümre ise Kudüs fukarasıdır. Şehirdeki fakir, kimsesiz ve muhtaçlardan imaret yemekhanesine başvuran 400 kişiye toplam 200 tas yemek dağıtılmakta; bu da iki kişiye bir tas yemek düştüğü anlamına gelmektedir. Dağıtılan yemeğin miktar ve niteliği mücavirlere verilenle aynı olup, ayrıca her bir fakire birer somun ekmek verilmektedir. Bu düzenlemeler, imaretin yalnızca tekke sakinlerine değil, şehir toplumunun en kırılgan kesimlerine de sistemli ve kurumsal bir sosyal destek sağladığını göstermektedir.[13]

3. Şehir ve İnsan: Kudüs’te Ramazan İzlenimleri

Ramazan ayı geldiğinde Kudüs’ün fiziksel ve mekânsal dokusu belirgin bir biçimde değişir. Harem-i Şerif’e açılan yolların ışıklandırılması, çarşıların süslenmesi ve akşam saatlerinden itibaren artan yaya trafiği, şehrin gündelik ritmini dönüştürür. Bu düzenlemeler, yalnızca estetik bir değişim değil, aynı zamanda kutsal zamanın mekâna yansıyan görünürlüğüdür. Sahur ve teravih saatleri, gündüz-gece dengesini farklı bir biçimde kurar; çalışma saatleri, ticari faaliyetler ve aile rutinleri Ramazan’a göre yeniden düzenlenir. Kudüs, bir ay boyunca kutsal zamanın ritmine göre yaşamaktadır ve bu ritim, şehrin bütün toplumsal ve mekânsal dokusunu şekillendirir.

Ramazan’ın en yoğun manevî boyutlarından biri itikâftır. Özellikle son on gün, Mescid-i Aksa’da bazı Müslümanlar kendilerini tamamen ibadete hasrederler. Bu uygulama, mekânın kutsiyetini zamanın bereketiyle birleştiren yoğun bir tecrübe sunar. Kur’an tilaveti ve mukabele geleneği de bu dönemde belirginleşir. Harem-i Şerif’te günün farklı saatlerinde gerçekleştirilen tilavetler, Ramazan’ın “Kur’an ayı” olma vasfını görünür kılar. Böylece sözlü kültür ve dini hafıza yeniden üretilir; bireysel arınma ve kolektif bilinç aynı anda pekiştirilir. Kudüs’te Ramazan, hem ruhî yoğunluğun hem de toplumsal aidiyetin deneyimlendiği çok boyutlu bir zaman dilimidir.

Sonuç

Kudüs’te Ramazan ayı, İslam medeniyetinin "mukaddes zaman" ve "mukaddes mekân" tasavvurunu temsil etmektedir. Şehrin tarihsel süreç içerisinde geçirdiği dönüşümler, Selahaddin Eyyûbi’den Osmanlı’ya kadar uzanan yönetim pratikleri ve bu süreçte inşa edilen demografik yapı, Ramazan ayında tecessüm eden kolektif kimliğin temel taşlarını oluşturmuştur. Şehrin demografik çeşitliliği, Ramazan ayı boyunca Mescid-i Aksa merkezli küçük bir İslâm dünyası oluşturmaktadır. Mağrip’ten Orta Asya’ya, Hint alt kıtasından Anadolu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyanın mirasçıları olan Müslüman topluluklar, Kudüs’ün sokaklarında ve Harem-i Şerif’in avlusunda ortak bir manevi dil inşa etmektedir. Bu noktada, Şafiî, Hanefî, Malikî ve Hanbelî mezheplerinin günlük ibadet pratiklerinde sergilediği uyum, İslam hukukunun farklı yorumlarının toplumsal barış ve bir arada yaşama iradesine nasıl hizmet edebileceğinin tarihsel bir kanıtı niteliğindedir.

Kudüs’ün sosyal dokusunu ayakta tutan ve Ramazan ayında görünürlüğü en üst seviyeye çıkan unsur ise vakıf sisteminin kurumsal gücüdür. 1552 tarihli Hürrem Sultan İmareti Vakfiyesi üzerinden yapılan analizler, Osmanlı Devleti’nin Kudüs’teki hâkimiyetini sadece siyasi bir otorite olarak değil, aynı zamanda sosyal bir refah devleti modeliyle tesis ettiğini göstermektedir. Vakfın idari teşkilatlanması, gıda lojistiği ve hizmet hiyerarşisi hayırseverlik anlayışının ürünüdür. Ramazan ayında imarette pişirilen özel menüler ve dağıtılan fodulalar, kutsal zamanın getirdiği manevi coşkuyu maddi bir güvenceyle birleştirmiştir.

Son Notlar

[1] Meğaribe Mahallesi, 1967 Altı Gün Savaşı’ndan sonra İsrail tarafından yıkılmıştır. Bu mahalle hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Hasan Hüseyin Güneş, Kudüs Meğâribe Mahallesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2017.

[2] Abdullah Çakmak, Kudüs, Ensar Neşriyat, İstanbul 2023, s. 93-95.

[3] Mustafa Güler-Abdullah Çakmak, Makkah, Madinah, Al-Quds and Istanbul: Through the Eyes of a Believer, Islamic Arts Museum, Malaysia 2024, p. 169.

[4] Mustafa Güler-Abdullah Çakmak, Makkah, Madinah, Al-Quds and Istanbul, p. 140-168.

[5] Abdullah Çakmak, “Merkez-Taşra İlişkileri Bağlamında Kudüs Haseki (Hürrem) Sultan İmareti (1742-1800)”, Kudüsün Melikesi Haseki Sultan Vakfı (Kuruluşu, Yönetimi ve Mülkleri), ed. Zekeriya Kurşun-Ali İhsan Aydın, Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2022, s. 65-87.

[6] Vakıfla ilgili yaşanan değişimler için bkz. Amy Singer, Osmanlı'da Hayırseverlik, Kudüs’te Bir Haseki Sultan İmareti, (çev. Dilek Şendil), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2024, s. 56-63.

[7] VGMA. d. 608-2, s. 236-237.

[8] Baha Tanman, "Osmanlı Döneminde Kudüs: Kent Dokusu, Mimarlık ve Çini Sanatına İlişkin Bir Araştırmanın İlk Sonuçları", Ortadoğu'da Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Hatay 2000, C. II, s. 529.

[9] Amy Singer, Osmanlı'da Hayırseverlik, s. 1-2.

[10] Abdullah Çakmak, “Kudüs Haseki Sultan İmaretinin Müslümanlara Yönelik Hizmetleri”, Kudüs (Din-Toplum-Siyaset), (Ed. Ahmet Türkan), GRTC Yayınları, İstanbul 2020, s. 249-250.

[11] Abdullah Çakmak, “Kudüs Haseki Sultan İmaretinin Müslümanlara Yönelik Hizmetleri”, s. 250-252.

[12] VGMA. d. 608-2, s. 239.

[13] VGMA. d. 608-2, s. 239.

Kaynakça

Çakmak, Abdullah. “Kudüs Haseki Sultan İmaretinin Müslümanlara Yönelik Hizmetleri”, Kudüs (Din-Toplum-Siyaset), (Ed. Ahmet Türkan), GRTC Yayınları, İstanbul 2020, s. 249-250.

Çakmak, Abdullah. “Merkez-Taşra İlişkileri Bağlamında Kudüs Haseki (Hürrem) Sultan İmareti (1742-1800)”, Kudüsün Melikesi Haseki Sultan Vakfı (Kuruluşu, Yönetimi ve Mülkleri), ed. Zekeriya Kurşun-Ali İhsan Aydın, Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2022.

Çakmak, Abdullah. Kudüs, Ensar Neşriyat, İstanbul 2023.

Güler Mustafa - Çakmak Abdullah. Makkah, Madinah, Al-Quds and Istanbul: Through the Eyes of a Believer, Islamic Arts Museum, Malaysia 2024.

Güneş, Hasan Hüseyin. Kudüs Meğâribe Mahallesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2017.

Singer, Amy. Osmanlı'da Hayırseverlik, Kudüs’te Bir Haseki Sultan İmareti, (çev. Dilek Şendil), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2024, s. 56-63.

Tanman, Baha. "Osmanlı Döneminde Kudüs: Kent Dokusu, Mimarlık ve Çini Sanatına İlişkin Bir Araştırmanın İlk Sonuçları", Ortadoğu'da Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Hatay 2000, C. II.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi (VGMA. d.) 608-2.

Bu Sayfada:

title

İlginizi çekebilir

İlginizi çekebilir

• Kudüs Çalışma Grubu • Kudüs Çalışma Grubu