Batı Şeria'daki Savaş Suçu: Yerleşim Yerleri
Batı Şeria'daki Savaş Suçu: Yerleşim Yerleri
Rumeysa Beyza Bayrakcı



Giriş
İsrail, 14 Mayıs 1948'de gerçekleşen Nekbe’den bu yana, Filistinlilerin kendi toprakları üzerindeki egemenlik haklarını ciddi şekilde kısıtlamaya devam etmekte ve sistematik olarak yürütmüş olduğu işgalini daha da güçlendirmektedir. İşgal, Filistinlileri çeşitli hukuksuzluklara maruz bırakarak kendi topraklarında dahi hak iddia edemeyecekleri bir konuma düşürmüştür.
Bu analiz, son bir yıl içinde Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te gerçekleşen yerleşim faaliyetlerindeki değişimi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, elde edilen verilere dayanarak İsrail'in öne sürdüğü gerekçeleri (ceza, idari, askeri vb.), yerinden edilmeye maruz kalan aile birimlerini ve yıkım eylemlerinden etkilenen nüfusu incelemektedir. İlk bölümde Batı Şeria'nın bölgesel bölünmesi ve Doğu Kudüs incelenecek, ikinci kısımda ise İsrail'in yerleşim politikası, inşaat planları, ihaleler, devletin arazi ve yıkım politikaları ele alınacaktır.
Batı Şeria A, B, C Bölgeleri ve Doğu Kudüs
Oslo Anlaşmaları sonucu Batı Şeria A, B ve C olmak üzere 3 ayrı bölgeye ayrılmıştır. 3 milyondan fazla insanın yaşadığı A ve B bölgelerinin %85’ini Filistinliler oluşturmaktadır.[1] Bu anlaşmalar uyarınca, bölgelerin dış tehditlere karşı güvenliğinin sağlanması ve dış ilişkilerin yürütülmesi yetkisi İsrail’e bırakılmıştır.[2]
A bölgesi, Batı Şeria’nın yaklaşık %18’ini oluşturur. İç güvenlik —iç güvenlikle ilgili olmayan tüm polis faaliyetleri— Filistin Yönetimine bırakılmıştır. B bölgesi, Batı Şeria’nın %22’sini oluşturur. İdari kontrol ve sivil yönetimden Filistin yönetimi, iç güvenlikten İsrail sorumlu tutulmuştur. C bölgesi ise Batı Şeria’nın %60’ını oluşturur. C Bölgesi'nde yaşayan Filistinlilerin sivil işlerinden (arazi idaresi hariç) Filistin yönetimi sorumlu olmakla birlikte, diğer tüm idari ve güvenlik konuları İsrail'in denetimi altındadır. Bölge, tüm Yahudi yerleşimlerini, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) kamplarını ve askeri tesisleri, güvenlik açısından önemli bölgeleri ve diğer ıssız bölgeleri içermektedir.[3]
Öte yandan Doğu Kudüs, —Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararları, Uluslararası Adalet Divanı görüşü doğrultusunda—1967 yılından bu yana işgal altındaki Filistin topraklarının bir parçasıdır. İsrail, bu bölgeyi tek taraflı olarak ilhak ederek Kudüs Belediyesi'nin idari sınırlarına dahil etmiştir.
Yerleşim Politikası ve Sahadaki Fiili Mekanizmalar
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Yahudi Devleti, Filistin'deki demografik ve toprak dengesini bozan çatışmaları derinleştirmiştir. İsrail'in yerleşim politikası, Filistin topraklarında Yahudi yerleşimlerini artırarak, genişleterek ve yasal olarak pekiştirerek, bu topraklar üzerinde fiili kontrol kurmayı ve demografik yapıyı değiştirmeyi amaçlamaktadır. Halihazırda devam eden durumda, Filistinliler, yerleşim yerleri sistematik olarak ortadan kaldırılarak, tapu ve mülkiyet hakları ihlal edilmekte, yasal kılıflar altında evleri yıkılmakta[4], arsa ve arazilerine el konulmakta ve ayrıca yerleşimcilerin şiddetine maruz kalmaktadırlar.[5] Filistin’e ait toprak ve evleri ele geçiren ve kendilerine yerleşimci adı verilen kişilerin sebep olduğu asayiş olayları genellikle İsrail güvenlik güçlerinin onayı, desteği veya katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Yerleşim politikası tek bir araçla değil, birbiriyle bağlantılı çok sayıda yöntemle yürütülmektedir. Örneğin, resmi yerleşimler, karakollar ve çiftlikler bu politikanın önde gelen örnekleridir. Resmi yerleşim yerleri, İsrail tarafından resmi olarak tanınan, altyapısı, belediyesi ve nüfusu olan yerleşim yerleridir. Öte yandan, ileri karakollar ve çiftlikler, hükümetin onayı olmadan kurulan yerleşim yerleridir. Bu yerleşimler, İsrail’in kendi iç hukukuna göre yasa dışı sayılmasına rağmen, İsrail makamlarının inşa, işletme ve geriye dönük olarak “yasallaştırma” süreçlerine (resmî statüye kavuşturulması süreci) sürekli müdahil olduğu, destek verdiği ve finansman sağladığı yapılardır.[6]
İsrailli sivil toplum hareketi Peace Now Kasım 2024 sonlarına doğru yaptığı sayımda Batı Şeria’da 141 resmi yerleşim yeri, gayriresmi olarak Aralık 2025 itibarıyla 151 karakol ve 175 çiftlik kurulduğunu belirtiyor. Mevcut karakolların yaklaşık 60’ı son yıllarda İsrail makamları tarafından yasallaştırılma sürecine dahil edilmiştir. Bazı yasa dışı karakollar, yeni bir yerleşim ilan edilmeden mevcut yerleşimlerin mahallesi olarak kayda geçirilirken; bazıları bağımsız yerleşim, az kişiyle çok toprak kontrolü sağlanabilen tarımsal çiftlik, eğitim kurumu veya turistik alan gibi farklı idari statüler altında yasallaştırılmaktadır.[7]
Arazi Reji̇mi̇ ve Devlet Arazisi̇ Uygulamaları
Uluslararası hukuk uyarınca (1949 Cenevre Sözleşmeleri – IV. Cenevre Sözleşmesi, 49/6) işgalci güç, işgal ettiği topraklara kendi sivil halkının bir bölümünü sevk veya transfer edemez. İsrail bu yasaklamayı meşru hale getirebilmek adına, el koyduğu arazilerin aslında özel mülkiyet ve kamusal bir tasarruf statüsüne sahip olmadığını iddia etmektedir[8]. İddiasının temel dayanağı ise Batı Şeria’daki birçok toprağın resmi bir tapusunun olmamasından kaynaklanmaktadır. Tapu olmamasının ana nedeni, Osmanlı döneminde, birçok ekili ve işlenmiş arazinin çeşitli nedenler dolayısıyla ya hiç tescil edilmemesi ya da araziyi işleyen kişi veya topluluktan başka birinin adına kaydedilmesidir.[9] Her ne kadar birtakım araziler kayıtlı olmasa da Osmanlı yetkilileri kayıtlı olmayan arazileri de içeren listeler aracılığıyla emlak vergisi toplamaktaydı. Ancak, İsrail askeri hukuku vergi kayıtlarını mülkiyet kanıtı olarak yeterli görmemekte ve resmi bir kayıt süreci belgesini şart koşmaktadır.[10]
İsrail, yasal tapu senedi konusundaki karışıklığı yerleşim politikası için bir avantaj olarak kullanmıştır. Öyle ki yayınladığı devlet arazisi ilanlarıyla resmi kayıtları olmayan Filistinlilerin arazilerini kamulaştırmakta ve bunları İsrail nüfusunun bir parçası olan yerleşimcilere devretmektedir (Roma Statüsü'nün 8. Maddesi uyarınca bu bir savaş suçudur).
Peace Now tarafından yapılan araştırma verilerine göre, Batı Şeria’da 2024 yılında 24.258 dunam (yaklaşık 24,3 km²) arazi ‘devlet toprağı’ olarak ilan edilirken, 2025 yılında bu miktar 1.201 dunam (yaklaşık 1,2 km²) olarak kaydedilmiştir. Devlet toprağı olarak tahsis edilen bu topraklar ise CA, ILA ve İskan Bakanlığı tarafından koordine edilen hızlı ihale süreçleri yoluyla yerleşimcilere hızla tahsis edilmektedir. İsrailli STK Yesh Din’e göre, 1967’den bu yana Batı Şeria’daki kamu arazilerinin neredeyse tamamı yerleşimcilere tahsis edildi. Yalnızca %0,24’ü Filistinlilere tahsis edilmiştir. Batı Şeria’da İsrail Sivil İdaresi ve Yüksek Planlama Konseyi tarafından, her yıl binlerce konut için imar planları onaylanmakta —2024 yılı için 9.971 konut ve 2025 yılı için 27.770— ve bunların önemli bir kısmı devlet tarafından açılan ihaleler yoluyla fiili inşaata dönüşmektedir (2024 yılında 1329 konut ve 2025 yılında 5667 konut için ihaleler açılmıştır). Buna karşılık, Filistinlilere C bölgesi için verilen inşaat izinleri sınırlıdır. Peace Now verilerine göre, Filistinlilere en son 2022 yılında 58 imar planı tanıtılmış olup 2023 ve 2024 yıllarında 0 konut birimi onaylanmıştır. 2023 yılında 6 konut birimi, 2024 yılında ise 3 konut birimi için izin verilmiştir (buna rağmen yerleşim yerlerinde her yıl yaklaşık 2.000 konut birimi için izin verilmektedir).[11]
İnşaat faaliyetleri Doğu Kudüs'te de benzer bir seyir izlemektedir. Doğu Kudüs başta müslümanlar olmak üzere hristiyanlar için de manevi değeri yüksek alanlar barındırmaktadır. Örneğin Mescid-i Aksa müslümanlar için ilk kıble ve üç kutsal mabedden biridir. Bu nedenle Doğu Kudüs’te yürütülen yerleşim ve inşa faaliyetleri, sadece demografik veya kentsel bir mesele değil, ibadet özgürlüğü, kutsal mekânların korunması ve statükonun ihlali bağlamında da değerlendirilmelidir. Uluslararası hukukta Doğu Kudüs’ün işgal altındaki Filistin toprağı sayılması, burada yapılan inşaat faaliyetlerini ayrıca sorunlu hâle getirmektedir. Örneğin, 2009-2018 yılları arasında Kudüs Belediyesi sınırları içinde inşa edilmeye başlanan toplam 26.737 konutun sadece %18,3'ü (4.900 adet) Doğu Kudüs'teki Filistin mahallelerine tahsis edilmişti.[12] 1991-2018 yılları arasında verilen inşaat ruhsatlarının sadece %16,5’inin Filistin mahallelerine (çoğunlukla küçük ölçekli özel projeler için) verildiğini göstermektedir.[13] Peace Now 2023 yılı verilerine göre toplamda 15 adet İsrail mahallesi bulunmaktadır. 2017 yılında sadece İsrail mahalleleri için 1.081 konut biriminin inşası onaylanırken, 2018 yılında bu sayı 780 konut biriminin onaylanmasıyla son buldu. Söz konusu ihaleler için 2023 yılında 1.655 konut ve 2024 yılında 2.289 konut için ihale süreçleri yürütüldü.[14]
Yıkım Politikalarının Demografik ve Mekansal Sonuçları
İsrail’in yerleşim politikası bağlamında gerçekleştirdiği yıkımlar yalnızca bir yıkım değil, bir milletin geçmişe dair izlerinden sistematik olarak kurtulma projesidir. Yıkım ve yeni yerleşim yerlerinin inşası, boş peyzajların oluşturulması, yeniden ağaçlandırma ve isim değişikliği gibi uygulamalar, orada yaşayan halkın tarihsel ve kültürel hafızasının maddi taşıyıcılarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül bir mekânsal stratejidir. Bu strateji, yapılı çevrenin tanıklık etme özelliğini sistematik biçimde işlevsizleştirmektedir [9].
İsrail gerçekleştirdiği yıkımları cezai, idari, askeri ve tanımlanmamış yıkımlar olarak dört kategoriye ayırmaktadır.
Cezai yıkımlar, evlerle bağlantılı kişilerin eylemleri nedeniyle ceza niteliği taşıyan bir yaptırım olarak uygulanan yıkımlardır. İdari yıkımlar, inşaat ruhsatı olmadığı için yıkılan evler. Bu uygulamalar genellikle İsrail'in münhasır yetkisi altındaki C Bölgesi ve Doğu Kudüs'te yoğunlaşmaktadır, ancak geçmişte bu bölgeler kurulmadan önce de mevcuttu. Neredeyse tüm durumlarda, izinlerin nadiren verilmesi nedeniyle Filistinlilerin “yasa dışı” inşaat yapmaktan başka seçenekleri olmadığını belirtmek önemlidir. Askeri yıkımlar, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından askeri operasyonlar esnasında, stratejik bir hedefe ulaşmak, belirli bir alanı temizlemek veya İsrail'in yargısız infaz politikaları dahilinde aranan şahısları etkisiz hale getirmek amacıyla gerçekleştirilen konut yıkımlarıdır. Tanımlanmamış yıkımlar ise esas olarak arazi temizleme operasyonlarının yan etkilerini ve Filistinli nüfusun zorla yerinden edilmesine yönelik süreçleri içeren, daha geniş kapsamlı yıkım faaliyetlerini ifade eder [12].
Farklı kaynaklardan elde edilen verilere bakıldığında, yerinden edilen insan ve yıkılan yapıların sayıları değişkenlik göstermektedir. Örneğin, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA oPt) verilerine göre, 2009’dan 2025 yılına kadar yıkılan yapı sayısı 13.666, yerinden edilen insan sayısı ise 21.732’dir. 2025 yılında yıkılan binaların sayısı 1556, yerinden edilen insan sayısı ise 1983’tür (Doğu Kudüs Bölgesi dahil) [11]. İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi B'TSELEM'in raporlarına göre, 2024 yılında 853 konut ve konut dışı yapı yıkılmış, 953 insan evsiz kalmıştır (bunların 493’ü reşit değildir). 2025 yılı benzer bir istatistik göstererek 979 konut ve konut dışı yapı yıkılmış, 914 insan evsiz kalmıştır (bunların 470’i reşit değildir). İsrail Ev Yıkımlarına Karşı Komite (ICAHD) tarafından sağlanan bilgilere göre, yıkım eylemleri sonucunda yerinden edilen kişilerin sayısı, yıkılan yapılar, bu yapıların türleri ve yıkım türleri, yapısal yıkımın insani boyutunu ortaya koymaktadır. Bu istatistikler ICAHD verileri doğrultusunda Tablo 1, Tablo 2 ve Tablo 3'te yer almaktadır.[15]
Tablo 1: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkım ve Yer Değiştirme İstatistikleri
Kategori | Toplam Sayı |
Toplam Yıkılan Yapı Sayısı | 1,765 |
Toplam Yerinden Edilen Kişi Sayısı | 1,888 |
- Yerinden Edilen Yetişkin Sayısı (Teyitli) | 896 |
- Yerinden Edilen Çocuk Sayısı (Teyitli) | 879 |
Toplam Etkilenen Kişi Sayısı | 51,579 |
- Etkilenen Yetişkin Sayısı (Teyitli) | 2,162 |
- Etkilenen Çocuk Sayısı (Teyitli) | 2,190 |
Tablo 2: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkılan Yapıların Türleri
Yapı Türü | Toplam Sayı |
Konut | 591 |
Geçim Kaynağı | 299 |
Tarım | 249 |
Diğer Yapılar | 199 |
Hayvan-İlgili | 184 |
WASH Yapıları (Su, Sanitasyon ve Hijyen) | 175 |
İnşaat Halindeki Boş Konut | 52 |
Altyapı | 11 |
Bilinmeyen Yapılar | 7 |
GENEL YAPI TOPLAMI | 1,765 |
Tablo 3: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkım Türleri
Yıkım Gerekçesi | Toplam Olay Sayısı |
Ruhsatsız Yapı Olayı | 456 |
- Mal Sahibi Tarafından Yıkılan Yapı Sayısı | 94 |
Cezai Yıkım Olayı | 31 |
Askeri Operasyon/Güvenlik Olayı | 21 |
Yerleşimci Yolu Genişletme Olayı | 1 |
Polis Emri Olayı | 1 |
GENEL OLAY TOPLAMI | 510 |
Tablo 1’de yer alan yerinden edilen kişi sayısı, yıkımdan doğrudan etkilenip barınma yerlerini kaybedenlerdir. Etkilenen insan sayısı ise yıkımdan dolaylı olarak etkilenen bireylerdir (örneğin; okulu yıkıldığı için eğitim hakkı kısıtlanan öğrenciler, iş yeri, çiftliği veya deposu yıkıldığı için geçim kaynağını kaybeden aileler).
Mal sahibi tarafından yıkılan yapı sayısı ise İsrail’in vermiş olduğu yıkım emri üzerine bizzat ev sahibi tarafından yıkılan yapılardır. Eğer ev sahibi kendisi yıkmazsa, hapis veya para cezasına çarptırılmaktadır.
Tablolarda yer alan verilere göre, toplam 1.765 yapının yıkılması sonucunda 1.888 kişi doğrudan yerinden edilmiş ve 51.579 kişi farklı derecelerde bu durumdan etkilenmiştir. Yapı türlerinin dağılımına bakıldığında, yıkımların yalnızca konutlarla sınırlı kalmadığı; geçim kaynaklarını, tarımsal faaliyetleri ve temel insani hizmetleri sağlayan WASH gibi kritik altyapıları da hedef aldığı görülmektedir. Bu durum, halkın uzun vadeli ekonomik ve sosyal dayanıklılığını zayıflatmayı amaçlamaktadır.
Yıkımlar çoğunlukla ruhsat eksikliği gerekçesine dayandırılıyor ancak ruhsatların alınması pratikte neredeyse imkânsız.
Ayrıca, rapor edilmiş olan 31 cezai yıkım ve 21 askeri operasyon/güvenlik gerekçeli yıkımın olması da, nedenlerin sadece imar düzenlemeleriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda güvenlik ve cezai yaptırım mekanizmalarıyla da ilişkili olduğunu göstermektedir.
Sonuç
1948 yılında 750 binden fazla Filistinlinin yerinden edildiği ve 400’ü aşkın Filistin köyünün yok edildiği Nekbe Felaketinden yaklaşık bir sene önce Filistin topraklarına gemiyle yaklaşan Yahudiler, açtıkları pankartta İngilizce olarak “Almanlar ailelerimizi ve evlerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin” yazmışlardı. Bu ve benzeri yakınmalarla gelen Yahudi göçmenlerin daha sonrasında Filistinlilere yaşatmış oldukları toplumsal travmalar ve yerinden etme eylemleri, Filistinliler için kuşaklar boyu süregelen bir mülksüzleştirme ve hak ihlali sürecine neden olmuştur. Bu durum iki toplum arasında çözülemeyen bir siyasi düğüm gibi görünse de meselenin özü aslında bir halkın topraklarından sistematik olarak mahrum bırakılmasıdır. İsrailli tarihçi Ilan Pappé’nin de belirttiği gibi, “...Son paradoks ise; Filistin’in başlangıcından bugüne kadar olan hikayesinin basit bir sömürgecilik ve mülksüzleştirme hikayesi olmasına rağmen dünyanın bunu çok yönlü ve karmaşık bir hikaye olarak ele almasıdır- anlaşılması zor ve çözülmesi daha da zor.”
Son Notlar
[1] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[2] Singer, J. (2021). West Bank Areas A, B and C – How did they come into being? International Negotiation, 26(1), 1–11. https://doi.org/10.1163/15718069-BJA10030
[3] Anera. (t.y.). What are Area A, Area B, and Area C in the West Bank? https://www.anera.org/what-are-area-a-area-b-and-area-c-in-the-west-bank/
[4] Yazıcı, S. (2024). İsrail’in “yerleşimci” politikası ve Filistin’e yansımaları: Gazze saldırıları. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi.
[5] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği. (2024). İşgal altındaki Filistin toprağı'ndaki İsrail yerleşimleri, Doğu Kudüs ve işgal altındaki Suriye Golanı - Genel Sekreter raporu (A/79/347). Filistin Meselesi.
[6] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği. (2024). İşgal altındaki Filistin toprağı'ndaki İsrail yerleşimleri, Doğu Kudüs ve işgal altındaki Suriye Golanı - Genel Sekreter raporu (A/79/347). Filistin Meselesi
[7] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[8] İsrail Ulusal Haberleri. (2024). In depth: What is a 'Declaration of State Land'? Arutz Sheva. In Depth: What is a 'Declaration of State Land'? | Israel National News
[9] Tilsen, R. J. J. (2006). İsrail-Arap uyuşmazlığında Osmanlı tescil hukukunun payı. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 14(1), 305-311.
[10] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[11] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[12] Khamaisi, R. (2022). Land settlement and registration in East Jerusalem. Land Settlement and Registration in East Jerusalem
[13] Peace Now. (2019, 13 Kasım). Jerusalem municipal data reveals stark Israeli-Palestinian discrepancy in construction permits in Jerusalem. https://peacenow.org.il/en/jerusalem-municipal-data-reveals-stark-israeli-palestinian-discrepancy-in-construction-permits-in-jerusalem
[14] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[15] Israeli Committee Against House Demolitions (ICAHD). (2025). January 2025 demolition and displacement report. https://icahd.org/
Giriş
İsrail, 14 Mayıs 1948'de gerçekleşen Nekbe’den bu yana, Filistinlilerin kendi toprakları üzerindeki egemenlik haklarını ciddi şekilde kısıtlamaya devam etmekte ve sistematik olarak yürütmüş olduğu işgalini daha da güçlendirmektedir. İşgal, Filistinlileri çeşitli hukuksuzluklara maruz bırakarak kendi topraklarında dahi hak iddia edemeyecekleri bir konuma düşürmüştür.
Bu analiz, son bir yıl içinde Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te gerçekleşen yerleşim faaliyetlerindeki değişimi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, elde edilen verilere dayanarak İsrail'in öne sürdüğü gerekçeleri (ceza, idari, askeri vb.), yerinden edilmeye maruz kalan aile birimlerini ve yıkım eylemlerinden etkilenen nüfusu incelemektedir. İlk bölümde Batı Şeria'nın bölgesel bölünmesi ve Doğu Kudüs incelenecek, ikinci kısımda ise İsrail'in yerleşim politikası, inşaat planları, ihaleler, devletin arazi ve yıkım politikaları ele alınacaktır.
Batı Şeria A, B, C Bölgeleri ve Doğu Kudüs
Oslo Anlaşmaları sonucu Batı Şeria A, B ve C olmak üzere 3 ayrı bölgeye ayrılmıştır. 3 milyondan fazla insanın yaşadığı A ve B bölgelerinin %85’ini Filistinliler oluşturmaktadır.[1] Bu anlaşmalar uyarınca, bölgelerin dış tehditlere karşı güvenliğinin sağlanması ve dış ilişkilerin yürütülmesi yetkisi İsrail’e bırakılmıştır.[2]
A bölgesi, Batı Şeria’nın yaklaşık %18’ini oluşturur. İç güvenlik —iç güvenlikle ilgili olmayan tüm polis faaliyetleri— Filistin Yönetimine bırakılmıştır. B bölgesi, Batı Şeria’nın %22’sini oluşturur. İdari kontrol ve sivil yönetimden Filistin yönetimi, iç güvenlikten İsrail sorumlu tutulmuştur. C bölgesi ise Batı Şeria’nın %60’ını oluşturur. C Bölgesi'nde yaşayan Filistinlilerin sivil işlerinden (arazi idaresi hariç) Filistin yönetimi sorumlu olmakla birlikte, diğer tüm idari ve güvenlik konuları İsrail'in denetimi altındadır. Bölge, tüm Yahudi yerleşimlerini, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) kamplarını ve askeri tesisleri, güvenlik açısından önemli bölgeleri ve diğer ıssız bölgeleri içermektedir.[3]
Öte yandan Doğu Kudüs, —Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararları, Uluslararası Adalet Divanı görüşü doğrultusunda—1967 yılından bu yana işgal altındaki Filistin topraklarının bir parçasıdır. İsrail, bu bölgeyi tek taraflı olarak ilhak ederek Kudüs Belediyesi'nin idari sınırlarına dahil etmiştir.
Yerleşim Politikası ve Sahadaki Fiili Mekanizmalar
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Yahudi Devleti, Filistin'deki demografik ve toprak dengesini bozan çatışmaları derinleştirmiştir. İsrail'in yerleşim politikası, Filistin topraklarında Yahudi yerleşimlerini artırarak, genişleterek ve yasal olarak pekiştirerek, bu topraklar üzerinde fiili kontrol kurmayı ve demografik yapıyı değiştirmeyi amaçlamaktadır. Halihazırda devam eden durumda, Filistinliler, yerleşim yerleri sistematik olarak ortadan kaldırılarak, tapu ve mülkiyet hakları ihlal edilmekte, yasal kılıflar altında evleri yıkılmakta[4], arsa ve arazilerine el konulmakta ve ayrıca yerleşimcilerin şiddetine maruz kalmaktadırlar.[5] Filistin’e ait toprak ve evleri ele geçiren ve kendilerine yerleşimci adı verilen kişilerin sebep olduğu asayiş olayları genellikle İsrail güvenlik güçlerinin onayı, desteği veya katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Yerleşim politikası tek bir araçla değil, birbiriyle bağlantılı çok sayıda yöntemle yürütülmektedir. Örneğin, resmi yerleşimler, karakollar ve çiftlikler bu politikanın önde gelen örnekleridir. Resmi yerleşim yerleri, İsrail tarafından resmi olarak tanınan, altyapısı, belediyesi ve nüfusu olan yerleşim yerleridir. Öte yandan, ileri karakollar ve çiftlikler, hükümetin onayı olmadan kurulan yerleşim yerleridir. Bu yerleşimler, İsrail’in kendi iç hukukuna göre yasa dışı sayılmasına rağmen, İsrail makamlarının inşa, işletme ve geriye dönük olarak “yasallaştırma” süreçlerine (resmî statüye kavuşturulması süreci) sürekli müdahil olduğu, destek verdiği ve finansman sağladığı yapılardır.[6]
İsrailli sivil toplum hareketi Peace Now Kasım 2024 sonlarına doğru yaptığı sayımda Batı Şeria’da 141 resmi yerleşim yeri, gayriresmi olarak Aralık 2025 itibarıyla 151 karakol ve 175 çiftlik kurulduğunu belirtiyor. Mevcut karakolların yaklaşık 60’ı son yıllarda İsrail makamları tarafından yasallaştırılma sürecine dahil edilmiştir. Bazı yasa dışı karakollar, yeni bir yerleşim ilan edilmeden mevcut yerleşimlerin mahallesi olarak kayda geçirilirken; bazıları bağımsız yerleşim, az kişiyle çok toprak kontrolü sağlanabilen tarımsal çiftlik, eğitim kurumu veya turistik alan gibi farklı idari statüler altında yasallaştırılmaktadır.[7]
Arazi Reji̇mi̇ ve Devlet Arazisi̇ Uygulamaları
Uluslararası hukuk uyarınca (1949 Cenevre Sözleşmeleri – IV. Cenevre Sözleşmesi, 49/6) işgalci güç, işgal ettiği topraklara kendi sivil halkının bir bölümünü sevk veya transfer edemez. İsrail bu yasaklamayı meşru hale getirebilmek adına, el koyduğu arazilerin aslında özel mülkiyet ve kamusal bir tasarruf statüsüne sahip olmadığını iddia etmektedir[8]. İddiasının temel dayanağı ise Batı Şeria’daki birçok toprağın resmi bir tapusunun olmamasından kaynaklanmaktadır. Tapu olmamasının ana nedeni, Osmanlı döneminde, birçok ekili ve işlenmiş arazinin çeşitli nedenler dolayısıyla ya hiç tescil edilmemesi ya da araziyi işleyen kişi veya topluluktan başka birinin adına kaydedilmesidir.[9] Her ne kadar birtakım araziler kayıtlı olmasa da Osmanlı yetkilileri kayıtlı olmayan arazileri de içeren listeler aracılığıyla emlak vergisi toplamaktaydı. Ancak, İsrail askeri hukuku vergi kayıtlarını mülkiyet kanıtı olarak yeterli görmemekte ve resmi bir kayıt süreci belgesini şart koşmaktadır.[10]
İsrail, yasal tapu senedi konusundaki karışıklığı yerleşim politikası için bir avantaj olarak kullanmıştır. Öyle ki yayınladığı devlet arazisi ilanlarıyla resmi kayıtları olmayan Filistinlilerin arazilerini kamulaştırmakta ve bunları İsrail nüfusunun bir parçası olan yerleşimcilere devretmektedir (Roma Statüsü'nün 8. Maddesi uyarınca bu bir savaş suçudur).
Peace Now tarafından yapılan araştırma verilerine göre, Batı Şeria’da 2024 yılında 24.258 dunam (yaklaşık 24,3 km²) arazi ‘devlet toprağı’ olarak ilan edilirken, 2025 yılında bu miktar 1.201 dunam (yaklaşık 1,2 km²) olarak kaydedilmiştir. Devlet toprağı olarak tahsis edilen bu topraklar ise CA, ILA ve İskan Bakanlığı tarafından koordine edilen hızlı ihale süreçleri yoluyla yerleşimcilere hızla tahsis edilmektedir. İsrailli STK Yesh Din’e göre, 1967’den bu yana Batı Şeria’daki kamu arazilerinin neredeyse tamamı yerleşimcilere tahsis edildi. Yalnızca %0,24’ü Filistinlilere tahsis edilmiştir. Batı Şeria’da İsrail Sivil İdaresi ve Yüksek Planlama Konseyi tarafından, her yıl binlerce konut için imar planları onaylanmakta —2024 yılı için 9.971 konut ve 2025 yılı için 27.770— ve bunların önemli bir kısmı devlet tarafından açılan ihaleler yoluyla fiili inşaata dönüşmektedir (2024 yılında 1329 konut ve 2025 yılında 5667 konut için ihaleler açılmıştır). Buna karşılık, Filistinlilere C bölgesi için verilen inşaat izinleri sınırlıdır. Peace Now verilerine göre, Filistinlilere en son 2022 yılında 58 imar planı tanıtılmış olup 2023 ve 2024 yıllarında 0 konut birimi onaylanmıştır. 2023 yılında 6 konut birimi, 2024 yılında ise 3 konut birimi için izin verilmiştir (buna rağmen yerleşim yerlerinde her yıl yaklaşık 2.000 konut birimi için izin verilmektedir).[11]
İnşaat faaliyetleri Doğu Kudüs'te de benzer bir seyir izlemektedir. Doğu Kudüs başta müslümanlar olmak üzere hristiyanlar için de manevi değeri yüksek alanlar barındırmaktadır. Örneğin Mescid-i Aksa müslümanlar için ilk kıble ve üç kutsal mabedden biridir. Bu nedenle Doğu Kudüs’te yürütülen yerleşim ve inşa faaliyetleri, sadece demografik veya kentsel bir mesele değil, ibadet özgürlüğü, kutsal mekânların korunması ve statükonun ihlali bağlamında da değerlendirilmelidir. Uluslararası hukukta Doğu Kudüs’ün işgal altındaki Filistin toprağı sayılması, burada yapılan inşaat faaliyetlerini ayrıca sorunlu hâle getirmektedir. Örneğin, 2009-2018 yılları arasında Kudüs Belediyesi sınırları içinde inşa edilmeye başlanan toplam 26.737 konutun sadece %18,3'ü (4.900 adet) Doğu Kudüs'teki Filistin mahallelerine tahsis edilmişti.[12] 1991-2018 yılları arasında verilen inşaat ruhsatlarının sadece %16,5’inin Filistin mahallelerine (çoğunlukla küçük ölçekli özel projeler için) verildiğini göstermektedir.[13] Peace Now 2023 yılı verilerine göre toplamda 15 adet İsrail mahallesi bulunmaktadır. 2017 yılında sadece İsrail mahalleleri için 1.081 konut biriminin inşası onaylanırken, 2018 yılında bu sayı 780 konut biriminin onaylanmasıyla son buldu. Söz konusu ihaleler için 2023 yılında 1.655 konut ve 2024 yılında 2.289 konut için ihale süreçleri yürütüldü.[14]
Yıkım Politikalarının Demografik ve Mekansal Sonuçları
İsrail’in yerleşim politikası bağlamında gerçekleştirdiği yıkımlar yalnızca bir yıkım değil, bir milletin geçmişe dair izlerinden sistematik olarak kurtulma projesidir. Yıkım ve yeni yerleşim yerlerinin inşası, boş peyzajların oluşturulması, yeniden ağaçlandırma ve isim değişikliği gibi uygulamalar, orada yaşayan halkın tarihsel ve kültürel hafızasının maddi taşıyıcılarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül bir mekânsal stratejidir. Bu strateji, yapılı çevrenin tanıklık etme özelliğini sistematik biçimde işlevsizleştirmektedir [9].
İsrail gerçekleştirdiği yıkımları cezai, idari, askeri ve tanımlanmamış yıkımlar olarak dört kategoriye ayırmaktadır.
Cezai yıkımlar, evlerle bağlantılı kişilerin eylemleri nedeniyle ceza niteliği taşıyan bir yaptırım olarak uygulanan yıkımlardır. İdari yıkımlar, inşaat ruhsatı olmadığı için yıkılan evler. Bu uygulamalar genellikle İsrail'in münhasır yetkisi altındaki C Bölgesi ve Doğu Kudüs'te yoğunlaşmaktadır, ancak geçmişte bu bölgeler kurulmadan önce de mevcuttu. Neredeyse tüm durumlarda, izinlerin nadiren verilmesi nedeniyle Filistinlilerin “yasa dışı” inşaat yapmaktan başka seçenekleri olmadığını belirtmek önemlidir. Askeri yıkımlar, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından askeri operasyonlar esnasında, stratejik bir hedefe ulaşmak, belirli bir alanı temizlemek veya İsrail'in yargısız infaz politikaları dahilinde aranan şahısları etkisiz hale getirmek amacıyla gerçekleştirilen konut yıkımlarıdır. Tanımlanmamış yıkımlar ise esas olarak arazi temizleme operasyonlarının yan etkilerini ve Filistinli nüfusun zorla yerinden edilmesine yönelik süreçleri içeren, daha geniş kapsamlı yıkım faaliyetlerini ifade eder [12].
Farklı kaynaklardan elde edilen verilere bakıldığında, yerinden edilen insan ve yıkılan yapıların sayıları değişkenlik göstermektedir. Örneğin, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA oPt) verilerine göre, 2009’dan 2025 yılına kadar yıkılan yapı sayısı 13.666, yerinden edilen insan sayısı ise 21.732’dir. 2025 yılında yıkılan binaların sayısı 1556, yerinden edilen insan sayısı ise 1983’tür (Doğu Kudüs Bölgesi dahil) [11]. İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi B'TSELEM'in raporlarına göre, 2024 yılında 853 konut ve konut dışı yapı yıkılmış, 953 insan evsiz kalmıştır (bunların 493’ü reşit değildir). 2025 yılı benzer bir istatistik göstererek 979 konut ve konut dışı yapı yıkılmış, 914 insan evsiz kalmıştır (bunların 470’i reşit değildir). İsrail Ev Yıkımlarına Karşı Komite (ICAHD) tarafından sağlanan bilgilere göre, yıkım eylemleri sonucunda yerinden edilen kişilerin sayısı, yıkılan yapılar, bu yapıların türleri ve yıkım türleri, yapısal yıkımın insani boyutunu ortaya koymaktadır. Bu istatistikler ICAHD verileri doğrultusunda Tablo 1, Tablo 2 ve Tablo 3'te yer almaktadır.[15]
Tablo 1: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkım ve Yer Değiştirme İstatistikleri
Kategori | Toplam Sayı |
Toplam Yıkılan Yapı Sayısı | 1,765 |
Toplam Yerinden Edilen Kişi Sayısı | 1,888 |
- Yerinden Edilen Yetişkin Sayısı (Teyitli) | 896 |
- Yerinden Edilen Çocuk Sayısı (Teyitli) | 879 |
Toplam Etkilenen Kişi Sayısı | 51,579 |
- Etkilenen Yetişkin Sayısı (Teyitli) | 2,162 |
- Etkilenen Çocuk Sayısı (Teyitli) | 2,190 |
Tablo 2: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkılan Yapıların Türleri
Yapı Türü | Toplam Sayı |
Konut | 591 |
Geçim Kaynağı | 299 |
Tarım | 249 |
Diğer Yapılar | 199 |
Hayvan-İlgili | 184 |
WASH Yapıları (Su, Sanitasyon ve Hijyen) | 175 |
İnşaat Halindeki Boş Konut | 52 |
Altyapı | 11 |
Bilinmeyen Yapılar | 7 |
GENEL YAPI TOPLAMI | 1,765 |
Tablo 3: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkım Türleri
Yıkım Gerekçesi | Toplam Olay Sayısı |
Ruhsatsız Yapı Olayı | 456 |
- Mal Sahibi Tarafından Yıkılan Yapı Sayısı | 94 |
Cezai Yıkım Olayı | 31 |
Askeri Operasyon/Güvenlik Olayı | 21 |
Yerleşimci Yolu Genişletme Olayı | 1 |
Polis Emri Olayı | 1 |
GENEL OLAY TOPLAMI | 510 |
Tablo 1’de yer alan yerinden edilen kişi sayısı, yıkımdan doğrudan etkilenip barınma yerlerini kaybedenlerdir. Etkilenen insan sayısı ise yıkımdan dolaylı olarak etkilenen bireylerdir (örneğin; okulu yıkıldığı için eğitim hakkı kısıtlanan öğrenciler, iş yeri, çiftliği veya deposu yıkıldığı için geçim kaynağını kaybeden aileler).
Mal sahibi tarafından yıkılan yapı sayısı ise İsrail’in vermiş olduğu yıkım emri üzerine bizzat ev sahibi tarafından yıkılan yapılardır. Eğer ev sahibi kendisi yıkmazsa, hapis veya para cezasına çarptırılmaktadır.
Tablolarda yer alan verilere göre, toplam 1.765 yapının yıkılması sonucunda 1.888 kişi doğrudan yerinden edilmiş ve 51.579 kişi farklı derecelerde bu durumdan etkilenmiştir. Yapı türlerinin dağılımına bakıldığında, yıkımların yalnızca konutlarla sınırlı kalmadığı; geçim kaynaklarını, tarımsal faaliyetleri ve temel insani hizmetleri sağlayan WASH gibi kritik altyapıları da hedef aldığı görülmektedir. Bu durum, halkın uzun vadeli ekonomik ve sosyal dayanıklılığını zayıflatmayı amaçlamaktadır.
Yıkımlar çoğunlukla ruhsat eksikliği gerekçesine dayandırılıyor ancak ruhsatların alınması pratikte neredeyse imkânsız.
Ayrıca, rapor edilmiş olan 31 cezai yıkım ve 21 askeri operasyon/güvenlik gerekçeli yıkımın olması da, nedenlerin sadece imar düzenlemeleriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda güvenlik ve cezai yaptırım mekanizmalarıyla da ilişkili olduğunu göstermektedir.
Sonuç
1948 yılında 750 binden fazla Filistinlinin yerinden edildiği ve 400’ü aşkın Filistin köyünün yok edildiği Nekbe Felaketinden yaklaşık bir sene önce Filistin topraklarına gemiyle yaklaşan Yahudiler, açtıkları pankartta İngilizce olarak “Almanlar ailelerimizi ve evlerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin” yazmışlardı. Bu ve benzeri yakınmalarla gelen Yahudi göçmenlerin daha sonrasında Filistinlilere yaşatmış oldukları toplumsal travmalar ve yerinden etme eylemleri, Filistinliler için kuşaklar boyu süregelen bir mülksüzleştirme ve hak ihlali sürecine neden olmuştur. Bu durum iki toplum arasında çözülemeyen bir siyasi düğüm gibi görünse de meselenin özü aslında bir halkın topraklarından sistematik olarak mahrum bırakılmasıdır. İsrailli tarihçi Ilan Pappé’nin de belirttiği gibi, “...Son paradoks ise; Filistin’in başlangıcından bugüne kadar olan hikayesinin basit bir sömürgecilik ve mülksüzleştirme hikayesi olmasına rağmen dünyanın bunu çok yönlü ve karmaşık bir hikaye olarak ele almasıdır- anlaşılması zor ve çözülmesi daha da zor.”
Son Notlar
[1] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[2] Singer, J. (2021). West Bank Areas A, B and C – How did they come into being? International Negotiation, 26(1), 1–11. https://doi.org/10.1163/15718069-BJA10030
[3] Anera. (t.y.). What are Area A, Area B, and Area C in the West Bank? https://www.anera.org/what-are-area-a-area-b-and-area-c-in-the-west-bank/
[4] Yazıcı, S. (2024). İsrail’in “yerleşimci” politikası ve Filistin’e yansımaları: Gazze saldırıları. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi.
[5] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği. (2024). İşgal altındaki Filistin toprağı'ndaki İsrail yerleşimleri, Doğu Kudüs ve işgal altındaki Suriye Golanı - Genel Sekreter raporu (A/79/347). Filistin Meselesi.
[6] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği. (2024). İşgal altındaki Filistin toprağı'ndaki İsrail yerleşimleri, Doğu Kudüs ve işgal altındaki Suriye Golanı - Genel Sekreter raporu (A/79/347). Filistin Meselesi
[7] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[8] İsrail Ulusal Haberleri. (2024). In depth: What is a 'Declaration of State Land'? Arutz Sheva. In Depth: What is a 'Declaration of State Land'? | Israel National News
[9] Tilsen, R. J. J. (2006). İsrail-Arap uyuşmazlığında Osmanlı tescil hukukunun payı. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 14(1), 305-311.
[10] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[11] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[12] Khamaisi, R. (2022). Land settlement and registration in East Jerusalem. Land Settlement and Registration in East Jerusalem
[13] Peace Now. (2019, 13 Kasım). Jerusalem municipal data reveals stark Israeli-Palestinian discrepancy in construction permits in Jerusalem. https://peacenow.org.il/en/jerusalem-municipal-data-reveals-stark-israeli-palestinian-discrepancy-in-construction-permits-in-jerusalem
[14] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[15] Israeli Committee Against House Demolitions (ICAHD). (2025). January 2025 demolition and displacement report. https://icahd.org/
Giriş
İsrail, 14 Mayıs 1948'de gerçekleşen Nekbe’den bu yana, Filistinlilerin kendi toprakları üzerindeki egemenlik haklarını ciddi şekilde kısıtlamaya devam etmekte ve sistematik olarak yürütmüş olduğu işgalini daha da güçlendirmektedir. İşgal, Filistinlileri çeşitli hukuksuzluklara maruz bırakarak kendi topraklarında dahi hak iddia edemeyecekleri bir konuma düşürmüştür.
Bu analiz, son bir yıl içinde Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te gerçekleşen yerleşim faaliyetlerindeki değişimi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, elde edilen verilere dayanarak İsrail'in öne sürdüğü gerekçeleri (ceza, idari, askeri vb.), yerinden edilmeye maruz kalan aile birimlerini ve yıkım eylemlerinden etkilenen nüfusu incelemektedir. İlk bölümde Batı Şeria'nın bölgesel bölünmesi ve Doğu Kudüs incelenecek, ikinci kısımda ise İsrail'in yerleşim politikası, inşaat planları, ihaleler, devletin arazi ve yıkım politikaları ele alınacaktır.
Batı Şeria A, B, C Bölgeleri ve Doğu Kudüs
Oslo Anlaşmaları sonucu Batı Şeria A, B ve C olmak üzere 3 ayrı bölgeye ayrılmıştır. 3 milyondan fazla insanın yaşadığı A ve B bölgelerinin %85’ini Filistinliler oluşturmaktadır.[1] Bu anlaşmalar uyarınca, bölgelerin dış tehditlere karşı güvenliğinin sağlanması ve dış ilişkilerin yürütülmesi yetkisi İsrail’e bırakılmıştır.[2]
A bölgesi, Batı Şeria’nın yaklaşık %18’ini oluşturur. İç güvenlik —iç güvenlikle ilgili olmayan tüm polis faaliyetleri— Filistin Yönetimine bırakılmıştır. B bölgesi, Batı Şeria’nın %22’sini oluşturur. İdari kontrol ve sivil yönetimden Filistin yönetimi, iç güvenlikten İsrail sorumlu tutulmuştur. C bölgesi ise Batı Şeria’nın %60’ını oluşturur. C Bölgesi'nde yaşayan Filistinlilerin sivil işlerinden (arazi idaresi hariç) Filistin yönetimi sorumlu olmakla birlikte, diğer tüm idari ve güvenlik konuları İsrail'in denetimi altındadır. Bölge, tüm Yahudi yerleşimlerini, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) kamplarını ve askeri tesisleri, güvenlik açısından önemli bölgeleri ve diğer ıssız bölgeleri içermektedir.[3]
Öte yandan Doğu Kudüs, —Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararları, Uluslararası Adalet Divanı görüşü doğrultusunda—1967 yılından bu yana işgal altındaki Filistin topraklarının bir parçasıdır. İsrail, bu bölgeyi tek taraflı olarak ilhak ederek Kudüs Belediyesi'nin idari sınırlarına dahil etmiştir.
Yerleşim Politikası ve Sahadaki Fiili Mekanizmalar
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Yahudi Devleti, Filistin'deki demografik ve toprak dengesini bozan çatışmaları derinleştirmiştir. İsrail'in yerleşim politikası, Filistin topraklarında Yahudi yerleşimlerini artırarak, genişleterek ve yasal olarak pekiştirerek, bu topraklar üzerinde fiili kontrol kurmayı ve demografik yapıyı değiştirmeyi amaçlamaktadır. Halihazırda devam eden durumda, Filistinliler, yerleşim yerleri sistematik olarak ortadan kaldırılarak, tapu ve mülkiyet hakları ihlal edilmekte, yasal kılıflar altında evleri yıkılmakta[4], arsa ve arazilerine el konulmakta ve ayrıca yerleşimcilerin şiddetine maruz kalmaktadırlar.[5] Filistin’e ait toprak ve evleri ele geçiren ve kendilerine yerleşimci adı verilen kişilerin sebep olduğu asayiş olayları genellikle İsrail güvenlik güçlerinin onayı, desteği veya katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Yerleşim politikası tek bir araçla değil, birbiriyle bağlantılı çok sayıda yöntemle yürütülmektedir. Örneğin, resmi yerleşimler, karakollar ve çiftlikler bu politikanın önde gelen örnekleridir. Resmi yerleşim yerleri, İsrail tarafından resmi olarak tanınan, altyapısı, belediyesi ve nüfusu olan yerleşim yerleridir. Öte yandan, ileri karakollar ve çiftlikler, hükümetin onayı olmadan kurulan yerleşim yerleridir. Bu yerleşimler, İsrail’in kendi iç hukukuna göre yasa dışı sayılmasına rağmen, İsrail makamlarının inşa, işletme ve geriye dönük olarak “yasallaştırma” süreçlerine (resmî statüye kavuşturulması süreci) sürekli müdahil olduğu, destek verdiği ve finansman sağladığı yapılardır.[6]
İsrailli sivil toplum hareketi Peace Now Kasım 2024 sonlarına doğru yaptığı sayımda Batı Şeria’da 141 resmi yerleşim yeri, gayriresmi olarak Aralık 2025 itibarıyla 151 karakol ve 175 çiftlik kurulduğunu belirtiyor. Mevcut karakolların yaklaşık 60’ı son yıllarda İsrail makamları tarafından yasallaştırılma sürecine dahil edilmiştir. Bazı yasa dışı karakollar, yeni bir yerleşim ilan edilmeden mevcut yerleşimlerin mahallesi olarak kayda geçirilirken; bazıları bağımsız yerleşim, az kişiyle çok toprak kontrolü sağlanabilen tarımsal çiftlik, eğitim kurumu veya turistik alan gibi farklı idari statüler altında yasallaştırılmaktadır.[7]
Arazi Reji̇mi̇ ve Devlet Arazisi̇ Uygulamaları
Uluslararası hukuk uyarınca (1949 Cenevre Sözleşmeleri – IV. Cenevre Sözleşmesi, 49/6) işgalci güç, işgal ettiği topraklara kendi sivil halkının bir bölümünü sevk veya transfer edemez. İsrail bu yasaklamayı meşru hale getirebilmek adına, el koyduğu arazilerin aslında özel mülkiyet ve kamusal bir tasarruf statüsüne sahip olmadığını iddia etmektedir[8]. İddiasının temel dayanağı ise Batı Şeria’daki birçok toprağın resmi bir tapusunun olmamasından kaynaklanmaktadır. Tapu olmamasının ana nedeni, Osmanlı döneminde, birçok ekili ve işlenmiş arazinin çeşitli nedenler dolayısıyla ya hiç tescil edilmemesi ya da araziyi işleyen kişi veya topluluktan başka birinin adına kaydedilmesidir.[9] Her ne kadar birtakım araziler kayıtlı olmasa da Osmanlı yetkilileri kayıtlı olmayan arazileri de içeren listeler aracılığıyla emlak vergisi toplamaktaydı. Ancak, İsrail askeri hukuku vergi kayıtlarını mülkiyet kanıtı olarak yeterli görmemekte ve resmi bir kayıt süreci belgesini şart koşmaktadır.[10]
İsrail, yasal tapu senedi konusundaki karışıklığı yerleşim politikası için bir avantaj olarak kullanmıştır. Öyle ki yayınladığı devlet arazisi ilanlarıyla resmi kayıtları olmayan Filistinlilerin arazilerini kamulaştırmakta ve bunları İsrail nüfusunun bir parçası olan yerleşimcilere devretmektedir (Roma Statüsü'nün 8. Maddesi uyarınca bu bir savaş suçudur).
Peace Now tarafından yapılan araştırma verilerine göre, Batı Şeria’da 2024 yılında 24.258 dunam (yaklaşık 24,3 km²) arazi ‘devlet toprağı’ olarak ilan edilirken, 2025 yılında bu miktar 1.201 dunam (yaklaşık 1,2 km²) olarak kaydedilmiştir. Devlet toprağı olarak tahsis edilen bu topraklar ise CA, ILA ve İskan Bakanlığı tarafından koordine edilen hızlı ihale süreçleri yoluyla yerleşimcilere hızla tahsis edilmektedir. İsrailli STK Yesh Din’e göre, 1967’den bu yana Batı Şeria’daki kamu arazilerinin neredeyse tamamı yerleşimcilere tahsis edildi. Yalnızca %0,24’ü Filistinlilere tahsis edilmiştir. Batı Şeria’da İsrail Sivil İdaresi ve Yüksek Planlama Konseyi tarafından, her yıl binlerce konut için imar planları onaylanmakta —2024 yılı için 9.971 konut ve 2025 yılı için 27.770— ve bunların önemli bir kısmı devlet tarafından açılan ihaleler yoluyla fiili inşaata dönüşmektedir (2024 yılında 1329 konut ve 2025 yılında 5667 konut için ihaleler açılmıştır). Buna karşılık, Filistinlilere C bölgesi için verilen inşaat izinleri sınırlıdır. Peace Now verilerine göre, Filistinlilere en son 2022 yılında 58 imar planı tanıtılmış olup 2023 ve 2024 yıllarında 0 konut birimi onaylanmıştır. 2023 yılında 6 konut birimi, 2024 yılında ise 3 konut birimi için izin verilmiştir (buna rağmen yerleşim yerlerinde her yıl yaklaşık 2.000 konut birimi için izin verilmektedir).[11]
İnşaat faaliyetleri Doğu Kudüs'te de benzer bir seyir izlemektedir. Doğu Kudüs başta müslümanlar olmak üzere hristiyanlar için de manevi değeri yüksek alanlar barındırmaktadır. Örneğin Mescid-i Aksa müslümanlar için ilk kıble ve üç kutsal mabedden biridir. Bu nedenle Doğu Kudüs’te yürütülen yerleşim ve inşa faaliyetleri, sadece demografik veya kentsel bir mesele değil, ibadet özgürlüğü, kutsal mekânların korunması ve statükonun ihlali bağlamında da değerlendirilmelidir. Uluslararası hukukta Doğu Kudüs’ün işgal altındaki Filistin toprağı sayılması, burada yapılan inşaat faaliyetlerini ayrıca sorunlu hâle getirmektedir. Örneğin, 2009-2018 yılları arasında Kudüs Belediyesi sınırları içinde inşa edilmeye başlanan toplam 26.737 konutun sadece %18,3'ü (4.900 adet) Doğu Kudüs'teki Filistin mahallelerine tahsis edilmişti.[12] 1991-2018 yılları arasında verilen inşaat ruhsatlarının sadece %16,5’inin Filistin mahallelerine (çoğunlukla küçük ölçekli özel projeler için) verildiğini göstermektedir.[13] Peace Now 2023 yılı verilerine göre toplamda 15 adet İsrail mahallesi bulunmaktadır. 2017 yılında sadece İsrail mahalleleri için 1.081 konut biriminin inşası onaylanırken, 2018 yılında bu sayı 780 konut biriminin onaylanmasıyla son buldu. Söz konusu ihaleler için 2023 yılında 1.655 konut ve 2024 yılında 2.289 konut için ihale süreçleri yürütüldü.[14]
Yıkım Politikalarının Demografik ve Mekansal Sonuçları
İsrail’in yerleşim politikası bağlamında gerçekleştirdiği yıkımlar yalnızca bir yıkım değil, bir milletin geçmişe dair izlerinden sistematik olarak kurtulma projesidir. Yıkım ve yeni yerleşim yerlerinin inşası, boş peyzajların oluşturulması, yeniden ağaçlandırma ve isim değişikliği gibi uygulamalar, orada yaşayan halkın tarihsel ve kültürel hafızasının maddi taşıyıcılarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül bir mekânsal stratejidir. Bu strateji, yapılı çevrenin tanıklık etme özelliğini sistematik biçimde işlevsizleştirmektedir [9].
İsrail gerçekleştirdiği yıkımları cezai, idari, askeri ve tanımlanmamış yıkımlar olarak dört kategoriye ayırmaktadır.
Cezai yıkımlar, evlerle bağlantılı kişilerin eylemleri nedeniyle ceza niteliği taşıyan bir yaptırım olarak uygulanan yıkımlardır. İdari yıkımlar, inşaat ruhsatı olmadığı için yıkılan evler. Bu uygulamalar genellikle İsrail'in münhasır yetkisi altındaki C Bölgesi ve Doğu Kudüs'te yoğunlaşmaktadır, ancak geçmişte bu bölgeler kurulmadan önce de mevcuttu. Neredeyse tüm durumlarda, izinlerin nadiren verilmesi nedeniyle Filistinlilerin “yasa dışı” inşaat yapmaktan başka seçenekleri olmadığını belirtmek önemlidir. Askeri yıkımlar, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından askeri operasyonlar esnasında, stratejik bir hedefe ulaşmak, belirli bir alanı temizlemek veya İsrail'in yargısız infaz politikaları dahilinde aranan şahısları etkisiz hale getirmek amacıyla gerçekleştirilen konut yıkımlarıdır. Tanımlanmamış yıkımlar ise esas olarak arazi temizleme operasyonlarının yan etkilerini ve Filistinli nüfusun zorla yerinden edilmesine yönelik süreçleri içeren, daha geniş kapsamlı yıkım faaliyetlerini ifade eder [12].
Farklı kaynaklardan elde edilen verilere bakıldığında, yerinden edilen insan ve yıkılan yapıların sayıları değişkenlik göstermektedir. Örneğin, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA oPt) verilerine göre, 2009’dan 2025 yılına kadar yıkılan yapı sayısı 13.666, yerinden edilen insan sayısı ise 21.732’dir. 2025 yılında yıkılan binaların sayısı 1556, yerinden edilen insan sayısı ise 1983’tür (Doğu Kudüs Bölgesi dahil) [11]. İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi B'TSELEM'in raporlarına göre, 2024 yılında 853 konut ve konut dışı yapı yıkılmış, 953 insan evsiz kalmıştır (bunların 493’ü reşit değildir). 2025 yılı benzer bir istatistik göstererek 979 konut ve konut dışı yapı yıkılmış, 914 insan evsiz kalmıştır (bunların 470’i reşit değildir). İsrail Ev Yıkımlarına Karşı Komite (ICAHD) tarafından sağlanan bilgilere göre, yıkım eylemleri sonucunda yerinden edilen kişilerin sayısı, yıkılan yapılar, bu yapıların türleri ve yıkım türleri, yapısal yıkımın insani boyutunu ortaya koymaktadır. Bu istatistikler ICAHD verileri doğrultusunda Tablo 1, Tablo 2 ve Tablo 3'te yer almaktadır.[15]
Tablo 1: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkım ve Yer Değiştirme İstatistikleri
Kategori | Toplam Sayı |
Toplam Yıkılan Yapı Sayısı | 1,765 |
Toplam Yerinden Edilen Kişi Sayısı | 1,888 |
- Yerinden Edilen Yetişkin Sayısı (Teyitli) | 896 |
- Yerinden Edilen Çocuk Sayısı (Teyitli) | 879 |
Toplam Etkilenen Kişi Sayısı | 51,579 |
- Etkilenen Yetişkin Sayısı (Teyitli) | 2,162 |
- Etkilenen Çocuk Sayısı (Teyitli) | 2,190 |
Tablo 2: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkılan Yapıların Türleri
Yapı Türü | Toplam Sayı |
Konut | 591 |
Geçim Kaynağı | 299 |
Tarım | 249 |
Diğer Yapılar | 199 |
Hayvan-İlgili | 184 |
WASH Yapıları (Su, Sanitasyon ve Hijyen) | 175 |
İnşaat Halindeki Boş Konut | 52 |
Altyapı | 11 |
Bilinmeyen Yapılar | 7 |
GENEL YAPI TOPLAMI | 1,765 |
Tablo 3: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkım Türleri
Yıkım Gerekçesi | Toplam Olay Sayısı |
Ruhsatsız Yapı Olayı | 456 |
- Mal Sahibi Tarafından Yıkılan Yapı Sayısı | 94 |
Cezai Yıkım Olayı | 31 |
Askeri Operasyon/Güvenlik Olayı | 21 |
Yerleşimci Yolu Genişletme Olayı | 1 |
Polis Emri Olayı | 1 |
GENEL OLAY TOPLAMI | 510 |
Tablo 1’de yer alan yerinden edilen kişi sayısı, yıkımdan doğrudan etkilenip barınma yerlerini kaybedenlerdir. Etkilenen insan sayısı ise yıkımdan dolaylı olarak etkilenen bireylerdir (örneğin; okulu yıkıldığı için eğitim hakkı kısıtlanan öğrenciler, iş yeri, çiftliği veya deposu yıkıldığı için geçim kaynağını kaybeden aileler).
Mal sahibi tarafından yıkılan yapı sayısı ise İsrail’in vermiş olduğu yıkım emri üzerine bizzat ev sahibi tarafından yıkılan yapılardır. Eğer ev sahibi kendisi yıkmazsa, hapis veya para cezasına çarptırılmaktadır.
Tablolarda yer alan verilere göre, toplam 1.765 yapının yıkılması sonucunda 1.888 kişi doğrudan yerinden edilmiş ve 51.579 kişi farklı derecelerde bu durumdan etkilenmiştir. Yapı türlerinin dağılımına bakıldığında, yıkımların yalnızca konutlarla sınırlı kalmadığı; geçim kaynaklarını, tarımsal faaliyetleri ve temel insani hizmetleri sağlayan WASH gibi kritik altyapıları da hedef aldığı görülmektedir. Bu durum, halkın uzun vadeli ekonomik ve sosyal dayanıklılığını zayıflatmayı amaçlamaktadır.
Yıkımlar çoğunlukla ruhsat eksikliği gerekçesine dayandırılıyor ancak ruhsatların alınması pratikte neredeyse imkânsız.
Ayrıca, rapor edilmiş olan 31 cezai yıkım ve 21 askeri operasyon/güvenlik gerekçeli yıkımın olması da, nedenlerin sadece imar düzenlemeleriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda güvenlik ve cezai yaptırım mekanizmalarıyla da ilişkili olduğunu göstermektedir.
Sonuç
1948 yılında 750 binden fazla Filistinlinin yerinden edildiği ve 400’ü aşkın Filistin köyünün yok edildiği Nekbe Felaketinden yaklaşık bir sene önce Filistin topraklarına gemiyle yaklaşan Yahudiler, açtıkları pankartta İngilizce olarak “Almanlar ailelerimizi ve evlerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin” yazmışlardı. Bu ve benzeri yakınmalarla gelen Yahudi göçmenlerin daha sonrasında Filistinlilere yaşatmış oldukları toplumsal travmalar ve yerinden etme eylemleri, Filistinliler için kuşaklar boyu süregelen bir mülksüzleştirme ve hak ihlali sürecine neden olmuştur. Bu durum iki toplum arasında çözülemeyen bir siyasi düğüm gibi görünse de meselenin özü aslında bir halkın topraklarından sistematik olarak mahrum bırakılmasıdır. İsrailli tarihçi Ilan Pappé’nin de belirttiği gibi, “...Son paradoks ise; Filistin’in başlangıcından bugüne kadar olan hikayesinin basit bir sömürgecilik ve mülksüzleştirme hikayesi olmasına rağmen dünyanın bunu çok yönlü ve karmaşık bir hikaye olarak ele almasıdır- anlaşılması zor ve çözülmesi daha da zor.”
Son Notlar
[1] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[2] Singer, J. (2021). West Bank Areas A, B and C – How did they come into being? International Negotiation, 26(1), 1–11. https://doi.org/10.1163/15718069-BJA10030
[3] Anera. (t.y.). What are Area A, Area B, and Area C in the West Bank? https://www.anera.org/what-are-area-a-area-b-and-area-c-in-the-west-bank/
[4] Yazıcı, S. (2024). İsrail’in “yerleşimci” politikası ve Filistin’e yansımaları: Gazze saldırıları. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi.
[5] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği. (2024). İşgal altındaki Filistin toprağı'ndaki İsrail yerleşimleri, Doğu Kudüs ve işgal altındaki Suriye Golanı - Genel Sekreter raporu (A/79/347). Filistin Meselesi.
[6] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği. (2024). İşgal altındaki Filistin toprağı'ndaki İsrail yerleşimleri, Doğu Kudüs ve işgal altındaki Suriye Golanı - Genel Sekreter raporu (A/79/347). Filistin Meselesi
[7] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[8] İsrail Ulusal Haberleri. (2024). In depth: What is a 'Declaration of State Land'? Arutz Sheva. In Depth: What is a 'Declaration of State Land'? | Israel National News
[9] Tilsen, R. J. J. (2006). İsrail-Arap uyuşmazlığında Osmanlı tescil hukukunun payı. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 14(1), 305-311.
[10] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[11] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[12] Khamaisi, R. (2022). Land settlement and registration in East Jerusalem. Land Settlement and Registration in East Jerusalem
[13] Peace Now. (2019, 13 Kasım). Jerusalem municipal data reveals stark Israeli-Palestinian discrepancy in construction permits in Jerusalem. https://peacenow.org.il/en/jerusalem-municipal-data-reveals-stark-israeli-palestinian-discrepancy-in-construction-permits-in-jerusalem
[14] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[15] Israeli Committee Against House Demolitions (ICAHD). (2025). January 2025 demolition and displacement report. https://icahd.org/
Giriş
İsrail, 14 Mayıs 1948'de gerçekleşen Nekbe’den bu yana, Filistinlilerin kendi toprakları üzerindeki egemenlik haklarını ciddi şekilde kısıtlamaya devam etmekte ve sistematik olarak yürütmüş olduğu işgalini daha da güçlendirmektedir. İşgal, Filistinlileri çeşitli hukuksuzluklara maruz bırakarak kendi topraklarında dahi hak iddia edemeyecekleri bir konuma düşürmüştür.
Bu analiz, son bir yıl içinde Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te gerçekleşen yerleşim faaliyetlerindeki değişimi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, elde edilen verilere dayanarak İsrail'in öne sürdüğü gerekçeleri (ceza, idari, askeri vb.), yerinden edilmeye maruz kalan aile birimlerini ve yıkım eylemlerinden etkilenen nüfusu incelemektedir. İlk bölümde Batı Şeria'nın bölgesel bölünmesi ve Doğu Kudüs incelenecek, ikinci kısımda ise İsrail'in yerleşim politikası, inşaat planları, ihaleler, devletin arazi ve yıkım politikaları ele alınacaktır.
Batı Şeria A, B, C Bölgeleri ve Doğu Kudüs
Oslo Anlaşmaları sonucu Batı Şeria A, B ve C olmak üzere 3 ayrı bölgeye ayrılmıştır. 3 milyondan fazla insanın yaşadığı A ve B bölgelerinin %85’ini Filistinliler oluşturmaktadır.[1] Bu anlaşmalar uyarınca, bölgelerin dış tehditlere karşı güvenliğinin sağlanması ve dış ilişkilerin yürütülmesi yetkisi İsrail’e bırakılmıştır.[2]
A bölgesi, Batı Şeria’nın yaklaşık %18’ini oluşturur. İç güvenlik —iç güvenlikle ilgili olmayan tüm polis faaliyetleri— Filistin Yönetimine bırakılmıştır. B bölgesi, Batı Şeria’nın %22’sini oluşturur. İdari kontrol ve sivil yönetimden Filistin yönetimi, iç güvenlikten İsrail sorumlu tutulmuştur. C bölgesi ise Batı Şeria’nın %60’ını oluşturur. C Bölgesi'nde yaşayan Filistinlilerin sivil işlerinden (arazi idaresi hariç) Filistin yönetimi sorumlu olmakla birlikte, diğer tüm idari ve güvenlik konuları İsrail'in denetimi altındadır. Bölge, tüm Yahudi yerleşimlerini, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) kamplarını ve askeri tesisleri, güvenlik açısından önemli bölgeleri ve diğer ıssız bölgeleri içermektedir.[3]
Öte yandan Doğu Kudüs, —Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul kararları, Uluslararası Adalet Divanı görüşü doğrultusunda—1967 yılından bu yana işgal altındaki Filistin topraklarının bir parçasıdır. İsrail, bu bölgeyi tek taraflı olarak ilhak ederek Kudüs Belediyesi'nin idari sınırlarına dahil etmiştir.
Yerleşim Politikası ve Sahadaki Fiili Mekanizmalar
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Yahudi Devleti, Filistin'deki demografik ve toprak dengesini bozan çatışmaları derinleştirmiştir. İsrail'in yerleşim politikası, Filistin topraklarında Yahudi yerleşimlerini artırarak, genişleterek ve yasal olarak pekiştirerek, bu topraklar üzerinde fiili kontrol kurmayı ve demografik yapıyı değiştirmeyi amaçlamaktadır. Halihazırda devam eden durumda, Filistinliler, yerleşim yerleri sistematik olarak ortadan kaldırılarak, tapu ve mülkiyet hakları ihlal edilmekte, yasal kılıflar altında evleri yıkılmakta[4], arsa ve arazilerine el konulmakta ve ayrıca yerleşimcilerin şiddetine maruz kalmaktadırlar.[5] Filistin’e ait toprak ve evleri ele geçiren ve kendilerine yerleşimci adı verilen kişilerin sebep olduğu asayiş olayları genellikle İsrail güvenlik güçlerinin onayı, desteği veya katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Yerleşim politikası tek bir araçla değil, birbiriyle bağlantılı çok sayıda yöntemle yürütülmektedir. Örneğin, resmi yerleşimler, karakollar ve çiftlikler bu politikanın önde gelen örnekleridir. Resmi yerleşim yerleri, İsrail tarafından resmi olarak tanınan, altyapısı, belediyesi ve nüfusu olan yerleşim yerleridir. Öte yandan, ileri karakollar ve çiftlikler, hükümetin onayı olmadan kurulan yerleşim yerleridir. Bu yerleşimler, İsrail’in kendi iç hukukuna göre yasa dışı sayılmasına rağmen, İsrail makamlarının inşa, işletme ve geriye dönük olarak “yasallaştırma” süreçlerine (resmî statüye kavuşturulması süreci) sürekli müdahil olduğu, destek verdiği ve finansman sağladığı yapılardır.[6]
İsrailli sivil toplum hareketi Peace Now Kasım 2024 sonlarına doğru yaptığı sayımda Batı Şeria’da 141 resmi yerleşim yeri, gayriresmi olarak Aralık 2025 itibarıyla 151 karakol ve 175 çiftlik kurulduğunu belirtiyor. Mevcut karakolların yaklaşık 60’ı son yıllarda İsrail makamları tarafından yasallaştırılma sürecine dahil edilmiştir. Bazı yasa dışı karakollar, yeni bir yerleşim ilan edilmeden mevcut yerleşimlerin mahallesi olarak kayda geçirilirken; bazıları bağımsız yerleşim, az kişiyle çok toprak kontrolü sağlanabilen tarımsal çiftlik, eğitim kurumu veya turistik alan gibi farklı idari statüler altında yasallaştırılmaktadır.[7]
Arazi Reji̇mi̇ ve Devlet Arazisi̇ Uygulamaları
Uluslararası hukuk uyarınca (1949 Cenevre Sözleşmeleri – IV. Cenevre Sözleşmesi, 49/6) işgalci güç, işgal ettiği topraklara kendi sivil halkının bir bölümünü sevk veya transfer edemez. İsrail bu yasaklamayı meşru hale getirebilmek adına, el koyduğu arazilerin aslında özel mülkiyet ve kamusal bir tasarruf statüsüne sahip olmadığını iddia etmektedir[8]. İddiasının temel dayanağı ise Batı Şeria’daki birçok toprağın resmi bir tapusunun olmamasından kaynaklanmaktadır. Tapu olmamasının ana nedeni, Osmanlı döneminde, birçok ekili ve işlenmiş arazinin çeşitli nedenler dolayısıyla ya hiç tescil edilmemesi ya da araziyi işleyen kişi veya topluluktan başka birinin adına kaydedilmesidir.[9] Her ne kadar birtakım araziler kayıtlı olmasa da Osmanlı yetkilileri kayıtlı olmayan arazileri de içeren listeler aracılığıyla emlak vergisi toplamaktaydı. Ancak, İsrail askeri hukuku vergi kayıtlarını mülkiyet kanıtı olarak yeterli görmemekte ve resmi bir kayıt süreci belgesini şart koşmaktadır.[10]
İsrail, yasal tapu senedi konusundaki karışıklığı yerleşim politikası için bir avantaj olarak kullanmıştır. Öyle ki yayınladığı devlet arazisi ilanlarıyla resmi kayıtları olmayan Filistinlilerin arazilerini kamulaştırmakta ve bunları İsrail nüfusunun bir parçası olan yerleşimcilere devretmektedir (Roma Statüsü'nün 8. Maddesi uyarınca bu bir savaş suçudur).
Peace Now tarafından yapılan araştırma verilerine göre, Batı Şeria’da 2024 yılında 24.258 dunam (yaklaşık 24,3 km²) arazi ‘devlet toprağı’ olarak ilan edilirken, 2025 yılında bu miktar 1.201 dunam (yaklaşık 1,2 km²) olarak kaydedilmiştir. Devlet toprağı olarak tahsis edilen bu topraklar ise CA, ILA ve İskan Bakanlığı tarafından koordine edilen hızlı ihale süreçleri yoluyla yerleşimcilere hızla tahsis edilmektedir. İsrailli STK Yesh Din’e göre, 1967’den bu yana Batı Şeria’daki kamu arazilerinin neredeyse tamamı yerleşimcilere tahsis edildi. Yalnızca %0,24’ü Filistinlilere tahsis edilmiştir. Batı Şeria’da İsrail Sivil İdaresi ve Yüksek Planlama Konseyi tarafından, her yıl binlerce konut için imar planları onaylanmakta —2024 yılı için 9.971 konut ve 2025 yılı için 27.770— ve bunların önemli bir kısmı devlet tarafından açılan ihaleler yoluyla fiili inşaata dönüşmektedir (2024 yılında 1329 konut ve 2025 yılında 5667 konut için ihaleler açılmıştır). Buna karşılık, Filistinlilere C bölgesi için verilen inşaat izinleri sınırlıdır. Peace Now verilerine göre, Filistinlilere en son 2022 yılında 58 imar planı tanıtılmış olup 2023 ve 2024 yıllarında 0 konut birimi onaylanmıştır. 2023 yılında 6 konut birimi, 2024 yılında ise 3 konut birimi için izin verilmiştir (buna rağmen yerleşim yerlerinde her yıl yaklaşık 2.000 konut birimi için izin verilmektedir).[11]
İnşaat faaliyetleri Doğu Kudüs'te de benzer bir seyir izlemektedir. Doğu Kudüs başta müslümanlar olmak üzere hristiyanlar için de manevi değeri yüksek alanlar barındırmaktadır. Örneğin Mescid-i Aksa müslümanlar için ilk kıble ve üç kutsal mabedden biridir. Bu nedenle Doğu Kudüs’te yürütülen yerleşim ve inşa faaliyetleri, sadece demografik veya kentsel bir mesele değil, ibadet özgürlüğü, kutsal mekânların korunması ve statükonun ihlali bağlamında da değerlendirilmelidir. Uluslararası hukukta Doğu Kudüs’ün işgal altındaki Filistin toprağı sayılması, burada yapılan inşaat faaliyetlerini ayrıca sorunlu hâle getirmektedir. Örneğin, 2009-2018 yılları arasında Kudüs Belediyesi sınırları içinde inşa edilmeye başlanan toplam 26.737 konutun sadece %18,3'ü (4.900 adet) Doğu Kudüs'teki Filistin mahallelerine tahsis edilmişti.[12] 1991-2018 yılları arasında verilen inşaat ruhsatlarının sadece %16,5’inin Filistin mahallelerine (çoğunlukla küçük ölçekli özel projeler için) verildiğini göstermektedir.[13] Peace Now 2023 yılı verilerine göre toplamda 15 adet İsrail mahallesi bulunmaktadır. 2017 yılında sadece İsrail mahalleleri için 1.081 konut biriminin inşası onaylanırken, 2018 yılında bu sayı 780 konut biriminin onaylanmasıyla son buldu. Söz konusu ihaleler için 2023 yılında 1.655 konut ve 2024 yılında 2.289 konut için ihale süreçleri yürütüldü.[14]
Yıkım Politikalarının Demografik ve Mekansal Sonuçları
İsrail’in yerleşim politikası bağlamında gerçekleştirdiği yıkımlar yalnızca bir yıkım değil, bir milletin geçmişe dair izlerinden sistematik olarak kurtulma projesidir. Yıkım ve yeni yerleşim yerlerinin inşası, boş peyzajların oluşturulması, yeniden ağaçlandırma ve isim değişikliği gibi uygulamalar, orada yaşayan halkın tarihsel ve kültürel hafızasının maddi taşıyıcılarını ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül bir mekânsal stratejidir. Bu strateji, yapılı çevrenin tanıklık etme özelliğini sistematik biçimde işlevsizleştirmektedir [9].
İsrail gerçekleştirdiği yıkımları cezai, idari, askeri ve tanımlanmamış yıkımlar olarak dört kategoriye ayırmaktadır.
Cezai yıkımlar, evlerle bağlantılı kişilerin eylemleri nedeniyle ceza niteliği taşıyan bir yaptırım olarak uygulanan yıkımlardır. İdari yıkımlar, inşaat ruhsatı olmadığı için yıkılan evler. Bu uygulamalar genellikle İsrail'in münhasır yetkisi altındaki C Bölgesi ve Doğu Kudüs'te yoğunlaşmaktadır, ancak geçmişte bu bölgeler kurulmadan önce de mevcuttu. Neredeyse tüm durumlarda, izinlerin nadiren verilmesi nedeniyle Filistinlilerin “yasa dışı” inşaat yapmaktan başka seçenekleri olmadığını belirtmek önemlidir. Askeri yıkımlar, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından askeri operasyonlar esnasında, stratejik bir hedefe ulaşmak, belirli bir alanı temizlemek veya İsrail'in yargısız infaz politikaları dahilinde aranan şahısları etkisiz hale getirmek amacıyla gerçekleştirilen konut yıkımlarıdır. Tanımlanmamış yıkımlar ise esas olarak arazi temizleme operasyonlarının yan etkilerini ve Filistinli nüfusun zorla yerinden edilmesine yönelik süreçleri içeren, daha geniş kapsamlı yıkım faaliyetlerini ifade eder [12].
Farklı kaynaklardan elde edilen verilere bakıldığında, yerinden edilen insan ve yıkılan yapıların sayıları değişkenlik göstermektedir. Örneğin, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA oPt) verilerine göre, 2009’dan 2025 yılına kadar yıkılan yapı sayısı 13.666, yerinden edilen insan sayısı ise 21.732’dir. 2025 yılında yıkılan binaların sayısı 1556, yerinden edilen insan sayısı ise 1983’tür (Doğu Kudüs Bölgesi dahil) [11]. İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi B'TSELEM'in raporlarına göre, 2024 yılında 853 konut ve konut dışı yapı yıkılmış, 953 insan evsiz kalmıştır (bunların 493’ü reşit değildir). 2025 yılı benzer bir istatistik göstererek 979 konut ve konut dışı yapı yıkılmış, 914 insan evsiz kalmıştır (bunların 470’i reşit değildir). İsrail Ev Yıkımlarına Karşı Komite (ICAHD) tarafından sağlanan bilgilere göre, yıkım eylemleri sonucunda yerinden edilen kişilerin sayısı, yıkılan yapılar, bu yapıların türleri ve yıkım türleri, yapısal yıkımın insani boyutunu ortaya koymaktadır. Bu istatistikler ICAHD verileri doğrultusunda Tablo 1, Tablo 2 ve Tablo 3'te yer almaktadır.[15]
Tablo 1: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkım ve Yer Değiştirme İstatistikleri
Kategori | Toplam Sayı |
Toplam Yıkılan Yapı Sayısı | 1,765 |
Toplam Yerinden Edilen Kişi Sayısı | 1,888 |
- Yerinden Edilen Yetişkin Sayısı (Teyitli) | 896 |
- Yerinden Edilen Çocuk Sayısı (Teyitli) | 879 |
Toplam Etkilenen Kişi Sayısı | 51,579 |
- Etkilenen Yetişkin Sayısı (Teyitli) | 2,162 |
- Etkilenen Çocuk Sayısı (Teyitli) | 2,190 |
Tablo 2: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkılan Yapıların Türleri
Yapı Türü | Toplam Sayı |
Konut | 591 |
Geçim Kaynağı | 299 |
Tarım | 249 |
Diğer Yapılar | 199 |
Hayvan-İlgili | 184 |
WASH Yapıları (Su, Sanitasyon ve Hijyen) | 175 |
İnşaat Halindeki Boş Konut | 52 |
Altyapı | 11 |
Bilinmeyen Yapılar | 7 |
GENEL YAPI TOPLAMI | 1,765 |
Tablo 3: Ocak-Kasım 2025 Dönemi Yıkım Türleri
Yıkım Gerekçesi | Toplam Olay Sayısı |
Ruhsatsız Yapı Olayı | 456 |
- Mal Sahibi Tarafından Yıkılan Yapı Sayısı | 94 |
Cezai Yıkım Olayı | 31 |
Askeri Operasyon/Güvenlik Olayı | 21 |
Yerleşimci Yolu Genişletme Olayı | 1 |
Polis Emri Olayı | 1 |
GENEL OLAY TOPLAMI | 510 |
Tablo 1’de yer alan yerinden edilen kişi sayısı, yıkımdan doğrudan etkilenip barınma yerlerini kaybedenlerdir. Etkilenen insan sayısı ise yıkımdan dolaylı olarak etkilenen bireylerdir (örneğin; okulu yıkıldığı için eğitim hakkı kısıtlanan öğrenciler, iş yeri, çiftliği veya deposu yıkıldığı için geçim kaynağını kaybeden aileler).
Mal sahibi tarafından yıkılan yapı sayısı ise İsrail’in vermiş olduğu yıkım emri üzerine bizzat ev sahibi tarafından yıkılan yapılardır. Eğer ev sahibi kendisi yıkmazsa, hapis veya para cezasına çarptırılmaktadır.
Tablolarda yer alan verilere göre, toplam 1.765 yapının yıkılması sonucunda 1.888 kişi doğrudan yerinden edilmiş ve 51.579 kişi farklı derecelerde bu durumdan etkilenmiştir. Yapı türlerinin dağılımına bakıldığında, yıkımların yalnızca konutlarla sınırlı kalmadığı; geçim kaynaklarını, tarımsal faaliyetleri ve temel insani hizmetleri sağlayan WASH gibi kritik altyapıları da hedef aldığı görülmektedir. Bu durum, halkın uzun vadeli ekonomik ve sosyal dayanıklılığını zayıflatmayı amaçlamaktadır.
Yıkımlar çoğunlukla ruhsat eksikliği gerekçesine dayandırılıyor ancak ruhsatların alınması pratikte neredeyse imkânsız.
Ayrıca, rapor edilmiş olan 31 cezai yıkım ve 21 askeri operasyon/güvenlik gerekçeli yıkımın olması da, nedenlerin sadece imar düzenlemeleriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda güvenlik ve cezai yaptırım mekanizmalarıyla da ilişkili olduğunu göstermektedir.
Sonuç
1948 yılında 750 binden fazla Filistinlinin yerinden edildiği ve 400’ü aşkın Filistin köyünün yok edildiği Nekbe Felaketinden yaklaşık bir sene önce Filistin topraklarına gemiyle yaklaşan Yahudiler, açtıkları pankartta İngilizce olarak “Almanlar ailelerimizi ve evlerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin” yazmışlardı. Bu ve benzeri yakınmalarla gelen Yahudi göçmenlerin daha sonrasında Filistinlilere yaşatmış oldukları toplumsal travmalar ve yerinden etme eylemleri, Filistinliler için kuşaklar boyu süregelen bir mülksüzleştirme ve hak ihlali sürecine neden olmuştur. Bu durum iki toplum arasında çözülemeyen bir siyasi düğüm gibi görünse de meselenin özü aslında bir halkın topraklarından sistematik olarak mahrum bırakılmasıdır. İsrailli tarihçi Ilan Pappé’nin de belirttiği gibi, “...Son paradoks ise; Filistin’in başlangıcından bugüne kadar olan hikayesinin basit bir sömürgecilik ve mülksüzleştirme hikayesi olmasına rağmen dünyanın bunu çok yönlü ve karmaşık bir hikaye olarak ele almasıdır- anlaşılması zor ve çözülmesi daha da zor.”
Son Notlar
[1] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[2] Singer, J. (2021). West Bank Areas A, B and C – How did they come into being? International Negotiation, 26(1), 1–11. https://doi.org/10.1163/15718069-BJA10030
[3] Anera. (t.y.). What are Area A, Area B, and Area C in the West Bank? https://www.anera.org/what-are-area-a-area-b-and-area-c-in-the-west-bank/
[4] Yazıcı, S. (2024). İsrail’in “yerleşimci” politikası ve Filistin’e yansımaları: Gazze saldırıları. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi.
[5] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği. (2024). İşgal altındaki Filistin toprağı'ndaki İsrail yerleşimleri, Doğu Kudüs ve işgal altındaki Suriye Golanı - Genel Sekreter raporu (A/79/347). Filistin Meselesi.
[6] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği. (2024). İşgal altındaki Filistin toprağı'ndaki İsrail yerleşimleri, Doğu Kudüs ve işgal altındaki Suriye Golanı - Genel Sekreter raporu (A/79/347). Filistin Meselesi
[7] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[8] İsrail Ulusal Haberleri. (2024). In depth: What is a 'Declaration of State Land'? Arutz Sheva. In Depth: What is a 'Declaration of State Land'? | Israel National News
[9] Tilsen, R. J. J. (2006). İsrail-Arap uyuşmazlığında Osmanlı tescil hukukunun payı. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 14(1), 305-311.
[10] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[11] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[12] Khamaisi, R. (2022). Land settlement and registration in East Jerusalem. Land Settlement and Registration in East Jerusalem
[13] Peace Now. (2019, 13 Kasım). Jerusalem municipal data reveals stark Israeli-Palestinian discrepancy in construction permits in Jerusalem. https://peacenow.org.il/en/jerusalem-municipal-data-reveals-stark-israeli-palestinian-discrepancy-in-construction-permits-in-jerusalem
[14] Peace Now. (t.y.). Population. https://peacenow.org.il/en/settlements-watch/settlements-data/population
[15] Israeli Committee Against House Demolitions (ICAHD). (2025). January 2025 demolition and displacement report. https://icahd.org/
Bu Sayfada:
title
title
title
İlginizi çekebilir
İlginizi çekebilir
İlginizi çekebilir







