Endülüs’ten Gazze’ye Açık Hava Hapishaneleri

Endülüs’ten Gazze’ye Açık Hava Hapishaneleri

24 Mart 2026

Melike Zeynep Büyüktaş

Giriş

Kapak fotoğrafı:Pere Oromig ve Francisco Peralta tarafından 1613 yılında yapılmış olan "Moriskoların Vinaròs Limanı'ndan Sürülüşü" adlı eser. 

Tarih, kronolojik bir akış olmanın yanında aynı baskı yöntemlerinin farklı coğrafyalarda yeniden sahnelendiği bir laboratuvar gibidir. 16. yüzyılın İspanya’sında Moriskoların maruz kaldığı "getto" hayatı ile günümüzün Gazze Şeridi’ndeki kuşatma, benzer baskıcı zihniyetlerin ürünüdür.

Granada’nın düşmesiyle İspanya’da kalan Müslümanlar (Moriskolar), başlangıçta dinlerini koruma teminatı almış olsalar da kısa sürede engizisyon ve göç baskısıyla karşı karşıya kalmışlardır. Gazze halkı ise özellikle 1948 Nekbe sürecinden bu yana devam eden ve giderek sertleşen bir abluka altında yaşamaktadır. 

İki toplumun da yaşantıları incelendiğinde benzerliklerin devletlerin belirli bir etnik veya dini grubu "istenmeyen" ilan etmesi üzerinden şekillendiği görülür. 

Egemen güçlerin ulus devlet kurma çabası kapsamında, milletlerin kimliğini bir güvenlik sorunu olarak görerek ortadan kaldırmaya yönelmesi, istenmeyen kimseleri tasfiye etmek amacıyla bir toplumu yok etme yöntemlerine başvurulması bir devlet aklı haline mi gelmiştir? Konu, temelinde Hüseyin Gökalp’in Moriskolar hakkındaki derin çalışmaları ve sosyal platformlar üzerinde yayınlanan içerikleri çerçevesinde incelenmiştir.

Morisko Gettoları ve Modern Dünyada Filistin Ablukası

1492’de Granada’nın düşüşüyle başlayan süreçle Endülüs Müslümanları (Moriskolar) için yaşam alanı giderek daralır. İber Yarımadası’nda siyasi varlığı sonlanan Müslümanlar için sistemli bir kuşatma dönemi başlar. Gırnatalıların canını, malını ve dinini koruma şartı konularak şehrin Hristiyan kuvvetlere teslimine karar verilir. Bu değişimle birlikte İspanya’da İslâm hâkimiyeti resmen son bulmuş olur. Hıristiyan idareciler ise güven sözünü bozarak bu taahhütleri 1497 yılından itibaren tanımamaya ve sistemli bir kuşatma altına almaya başlarlar.

Mülklerine el konulur, baskılar giderek artar, zorunlu göç gibi gözüken ulaştırmalar ile Akdeniz’de ölüme terk edilir, Arapça tamamen yasaklanır ve Müslümanlığın açıktan yaşanması imkansız hale gelir.  

Her iki halk da atalarından kalan topraklardan, mülklerinden ve kaynaklarından mahrum bırakılarak yerlerinden edilir. Moriskolar, sürgün öncesi dönemde sosyal ve ekonomik olarak izole edilmiş mahallelerde yaşama zorlanır. Aynı durum, Gazze'nin yıllardır süren fiziksel ve ekonomik izolasyonuyla örtüşmektedir.

Moriskolar dillerini ve dinlerini gizlemek zorundayken; son durumda Gazze'de de eğitim kurumları, ibadethaneler ve kültürel mirasın tahribi yoluyla toplumsal hafızanın silinme tehlikesi bulunur.

Kimlik kırımı zihniyeti, bahsi geçen halkların kendi topraklarında yabancılaştırılması ve sistemli şekilde izole edilmesi üzerine kurulmuştur.  Gelinen son durumda egemen güçler tarafından planlı ve taraflı olarak ilerlemektedir.

Toplumdan dışlanan ve bir yandan da devletin ekonomik anlamda muhtaç olduğu Moriskolar, şehrin en verimsiz ve savunmasız bölgelerinde gettolara hapsedilir. Bu gettoların duvar yapısı fiziki bir yapı olmaktan ziyade sosyal ve hukuki yasalarla temellendirilir. Sistemli tecrit döneminde halkın, nerede yaşadığı kadar nasıl yaşadığı da (domuz eti yeme zorunluluğu, giysi ve dil kuralları gibi) denetim altındaydı. Moriskolar üzerindeki bu ağır yaşam kısıtlamaları, temelleri İspanyol Engizisyonu tarafından atılan ve krallığın mutlakiyetçi 'tek din, tek millet' ülküsüyle meşrulaştırılan programın parçasıdır. Müslüman halkın özel alanına kadar sızan bu denetimler, radikal yasaklarla toplumu Katolik kimliğine zorla entegre etmek amacıyla yürütülmüştür. Bu baskıların temelindeki asıl motivasyon, Moriskoların ekonomik iş gücünden faydalanmaya devam ederken, onları dini ve kültürel bir 'tehdit' olmaktan çıkaracak mutlak bir kültürel homojenlik sağlama arzusudur. Bu durum, tarihteki “açık hava hapishanesi” deneyimlerinden biriydi. Gettoların nihai “çözümü” ise ancak 1600’lü yıllarda yaşanan büyük sürgün ile halkın kendi topraklarından sürülmesi ile gerçekleşti.

Moriskoların yaşadığı tecritin, bugün Gazze Şeridi’nde modern dünyanın tüm teknolojik imkanlarının kullanımıyla daha da sert şekilde uygulandığı görülmektedir. Kalori hesabı ile yaşatma stratejisi, şehirden giriş ve çıkışların engellenerek hareket özgürlüğünün yok sayılması ve fiziksel duvarların dünya ile Gazze arasında her yoldan temasın tamamen kesilerek tam bir ablukanın sağlanması baskının somut adımlarıdır. Moriskoların yüzyıllar önce yaşadığı “aidiyet” travması ise bugün Filistin meselesine modern bir yansımadır.

Moriskoların Hristiyan Toplumdan Ayrıştırılması -  Gazze ve Batı Şeria İçin Utanç Duvarı 

İspanya’daki tecrit politikaları ile Filistin’de “Utanç Duvarı” olarak adlandırılan ayrım arasında dikkat çekici paralellikler bulunmaktadır. Her iki uygulama da halklar kendi vatanlarında “yabancı” ilan edilmiş, mekânsal olarak sınırlandırılmış ve denetim altında tutularak açık alanda hapsedilmişlerdir. Bu durumlar, devletlerin “kontrol edilebilir” alanlar oluşturma stratejisinin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Moriskolar ve Gazzeliler birlikte değerlendirildiğinde, egemen güçlerin bu kitleleri görünmez kılmayı ve yaşam alanlarını daraltarak onları kendi topraklarında fiilen mülteci konumuna düşürmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.

Ablukanın en ağır sonuçlarından biri de, insanların sürekli izlenme psikolojisiyle baskı altında yaşamak zorunda kalmasıdır. Moriskolar döneminde özel hayat ve mahremiyet büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, özellikle cuma ve bayram günlerinde evlerin kapılarının açık tutulması zorunlu kılınmıştır. Bu uygulama, onların dinî veya geleneksel pratikler sergileyip sergilemediklerinin denetlenmesini amaçlamıştır. Günümüzde ise Batı Şeria ve Gazze geçişlerinde kullanılan “Blue/Red Wolf” gibi yüz tanıma sistemleri ve yaygın kamera ağları benzer bir gözetim düzeni ortaya çıkarmaktadır. Her iki dönemde de toplumlar kendi yurtlarında “öteki” olarak tanımlanmıştır.

Moriskoların Mal Varlığına El Konularak Sürülmesi - Nekbe ve Mülksüzleştirme Politikası

Engizisyon ve devlet otoritesinin şiddet tehdidi karşısında, Müslüman kimliğini açıkça yaşama imkânı kalmayan halk söylemde Hristiyan iken iç dünyalarında İslami inançlarını sürdürmeye çalışmış; ancak bu durum onları devlet nezdinde 'sahte mühtedi' konumuna düşürerek baskıların daha da derinleşmesine zemin hazırlamıştır. Hristiyanlığı söylemsel olarak kabul etmek durumunda kalan  Moriskolar için baskılar  ve ayrıştırmalar bitmemiştir. Kağıt üzerinde Hristiyan olsalar bile “safkan” taşıyan Hristiyanlarla eşit görülmez, hiçbir zaman güvenilmez, üst makamlara gelmesi kabul edilemez, tehlike olarak görülmeye devam edilirler. Bu durum, Moriskoları toplumun en alt tabakasına hapsedilmesine ve diğer herkesten ayrı yaşam alanlarına sığdırılmasına neden olmuştur. Farklı kıyafetlerle belirginleştirilmeleri ise sosyal ve mekânsal bir gettolaşma süreci doğurmuştur. Bahsi geçen tecrit yöntemleri, bugün Batı Şeria’daki farklı renkte plaka uygulamalarına ve kimlik kartı ayrımına oldukça benzer bir "işaretleme" yöntemidir. 

İki toplum mevcut “düzende” karşılaştırıldığında, 

  • Hukuki statü anlamında Moriskolar için Kan Saflığı (Limpieza) yasaları ve Filistinliler için Yahudi Ulus Devlet Yasası (Moriskoları "ikinci sınıf" ilan eden Limpieza de Sangre (Kan Saflığı) yasaları, bireyin haklarını soyuna bağlayarak dışlayıcı bir hiyerarşi kurar, günümüzde ise Yahudi Ulus Devlet Yasası ile Filistinliler üzerinde kurulan üstünlük rejimini yasallaştırmışlardır.)

  • Yerleşim anlamında Moriskolar için gettolar ve Filistinliler için A,B,C bölgeleri ve duvarla çevrili yerleşim alanı 

  • Gözetim anlamında Moriskolar için ev kapılarını açık tutma zorunluluğu ve Filistinliler için baskınlar ve drone gözlemi

  • Ekonomik anlamda Moriskolar için sadece ağır işler ve tarım ile uğraşma ve Filistinliler için izin sistemine bağlı işçilik benzerliklerine rastlanır.

Moriskoların Hristiyan toplumdan ayrı tutulması, onları egemen kültürle uyuşamaz, kimliğinde ısrarcı, dönüştürülmesi güç ve “sindirilemez bir azınlık” olarak gösterme çabalarından biridir. Bu yaklaşım sürgüne kadar uzanan yolun taşlarını döşemiştir. Günümüzde Filistin’de uygulanan duvarlar ve kontrol noktaları da bir halkı “yabancı” ve “tehdit” olarak etiketleyerek onu toplumun genel yapısından sistemli biçimde koparmayı hedeflemektedir.

Moriskoların İspanya'dan sürülmesi (1614’e kadar) ve bugün Filistin'deki mülksüzleştirme politikaları, bir halkı sadece fiziksel olarak değil, ekonomik ve hukuki olarak da yok etme stratejisinin tarihsel iz düşümleridir. Bu süreç "insansızlaştırma" ve "maddi birikimin gaspı" üzerine kuruludur.

Moriskolar üzerlerinde baskının artması, dini- kültürel faaliyetlerine karşı koyulması, yıldırıcı yasaklar getirilmesi, yaşadıkları yerlere Hristiyan ailelerin yerleştirilmesi ve mülklerinin elinden alınması ile yüzyılların emeği “yasal” bir yolla hiçe sayılmıştır. 

Süreç içerisinde engizisyon temelli hazırlanan raporlardan hareketle Moriskoların gerçek anlamda bir Hristiyanlaşmayı benimsemediği ortaya konulmuştur. Baskılar sonucunda, evlenme yasağı getirilerek soylarının devamını engellemek, yalnızca belli yerlerde yaşamlarını devam ettirmelerine olanak sağlamak ve toplu olarak Moriskoları sürmek fikirleri üzerinde durulmuş, İspanya’dan çıkarılmalarına karar verilmiştir. Çıkarılan halkın sayısının 300.000’i aştığı kayıtlara geçmiştir.  

Günümüz dünyasında da Filistinlilerin mülksüzleştirilmesi, Morisko sürgününe benzer şekilde hukuki kılıflara bürünmeye devam eder. Moriskoların mal varlığına el konulması “ihanetin bedeli” ve “güvenlik tedbiri” olarak yasalaştırılır. Filistin üzerinde izleri görülen bu zihniyetin yansıması ise Nekbe sürgünü sonrası kabul edilen “Gaiplik Yasası” gerekçesiyle mülk işgalinde görülür. Her iki durumda da sürgün, bir "savunma refleksi" olarak gösterilir, böylece ahlaki ve hukuki bir zemine dayandırılmış gibi gösterilir. Moriskoların mülksüzleştirilmesi tam bir sürgün ile sonlanırken Filistin'de yavaşlatılmış bir süreç olarak devam eder.

Sonuç

Her iki halkın da maruz kaldığı abluka, sürgün ve ötekileştirme durumları incelendiğinde egemen güçlerin meşru sayılamayacak yollarla elde ettiği sermaye ile kendi ekonomisini finanse ettiğine, sürgün edilen toplumları gittikleri yerde mülteci konumuna düşürdüğü sonucuna ulaşılır. Tarihsel süreç ve olgular karşılaştırıldığında insanları topraklarından sürgün eden zihniyetin “yasa” tasarılarını “hırsızlığı kamulaştırma", sürgünü ise "tahliye" olarak sahnelediği görülür. Zorla aidiyet sağlanmak istenen topraklar için tarihin tekerrürü olarak basitleştirilemeyecek, “yöntem sürekliliği” göz ardı edilemeyecek bir hafıza kırımı örneğidir. Her iki durum da açıkça göstermektedir ki; bir halkı vatanından sürmek sadece bir yer değiştirme eylemi değil, o halkın yüzyıllardır biriktirdiği maddi ve manevi sermayenin devlet eliyle 'yasal' bir yağmaya dönüştürülmesidir. Aynı kalemden çıkmış kadar benzer nitelikli yasalar göz önünde bulundurulduğunda zihniyetin bir halkı 'iç tehdit' olarak kodlayıp coğrafyadan silme konusunda aynı dilde konuştuğu açıktır. İspanya limanlarında bırakılan mal varlığı ile Filistin'de yakılan zeytinliklerin ortak paydası, bir halkın iradesine vurulan ekonomik darbedir. Hal böyleyken toprağı elinden alınan bir halkın belleği ise o toprağın üzerinde örülen duvarlardan ve yasalardan daha kalıcıdır. Mülksüzleştirme politikası bir devlet stratejisi olabilir, ancak hafıza bir milletin her türlü işgale karşı en aşılmaz kalesidir.

Kaynakça

Anadolu Ajansı, (2024, 25 Haziran).  Dinlerini gizli yaşayan ve sayıları yüz binleri aşan Müslümanlar: Moriskolar [Video]. YouTube. 

Gökalp, Hüseyin (2019). Moriskoların Hristiyanlaşma Süreci. Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi,47, s. 359-376

Kökçam, Selami – Tuncer, Rıdvan ( 2019, 9 Nisan). İsrail Doğu Kudüs'te Filistinlilerin evlerine nasıl el koyuyor? TRT Haber. https://www.trthaber.com

Özdemir, Mehmet (1996). Gırnata. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt 14, s. 51-57

Özdemir, Mehmet (2020). Moriskolar. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt 30, s. 286-289

Uçar, Mehmet Nuri – Aydemir, Mücahit (2023, 15 Mayıs). İşgal altındaki Filistin topraklarında 75 yıldır süren "Büyük Felaket": Nekbe. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr

Giriş

Kapak fotoğrafı:Pere Oromig ve Francisco Peralta tarafından 1613 yılında yapılmış olan "Moriskoların Vinaròs Limanı'ndan Sürülüşü" adlı eser. 

Tarih, kronolojik bir akış olmanın yanında aynı baskı yöntemlerinin farklı coğrafyalarda yeniden sahnelendiği bir laboratuvar gibidir. 16. yüzyılın İspanya’sında Moriskoların maruz kaldığı "getto" hayatı ile günümüzün Gazze Şeridi’ndeki kuşatma, benzer baskıcı zihniyetlerin ürünüdür.

Granada’nın düşmesiyle İspanya’da kalan Müslümanlar (Moriskolar), başlangıçta dinlerini koruma teminatı almış olsalar da kısa sürede engizisyon ve göç baskısıyla karşı karşıya kalmışlardır. Gazze halkı ise özellikle 1948 Nekbe sürecinden bu yana devam eden ve giderek sertleşen bir abluka altında yaşamaktadır. 

İki toplumun da yaşantıları incelendiğinde benzerliklerin devletlerin belirli bir etnik veya dini grubu "istenmeyen" ilan etmesi üzerinden şekillendiği görülür. 

Egemen güçlerin ulus devlet kurma çabası kapsamında, milletlerin kimliğini bir güvenlik sorunu olarak görerek ortadan kaldırmaya yönelmesi, istenmeyen kimseleri tasfiye etmek amacıyla bir toplumu yok etme yöntemlerine başvurulması bir devlet aklı haline mi gelmiştir? Konu, temelinde Hüseyin Gökalp’in Moriskolar hakkındaki derin çalışmaları ve sosyal platformlar üzerinde yayınlanan içerikleri çerçevesinde incelenmiştir.

Morisko Gettoları ve Modern Dünyada Filistin Ablukası

1492’de Granada’nın düşüşüyle başlayan süreçle Endülüs Müslümanları (Moriskolar) için yaşam alanı giderek daralır. İber Yarımadası’nda siyasi varlığı sonlanan Müslümanlar için sistemli bir kuşatma dönemi başlar. Gırnatalıların canını, malını ve dinini koruma şartı konularak şehrin Hristiyan kuvvetlere teslimine karar verilir. Bu değişimle birlikte İspanya’da İslâm hâkimiyeti resmen son bulmuş olur. Hıristiyan idareciler ise güven sözünü bozarak bu taahhütleri 1497 yılından itibaren tanımamaya ve sistemli bir kuşatma altına almaya başlarlar.

Mülklerine el konulur, baskılar giderek artar, zorunlu göç gibi gözüken ulaştırmalar ile Akdeniz’de ölüme terk edilir, Arapça tamamen yasaklanır ve Müslümanlığın açıktan yaşanması imkansız hale gelir.  

Her iki halk da atalarından kalan topraklardan, mülklerinden ve kaynaklarından mahrum bırakılarak yerlerinden edilir. Moriskolar, sürgün öncesi dönemde sosyal ve ekonomik olarak izole edilmiş mahallelerde yaşama zorlanır. Aynı durum, Gazze'nin yıllardır süren fiziksel ve ekonomik izolasyonuyla örtüşmektedir.

Moriskolar dillerini ve dinlerini gizlemek zorundayken; son durumda Gazze'de de eğitim kurumları, ibadethaneler ve kültürel mirasın tahribi yoluyla toplumsal hafızanın silinme tehlikesi bulunur.

Kimlik kırımı zihniyeti, bahsi geçen halkların kendi topraklarında yabancılaştırılması ve sistemli şekilde izole edilmesi üzerine kurulmuştur.  Gelinen son durumda egemen güçler tarafından planlı ve taraflı olarak ilerlemektedir.

Toplumdan dışlanan ve bir yandan da devletin ekonomik anlamda muhtaç olduğu Moriskolar, şehrin en verimsiz ve savunmasız bölgelerinde gettolara hapsedilir. Bu gettoların duvar yapısı fiziki bir yapı olmaktan ziyade sosyal ve hukuki yasalarla temellendirilir. Sistemli tecrit döneminde halkın, nerede yaşadığı kadar nasıl yaşadığı da (domuz eti yeme zorunluluğu, giysi ve dil kuralları gibi) denetim altındaydı. Moriskolar üzerindeki bu ağır yaşam kısıtlamaları, temelleri İspanyol Engizisyonu tarafından atılan ve krallığın mutlakiyetçi 'tek din, tek millet' ülküsüyle meşrulaştırılan programın parçasıdır. Müslüman halkın özel alanına kadar sızan bu denetimler, radikal yasaklarla toplumu Katolik kimliğine zorla entegre etmek amacıyla yürütülmüştür. Bu baskıların temelindeki asıl motivasyon, Moriskoların ekonomik iş gücünden faydalanmaya devam ederken, onları dini ve kültürel bir 'tehdit' olmaktan çıkaracak mutlak bir kültürel homojenlik sağlama arzusudur. Bu durum, tarihteki “açık hava hapishanesi” deneyimlerinden biriydi. Gettoların nihai “çözümü” ise ancak 1600’lü yıllarda yaşanan büyük sürgün ile halkın kendi topraklarından sürülmesi ile gerçekleşti.

Moriskoların yaşadığı tecritin, bugün Gazze Şeridi’nde modern dünyanın tüm teknolojik imkanlarının kullanımıyla daha da sert şekilde uygulandığı görülmektedir. Kalori hesabı ile yaşatma stratejisi, şehirden giriş ve çıkışların engellenerek hareket özgürlüğünün yok sayılması ve fiziksel duvarların dünya ile Gazze arasında her yoldan temasın tamamen kesilerek tam bir ablukanın sağlanması baskının somut adımlarıdır. Moriskoların yüzyıllar önce yaşadığı “aidiyet” travması ise bugün Filistin meselesine modern bir yansımadır.

Moriskoların Hristiyan Toplumdan Ayrıştırılması -  Gazze ve Batı Şeria İçin Utanç Duvarı 

İspanya’daki tecrit politikaları ile Filistin’de “Utanç Duvarı” olarak adlandırılan ayrım arasında dikkat çekici paralellikler bulunmaktadır. Her iki uygulama da halklar kendi vatanlarında “yabancı” ilan edilmiş, mekânsal olarak sınırlandırılmış ve denetim altında tutularak açık alanda hapsedilmişlerdir. Bu durumlar, devletlerin “kontrol edilebilir” alanlar oluşturma stratejisinin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Moriskolar ve Gazzeliler birlikte değerlendirildiğinde, egemen güçlerin bu kitleleri görünmez kılmayı ve yaşam alanlarını daraltarak onları kendi topraklarında fiilen mülteci konumuna düşürmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.

Ablukanın en ağır sonuçlarından biri de, insanların sürekli izlenme psikolojisiyle baskı altında yaşamak zorunda kalmasıdır. Moriskolar döneminde özel hayat ve mahremiyet büyük ölçüde ortadan kaldırılmış, özellikle cuma ve bayram günlerinde evlerin kapılarının açık tutulması zorunlu kılınmıştır. Bu uygulama, onların dinî veya geleneksel pratikler sergileyip sergilemediklerinin denetlenmesini amaçlamıştır. Günümüzde ise Batı Şeria ve Gazze geçişlerinde kullanılan “Blue/Red Wolf” gibi yüz tanıma sistemleri ve yaygın kamera ağları benzer bir gözetim düzeni ortaya çıkarmaktadır. Her iki dönemde de toplumlar kendi yurtlarında “öteki” olarak tanımlanmıştır.

Moriskoların Mal Varlığına El Konularak Sürülmesi - Nekbe ve Mülksüzleştirme Politikası

Engizisyon ve devlet otoritesinin şiddet tehdidi karşısında, Müslüman kimliğini açıkça yaşama imkânı kalmayan halk söylemde Hristiyan iken iç dünyalarında İslami inançlarını sürdürmeye çalışmış; ancak bu durum onları devlet nezdinde 'sahte mühtedi' konumuna düşürerek baskıların daha da derinleşmesine zemin hazırlamıştır. Hristiyanlığı söylemsel olarak kabul etmek durumunda kalan  Moriskolar için baskılar  ve ayrıştırmalar bitmemiştir. Kağıt üzerinde Hristiyan olsalar bile “safkan” taşıyan Hristiyanlarla eşit görülmez, hiçbir zaman güvenilmez, üst makamlara gelmesi kabul edilemez, tehlike olarak görülmeye devam edilirler. Bu durum, Moriskoları toplumun en alt tabakasına hapsedilmesine ve diğer herkesten ayrı yaşam alanlarına sığdırılmasına neden olmuştur. Farklı kıyafetlerle belirginleştirilmeleri ise sosyal ve mekânsal bir gettolaşma süreci doğurmuştur. Bahsi geçen tecrit yöntemleri, bugün Batı Şeria’daki farklı renkte plaka uygulamalarına ve kimlik kartı ayrımına oldukça benzer bir "işaretleme" yöntemidir. 

İki toplum mevcut “düzende” karşılaştırıldığında, 

  • Hukuki statü anlamında Moriskolar için Kan Saflığı (Limpieza) yasaları ve Filistinliler için Yahudi Ulus Devlet Yasası (Moriskoları "ikinci sınıf" ilan eden Limpieza de Sangre (Kan Saflığı) yasaları, bireyin haklarını soyuna bağlayarak dışlayıcı bir hiyerarşi kurar, günümüzde ise Yahudi Ulus Devlet Yasası ile Filistinliler üzerinde kurulan üstünlük rejimini yasallaştırmışlardır.)

  • Yerleşim anlamında Moriskolar için gettolar ve Filistinliler için A,B,C bölgeleri ve duvarla çevrili yerleşim alanı 

  • Gözetim anlamında Moriskolar için ev kapılarını açık tutma zorunluluğu ve Filistinliler için baskınlar ve drone gözlemi

  • Ekonomik anlamda Moriskolar için sadece ağır işler ve tarım ile uğraşma ve Filistinliler için izin sistemine bağlı işçilik benzerliklerine rastlanır.

Moriskoların Hristiyan toplumdan ayrı tutulması, onları egemen kültürle uyuşamaz, kimliğinde ısrarcı, dönüştürülmesi güç ve “sindirilemez bir azınlık” olarak gösterme çabalarından biridir. Bu yaklaşım sürgüne kadar uzanan yolun taşlarını döşemiştir. Günümüzde Filistin’de uygulanan duvarlar ve kontrol noktaları da bir halkı “yabancı” ve “tehdit” olarak etiketleyerek onu toplumun genel yapısından sistemli biçimde koparmayı hedeflemektedir.

Moriskoların İspanya'dan sürülmesi (1614’e kadar) ve bugün Filistin'deki mülksüzleştirme politikaları, bir halkı sadece fiziksel olarak değil, ekonomik ve hukuki olarak da yok etme stratejisinin tarihsel iz düşümleridir. Bu süreç "insansızlaştırma" ve "maddi birikimin gaspı" üzerine kuruludur.

Moriskolar üzerlerinde baskının artması, dini- kültürel faaliyetlerine karşı koyulması, yıldırıcı yasaklar getirilmesi, yaşadıkları yerlere Hristiyan ailelerin yerleştirilmesi ve mülklerinin elinden alınması ile yüzyılların emeği “yasal” bir yolla hiçe sayılmıştır. 

Süreç içerisinde engizisyon temelli hazırlanan raporlardan hareketle Moriskoların gerçek anlamda bir Hristiyanlaşmayı benimsemediği ortaya konulmuştur. Baskılar sonucunda, evlenme yasağı getirilerek soylarının devamını engellemek, yalnızca belli yerlerde yaşamlarını devam ettirmelerine olanak sağlamak ve toplu olarak Moriskoları sürmek fikirleri üzerinde durulmuş, İspanya’dan çıkarılmalarına karar verilmiştir. Çıkarılan halkın sayısının 300.000’i aştığı kayıtlara geçmiştir.  

Günümüz dünyasında da Filistinlilerin mülksüzleştirilmesi, Morisko sürgününe benzer şekilde hukuki kılıflara bürünmeye devam eder. Moriskoların mal varlığına el konulması “ihanetin bedeli” ve “güvenlik tedbiri” olarak yasalaştırılır. Filistin üzerinde izleri görülen bu zihniyetin yansıması ise Nekbe sürgünü sonrası kabul edilen “Gaiplik Yasası” gerekçesiyle mülk işgalinde görülür. Her iki durumda da sürgün, bir "savunma refleksi" olarak gösterilir, böylece ahlaki ve hukuki bir zemine dayandırılmış gibi gösterilir. Moriskoların mülksüzleştirilmesi tam bir sürgün ile sonlanırken Filistin'de yavaşlatılmış bir süreç olarak devam eder.

Sonuç

Her iki halkın da maruz kaldığı abluka, sürgün ve ötekileştirme durumları incelendiğinde egemen güçlerin meşru sayılamayacak yollarla elde ettiği sermaye ile kendi ekonomisini finanse ettiğine, sürgün edilen toplumları gittikleri yerde mülteci konumuna düşürdüğü sonucuna ulaşılır. Tarihsel süreç ve olgular karşılaştırıldığında insanları topraklarından sürgün eden zihniyetin “yasa” tasarılarını “hırsızlığı kamulaştırma", sürgünü ise "tahliye" olarak sahnelediği görülür. Zorla aidiyet sağlanmak istenen topraklar için tarihin tekerrürü olarak basitleştirilemeyecek, “yöntem sürekliliği” göz ardı edilemeyecek bir hafıza kırımı örneğidir. Her iki durum da açıkça göstermektedir ki; bir halkı vatanından sürmek sadece bir yer değiştirme eylemi değil, o halkın yüzyıllardır biriktirdiği maddi ve manevi sermayenin devlet eliyle 'yasal' bir yağmaya dönüştürülmesidir. Aynı kalemden çıkmış kadar benzer nitelikli yasalar göz önünde bulundurulduğunda zihniyetin bir halkı 'iç tehdit' olarak kodlayıp coğrafyadan silme konusunda aynı dilde konuştuğu açıktır. İspanya limanlarında bırakılan mal varlığı ile Filistin'de yakılan zeytinliklerin ortak paydası, bir halkın iradesine vurulan ekonomik darbedir. Hal böyleyken toprağı elinden alınan bir halkın belleği ise o toprağın üzerinde örülen duvarlardan ve yasalardan daha kalıcıdır. Mülksüzleştirme politikası bir devlet stratejisi olabilir, ancak hafıza bir milletin her türlü işgale karşı en aşılmaz kalesidir.

Kaynakça

Anadolu Ajansı, (2024, 25 Haziran).  Dinlerini gizli yaşayan ve sayıları yüz binleri aşan Müslümanlar: Moriskolar [Video]. YouTube. 

Gökalp, Hüseyin (2019). Moriskoların Hristiyanlaşma Süreci. Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi,47, s. 359-376

Kökçam, Selami – Tuncer, Rıdvan ( 2019, 9 Nisan). İsrail Doğu Kudüs'te Filistinlilerin evlerine nasıl el koyuyor? TRT Haber. https://www.trthaber.com

Özdemir, Mehmet (1996). Gırnata. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt 14, s. 51-57

Özdemir, Mehmet (2020). Moriskolar. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt 30, s. 286-289

Uçar, Mehmet Nuri – Aydemir, Mücahit (2023, 15 Mayıs). İşgal altındaki Filistin topraklarında 75 yıldır süren "Büyük Felaket": Nekbe. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr

Bu Sayfada:

title

İlginizi çekebilir

İlginizi çekebilir

• Kudüs Çalışma Grubu • Kudüs Çalışma Grubu