Kayıp Kabileler Üzerinden Siyahî Yahudiler Meselesi: Tarihsel Gerçeklik mi, Modern Bir İnşa mı?

Kayıp Kabileler Üzerinden Siyahî Yahudiler Meselesi: Tarihsel Gerçeklik mi, Modern Bir İnşa mı?

Dr. Neslihan Kuran

Dr. Neslihan Kuran

Giriş

Etnik ve dinî bir kimlik olarak belirtilen Yahudilik tanımından hareketle ‘siyahî Yahudi’ denildiği zaman akla ilk gelen, Yahudi pratiklerini uygulamakla beraber etnik köken olarak da Yahudi bağı olan Afrikalı insanlar anlaşılmaktadır. Bu durum benzer bir kökenden gelen soy hattının Afrika’daki varlığına işaret etmektedir. Esasında böylesi bağ kurulumu oldukça yenidir. Yahudi tarihi içerisinde 19. yüzyıla kadar Afrika kıtası eksenli siyahî Yahudi toplulukları olduğu bilgisi yer almadığı gibi, Yahudi din ve geleneğinde siyahî birinin Yahudi topluluğu içerisinde yer almasına ilişkin sistematik bir kabulden söz etmek de güçtür. Nitekim Rabbânî gelenekte siyahîlik, Nuh’un oğlu Ham’a atfedilen bir tür lanet neticesinde oluşmuştur. Nuh’un bir diğer oğlu Sam ise bu lanette kutsanan çocuktur. Etnik bir ayrımı içeren bu bağlam ışığında, İsrailoğulları soyunu Sam’a dayandırdığına göre bugün siyahî bir Yahudi nasıl olabilmektedir?

İsrail’in Üç Bin Yıllık Kayıp Kabileleri mi Bulunuyor?

Bugün Etiyopya, Uganda, Gana, Nijerya, Mali, Güney Afrika, Zimbabve gibi Afrika kıtasının çeşitli bölgelerinden pek çok kabile veya topluluk Yahudi olduklarını iddia etmekte ve İsrail’e göç talebinde bulunmaktadır. Her bir kabile/topluluğun tezi, yaklaşık üç bin yıl önce kaybolan İsrailoğullarının on kabilesinden birinin atası oldukları şeklindedir. Yani buna göre MÖ 8. yüzyılda Asurluların Kuzey İsrail Krallığını yıkıp bünyesindeki on kabileyi (kayıp on kabile) sürdüğü halkın devamı oldukları iddiasındadırlar.[1] Örneğin bugün Etiyopyalı Falaşa (Beta Israel) topluluğu İsrailoğullarının kayıp “Dan kabilesinin” soyu olarak kabul edilmektedir.

Konuyu daha iyi anlamak adına Falaşa topluluğunun kayıp bir kabile olduğu iddiasının nasıl ortaya çıktığına ve ‘Etiyopyalı Yahudi’ etnik kimliğiyle Yahudi tarihi içerisine nasıl yerleştiğine kısaca değinmek yerinde olacaktır. Zira Falaşalar Yahudi tarihindeki ilk siyahî Yahudi topluluktur. Diğer siyahî Yahudi toplulukları Falaşaların Yahudiliği onaylandıktan ve İsrail’e yerleştikten sonra ortaya çıkmıştır. Etiyopya’nın yerli bir kabilesi olarak hayatlarını sürdüren Falaşa topluluğunun Yahudilikle tanışıklığı, Evanjelist Protestan Hristiyanlar vesilesiyle olmuştur. 19. yüzyılda İsa Mesih’in yeryüzüne ikinci kez gelişini hızlandırmak isteyen ve bu amaçla dünyanın çeşitli bölgelerinde İsrailoğullarının kayıp kabilelerini arayan Evanjelistler,[2] Falaşa topluluğunda görülen birtakım uygulamaların Yahudilikle bağlantısını kurmuştur. Onlara göre sünnet olan, koşer kurallarına riayet eden, temizlik yasalarını gözeten, Tevrat olarak nitelendirilen Orit’i kutsal metin sayan, Mezmurlara hürmet eden bu topluluk kaybolmuş bir Yahudi topluluğu idi. Bu, herhangi araştırmaya dayanmadan sadece gözlem yoluyla edindikleri bir düşünceydi.[3] Tarihlerinin hiçbir döneminde kendilerini Yahudi olarak adlandırmayan Falaşaların toplumsal ve dinî dönüşümü bu tanışıklık itibariyle başlamıştır. İsa Mesih’in gelişine bir adım daha yaklaştıklarını düşünen Evanjelistler Yahudi dünyasına İsrail’in kayıp kabilelerini bulduklarını iddia ederek onları bu topluluğu incelemeye davet etmiştir. O ana kadar siyahî Yahudi’ye yabancı olan Yahudi dünyanın önemli bir kısmı böylesi bir fikri pek ciddiye almasa da Filistin’de bir devlet kurma isteğinde olan Avrupalı Yahudiler fikre çok da soğuk bakmamıştır.

Yahudi dindaşlarına Batı tarzı bir eğitim vermek ve onları geliştirmek amacıyla 19. yüzyılda Paris’te kurulan Alliance Israelite Universelle (AIU, Evrensel Yahudi Birliği),[4] bünyesindeki bazı kişileri söz konusu iddiaları değerlendirmekle görevlendirmiştir. Bu kişilerden en bilineni ilerleyen zamanda ‘Falaşaların babası’ olarak anılacak olan J. Faitlovik’tir. Bu iş için görevlendirilen isimlerden bir diğeri ise Osmanlı Devleti’nin son Hahambaşısı Hayim Nahum’dur.

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da açılan AIU okulu topluluğun Ortodoks Yahudiliğe geçişinde önemli bir işlev görmüştür. Söz konusu okulun öğretmen ihtiyacı Avrupa’dan getirilen Yahudi öğretmenler yoluyla karşılanmıştır. Gerekli eğitimleri alarak okuldan mezun olan her Falaşa genci, bir sonraki Falaşa öğrencilere Yahudi din ve inancını öğreten neferler olmuştur. Aynı şekilde Avrupa’ya da Falaşa gençler eğitim için gönderilmiştir.

giyim, kişi, şahıs, insan yüzü, gülümsemek, gülüş içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

1920-30’lu yıllarda Etiyopya’da aktif olarak çalışan ve ‘Falaşaların babası’ olarak nitelendirilen J. Faitlovik.

Afrika’dan İsrail’e İlk Siyahî Göç

Her ne kadar kara kıta Afrika’da ciddi maliyetlerle gerçekleştirilen eğitim faaliyetleri sürse de böylesi bir düşüncenin (siyahîlerin İsrailoğullarıyla bağlantısı) anaakım Yahudilerde tam bir karşılık bulduğunu söylemek oldukça zordur. Geçmişten bugüne Yahudi toplum arasında binlerce yıl önce yaşamış ancak tarih sahnesinde bir daha gözükmeyen kabilelerinin bir daha bulunamayacağına inananlar olduğu gibi, bir gün geri döneceklerini düşünenler de vardır. Ancak genel kanı bulundukları yerde halkla karışarak (toplum içerisinde eriyerek) kaybolup gittikleri yönündedir. Buradaki problematik mevzu hem kaybolmuş bir kabilenin bulunma ihtimali hem de bir siyahînin Yahudiliği meselesidir.   

Anakım Yahudiler arasında siyahî Yahudi olabilir/olamaz tartışmaları devam ederken Evanjelistlerin İsrail’in kayıp kabilesinin bir halkasını buldukları iddiasına inanma konusunda pek zorluk çekmeyen Faitlovik gibi kişiler sözde Dan kabilesi üyelerinin İsrail’e taşınması konusunda ısrarcı olur. Çeşitli basın-yayın araçlarıyla bilhassa Avrupa’daki Yahudilere Holokost, sürgün gibi kavramlarla seslenerek o dönemde sayıları 28 bin olarak belirtilen bu halkı —kurtarmak— gerektiği belirtilir. Ne var ki siyahî birini ‘beyaz Yahudi’ dünyaya eklemlemek kolay değildir. Bu noktada Faitlovik tarafından ortaya atılan “aslında onlar siyahî değil, Sami kökenli beyazlar... ve zekiler”[5] argümanı Yahudilikte siyahîliğe yüklenen anlamları anlayabilmek açısından önemlidir.  

1860’lı yıllardan 1980’lere kadar (yaklaşık 100 yıl) Falaşaların eğitimiyle ilgilenen Faitlovik’in de üyesi olduğu AlU ve okulları, topluluğa matematik, tarih, coğrafya gibi temel eğitimleri kazandırmanın yanında Talmud, Tora ve Rabbânî geleneğini de öğretir. Dolayısıyla topluluğun Ortodoks Yahudiliğe dönüşümlerinin ilk adımları 19. yüzyıl başlarında Etiyopya’da iken atılır. Az önce de ifade edildiği gibi çeşitli fonlarla Avrupa’ya gönderilen genç Falaşalar da geri dönerek söz konusu eğitimin yerel dille devamını sağlamışlardır. Ancak ne var ki İsrail’in tüm dünya Yahudileri için 1950 yılında ilan ettiği Geri Dönüş Yasası 1975’e kadar sözde Dan kabilesi üyeleri için geçerli olmamıştır.

1970’li yıllarda kaçak yollarla İsrail’e giden Etiyopyalılar görmezden gelinirse, sözde Dan kabilesi üyelerinin İsrail’e yerleştirilmesinin 1980’lerden sonra olduğu söylenebilir. Topluluk çeşitli hava operasyonlarıyla kitleler halinde İsrail’e taşınmıştır. Bu hava operasyonlarından en bilineni 1991 yılında yaklaşık 35 milyon dolar maliyetle gerçekleştirilen Süleyman Operasyonu’dur. Dönemin Etiyopya Kralı Haile Selassie ülkesinden toplu göç olayına karşı olduğu için tüm operasyonlar gizlilikle yürütülmüştür. Dolayısıyla operasyonları düzenli nakillerden ziyade insan kaçırma operasyonları olarak nitelemek daha doğru bir ifade olacaktır. Toplanma merkezi olarak ekseriyetle Sudan mülteci kampları kullanılmıştır. Operasyonlar sırasında kampta bulunan ilgili/ilgisiz kıtlık veya savaştan kaçan veyahut çeşitli sebeplerle orada bulunan başka ülkelerden pek çok kişi de araya karışmış, İsrail’e gitmiştir.  

Nihayetinde 19. yüzyıla kadar Ortodoks Yahudiliğe dair pek bir şey bilmeyen Afrikalı bir kabile, Hristiyan misyonerlerin ortaya attığı bir iddianın içerisine girerek yeni bir tarihin içine yerleştirilmişlerdir. Buna göre Yahudiliğin bir ayağı da artık Afrika’dır.  Afrika’da kurtarılmayı bekleyen on binlerce dindaş vardır!

Etnik-Dinî Dönüşüm ve Asimilasyon

Gelen her göç dalgası doğrudan yerleşim yerlerine değil, öncelikle belirli bir eğitimden geçecekleri asimilasyon merkezlerine alınmıştır. Eğitimler, Etiyopya’da aldıkları eğitimlerin devamı niteliğindedir.  Geldikleri yerin giyim kuşamı, dili, kültürü, yaşama biçimi öğretilmiştir. İbranice öğrenmekse en temel eğitimlerdendir. Nitekim dil önemli bir sorun olarak karşılarına çıkmıştır. Karşılıklı olarak birbirini anlamayan Afrikalı kabile ile İsrailliler uzun bir müddet anlaşamamıştır ki bu anlamda topluluk kendilerinden ne istendiğini de tam olarak anlayamamıştır.[6] Örneğin aşağıda değinilecektir, dinî bir dönüşümden geçmek zorunda olduklarını anlamaları topluluk arasında ciddi bir öfkeye neden olmuştur. Kendilerine hakaret olarak algıladıkları bu tür bir dönüşüm karşısında geri dönenler olmuştur.  

İsrail’e geldikleri andan itibaren birey olarak ‘İsrail vatandaşı’ olan topluluğun Yahudi kimliği edinimi kolay olmamıştır. Geldikleri ülkenin vatandaşı olmuşlardır ve bu nispetle askere gitmiş, orduda görev almışlardır ancak Yahudi olamamışlardır. Zira dinî bir dönüşüm şartı konmuştur. Buna göre her Falaşa Ortodoks Yahudiliğe geçtiğini bildiren bir iman ikrarını ve mikve şartını yerine getirmelidir. Aynı şekilde İbrani bir soyadı almaları da istenmiştir.

Topluluğun etnik-dinî dönüşümüyle alakalı söylenmesi gereken bir diğer husus, köken reddi ve ırksal değişimle alakalıdır. Bundan böyle artık Falaşa değil, Etiyopyalı Yahudi olarak tanımlanacaklardır. Yüzyıllardır kendilerini açıkladıkları köken miti değişmiştir. Buna göre ulusal destanları Kebra Nagast’ta belirtildiği gibi Aksum bölgesinde hüküm süren Kral Süleyman ve Sebe melikesi soyundan (Süleyman Hanedanlığı) değil, MÖ. 8. yüzyılda Asur yıkımlarıyla dağılan İsrailoğullarının kayıp Dan kabilesinin devamıdırlar. Aynı şekilde Etiyopya’nın yerli bir unsuru ve dahi -Kuşî değil, sonradan siyahîleşen Samilerdir. Irka dayalı bu ayrıştırma Yahudi geleneğinde siyahîliğe yüklenen olumsuzluğu aşmanın oldukça zor olduğunu ortaya koymaktadır.

Topluluk kendileri için belirlenen ve tamamı dış kaynaklı olan ırksal, tarihsel ve kültürel bu değişimi kabul etmiştir. Topluluğun yaşadığı böylesi bir değişim tam olarak etnik-dinî bir asimilasyondur. En eski Yahudi topluluğu olarak kabul edildikleri halde Yahudiliklerinin kabul edilmediğini anladıklarında her ne kadar öfkelenseler de yeni geldikleri yerde yaşama arzusu daha ağır basmıştır denilebilir. Burada belirtilen etnik-dinî dönüşüm uygulamaları, dış göçle gelen ve Yahudiliği şüpheli bulunan İsrail’de yaşama arzusundaki her topluluk/kişi için geçerlidir.

giyim, kişi, şahıs, gökyüzü, adam, insan içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Kısa Arka Plan

Etiyopyalı Yahudi kimliği oluşumunda gözden kaçırılan bir husus vardır. O da Falaşaların Etiyopya’da iken esasında kim olduklarıdır. Etiyopya kroniklerine göre Falaşa adlı bir topluluk, 15. yüzyılda krallık kararnamelerine itiraz eden keşiş hareketleri sonucu doğmuş bir topluluk olarak gözükmektedir. Yani Falaşalar Yahudilikle ve dahi İsrail’le herhangi bir doğrudan bağlantıdan ziyade, Orta Çağ’da geleneksel Etiyopya Ortodoks Hristiyanlığında yaşanan birtakım kopmalar neticesinde ‘krallığın reform çalışmalarına itiraz eden ayrılıkçı din adamlarının (keşişlerin)’ kurduğu bir oluşumdur. Ayrılıkçı keşişlerin devam ettirdiği din ve gelenek, içerisinden çıktıkları Etiyopya Ortodoks Hristiyan geleneğiyle benzerlik taşımakla birlikte, zamanla kendisine ait bir sisteme dönüşmüştür. Örneğin önemli bir kısmı söz konusu ayrılıkçı keşişlerce yazılan Falaşa dinî literatüründeki birçok metin, 15. yüzyıldan sonra literatüre eklenmiştir. Dinî metinlerin bir diğer kısmı ise 16. ve 17. yüzyıl tarihlidir. Dolayısıyla aşama aşama oluşmuş bir topluluk aşama aşama ilerlemiş bir dinî yapı söz konusudur.

Falaşaları ele alan çalışmaların birçoğunda topluluğun sürdürdüğü manastır geleneğinden, vaftiz, günah itirafı gibi uygulamalardan bahsedilmediği fark edilmektedir. Yahudi dünyayla tanışıklık ve akabinde yaklaşık yüz yılı aşkın eğitimle birlikte bugün her ne kadar bu uygulamalar toplulukta görülmese de geçmiş tarihleri objektif olarak ele alınmayı hak etmektedir. Dolayısıyla bugün İsrail’de görülen Etiyopyalı Yahudi ile Etiyopya’nın yerli kabilesi Falaşaların aynı din ve inanç üzere olmadığını bilmek gerekmektedir. Bu konunun ayrıntıları Siyahî Yahudiler adlı çalışmada ayrıntılarıyla aktarılmaktadır. Burada vurgulanmak istenen, Falaşaların Etiyopya’da iken bünyesinde yaşattığı ve Yahudi olarak addedilen uygulamaların geleneksel Etiyopya Ortodoks Hristiyanlığı ile ortak olduğu bilgisidir. Şöyle ki, geleneksel Etiyopya Ortodoks Hristiyanlığının kilisesi olan Etiyopya Ortodoks Tevhîd Kilisesi tıpkı Falaşalar gibi Tevrat olarak nitelendirilen Orit’e saygı duyan, Mezmurlara önem veren, Musa Şeriatı’nı önceleyen, sünnet uygulamasına ve koşer titizliğine sahip olan kadim bir Yahudi-Hristiyan geleneği içerisinde yer almaktadır. İnançlarının temel noktasını ise Yahudilerin en kutsal nesnesi olan Ahid Sandığı (tabot) geleneği oluşturur. Kendilerini Süleyman Hanedanlığının devamı olarak gören bu halk İsrail’in mirasçıları oldukları inancını gönülden paylaşmaktadırlar.[7]

Siyahî Nüfustan Duyulan Rahatsızlık

Dan kabilesi oldukları iddiasını kanıtlayan herhangi bir veri bulunmamasına rağmen Afrika’dan çıkıp Orta Doğu’ya yerleştirilen Falaşalar —yeni isimleriyle Etiyopyalı Yahudiler— bugün İsrail’in yaklaşık %2,5’lik kısmını oluşturmaktadır. Nüfusun büyük kısmı İsrail’de doğan üçüncü nesildir. Doğum oranı oldukça yüksek olan topluluğun nüfus grafiği her geçen gün daha da büyümektedir. Yaşamları getto tarzında kendi mahallelerinde sürmektedir. Gelirleri ortalamanın altında, başarı oranları genel ortalamanın gerisinde, suç oranı ise yüksektir. Tüm bunlar ve ayrımcılık (ırkçılık) anaakım İsrailli Yahudilerle temel çatışma alanlarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla diğer vatandaşlarla tam ve eşit şartlarda yaşadıkları pek söylenemez.

Öte yandan siyahî bir kabilenin İsrail’e göçü başka Afrikalı toplulukların da ilgisini çekmiştir. İsrail hükümeti Afrika’dan gelebilecek yeni göç dalgalarına her ne kadar dikkatli yaklaşsa da çeşitli yollarla İsrail’e giden Afrikalıların varlığı bilinmektedir.

Bugün İsrail’de Etiyopya dışında Eritre, Sudan, Uganda, Nijerya, Fil Dişi Sahili gibi birçok Afrika ülkesinden üye bulabilmek mümkündür. Ancak birçoğunun yasal durumu belirsiz haldedir. Ne İsrail vatandaşı ne Yahudi’dir. Yahudiliği kabul edilmeyen veya şüpheli bulunan Afrikalı göçmenlerin ekseriyeti Sina Yarımadası üzerinden yasadışı yollarla gelmiştir. 2017’de İsrail hükümeti bu şekilde gelenleri ülkelerine dönme ya da Ruanda veya Uganda’ya gönderme kararı alsa da söz konusu karar tam olarak uygulanamamıştır. Günümüzde Yahudi olmayan Afrikalı göçmen sayısı yaklaşık 40 bindir. Ne var ki ne vatandaş ne de Yahudi olan bu kitlelerin durumunun orduya hizmette engel teşkil etmediği anlaşılmaktadır. Öyle ki 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı sonrası İsrail hükümetinin Afrikalılara “asker olmaları şartıyla kalıcı ikamet izni” teklifi, göçte ve orduya katılan Afrikalı asker sayısında artışa neden olmuştur. Dolayısıyla Afrikalı göçmen rahatsızlığı askeri operasyonlarda Afrikalılardan yararlanma politikasına dönüştürülmüştür. İnsan hakları merkezli çeşitli kurum ve kuruluşlar bu insanların sömürüldüğü gerekçesiyle böyle bir teklife itiraz etse de sonuç değişmemiştir.

Sonuç Niyetine

‘Beyaz Yahudi’ kimliğine meydan okuyan siyahî Yahudi toplulukları 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla oldukça yenidir. Daha öncesinden bu tür topluluklara Yahudi tarihi içerisinde rast gelinmemektedir. Bir diğer ifadeyle Falaşalara kadar Hami ırk, Yahudi tarihinde yer işgal etmemekteydi. Nitekim Yahudi dinî literatürüne göre siyahî olmak lanetli Ham soyuna aittir. İsrailoğulları ise Sam soyunun ‘seçilmiş’ kutsal soyu kabul edilmektedir. Dolayısıyla geçmiş Yahudi tarihinde siyahî bir Yahudi grubuna atıf yapılmaması/olmaması anlaşılır bir durumdur. Bugün tartışılan husus, Yahudi tarihine yeni eklemlenen siyahî Yahudilerin varlığıdır. 

Afrika kıtasından yükselen bu tür kabile ve toplulukların ortaya çıkış noktasının Afrika’da misyonerlik için bulunan Evanjelistler vesilesiyle olduğunu ve akabinde Filistin’de bir devlet arzu eden ve bunun için yeterli nüfusa ihtiyaç duyulduğunu bilen Siyonistlerin fikirsel uzlaşısıyla gelişen bir durum olduğunu görmek önemlidir. Tarihiyle, köken mitleriyle, dinî inançlarıyla yeniden yapılandırılan ve Yahudi dünyaya kazandırılan Afrikalı toplumların ilki Falaşalar olmakla birlikte, yeniden yapılandırma Afrika’dan Asya’ya farklı kıtalarda farklı toplumlar üzerinde devam etmektedir.Bahsi geçen grubun etnik-dinî yapılandırması ve genel Yahudi tarihinin yeniden inşası ile çift yönlü bir yeniden yapılandırma söz konusudur. Açıktır ki kayıp kabile gibi bir mit dünyanın herhangi bir noktasındaki herhangi bir toplum için uyarlanabilecek niteliktedir. Mitler üzerinden etnik-dinî kimlik inşasının nasıl devam edeceği, sonrasında ne gibi sorunlar yaşanacağı şimdilik bilinmezliğini korumaktadır. Bugün İsrail’de siyahî bir Yahudi’nin sosyo-ekonomik statüsü, iş bulma imkânı veya kendisine tanınan fırsatlar diğer Yahudilerle aynı olmasa da bu insanlar yaşamın her alanında İsrail’in yeni Yahudileri olarak aktiftirler.  Öyle ki kendilerini gerçek bir Yahudi görmektedirler.

Araştırmacılar açısından ise köken ve kimliklere yönelik tartışmalar sona ermiş değildir. Falaşalar özelinde rahatlıkla söylenebilir ki kendisini İsrailî olarak nitelendiren, Süleyman Hanedanlığı soy iddiasındaki Etiyopya Ortodoks Hristiyanlığı ile aynı geçmişten gelen, benzer dinî ritüelleri paylaşan bu grubu çoğu araştırmacı doğrudan bir Yahudi soyu olarak değil, Etiyopya’nın yerli bir unsuru olarak ele almaktadır. Yahudi dünyada da durum farklı değildir. Kimisi Yahudi dinî literatürünün sunduğu gerekçelerle siyahî bir ırkı reddederken kimisi yapay tarih yazıcılığını eleştirmektedir. İsrail’in kuruluşuna ve yapısına ilişkin önemli çalışmaları olan Yahudi tarihçi Ilan Pappé İsrail’in resmi tarih anlatısının nasıl kurgulandığını en iyi gösteren araştırmacılardandır. Pappé, Siyonizm’in İsrail’deki nüfus politikalarını —yerleşimci sömürge— olarak adlandırmaktadır.[8] Nihayetinde bir Afrikalı için bulundukları yerden daha iyi bir ortam olarak düşünülen İsrail’e göç cazip bir seçenek olabilir. Tabiri caizse kıtlık veya iç savaş neticesinde ölmektense, ‘seçilmiş’ bir toplumda daha iyi şartlarda ölmek arasında seçim yapmaktır. Ancak yapılanma açısından bu tür bir göç yapay bir tarih inşası çerçevesiyle yerleşimci politika kapsamındadır. Bir projedir.

Falaşaların Yahudilerle etkileşime geçip Dan kabilesi üyeleri olarak sunulduğu tarih ile Afrika genelinde kayıp kabile iddialarının yükselmeye başladığı tarih hemen hemen aynıdır ve her biri Evanjelist hareketlerle ilişkilidir. Yani Mesiyanik bir beklenti taşımaktadır. Binlerce yıl önce kaybolmuş herhangi bir kabilenin doğrudan kanıtlarla henüz bulunmamış olduğu dikkate alındığında bu tür toplumları doğruymuş gibi kimliklendirerek sunmak çok da doğru bir yaklaşım olmasa gerek.

Uzun yıllar bu konular üzerinde çalışmış bir araştırmacı olarak şöyle bir soruyla tamamlamak istiyorum; Musa Şeriatı acaba günümüz Yahudiliği ile eş değer midir? Yahudilik, gerçekte Sam soyuna miras kalan ‘seçilmiş’ bir halkın dinî miydi? Belki de esas üzerinde durulması gereken noktalar burasıdır. Hangi Yahudilik aranıyor?

 Son Notlar

[1] Yahudi din ve geleneğine göre İsrailoğullarının on iki kabilesi vardır (Yakup’un 12 oğlu). Bunlardan Asurluların MÖ. 8 yüzyılda sürdüğü ve kendilerinden bir daha haber alınamayan on kabile kayıp kabile olarak adlandırılmaktadır. On iki oğul anlatısını tarihsel bir gerçeklikten ziyade, kimlik/soy tanımlaması olarak değerlendirenler vardır.

[2] Hristiyan inanç ve düşüncesinde İsa Mesih’in ikinci kez yeryüzüne gelişine ilişkin ön koşul olarak belirtilen yorumlarda, İsrailoğullarının kutsal metinlerde tasvir edildiği biçimde yeniden bir araya gelmeleri gerektiği belirtilir. Kendisi de bir Yahudi olan İsa Mesih’in yeryüzünde kuracağı Tanrının Krallığı için tüm kabilelerin tıpkı metinlerde geçtiği gibi Kudüs’te yerlerini almaları, sürgün öncesi konumlarına geri dönmeleri gerekmektedir.

[3] Düşüncelerinin referansını Orta Çağ’a ait Eldad (Yahudi gezgin), Prester John (Hristiyan dinadamı, kral) gibi efsanevi karakterlerin efsanevi anlatıları oluşturmuştur. Tarihsel bağlantı ve kanıtlardan yoksun olan tartışmalı konunun ayrıntıları için bkz. Siyahî Yahudiler: Falaşaların Etnik Kökeni, Dinî Gelenekleri ve İsrail’e Göçleri, Divan Kitap, (2023), s. 43-51.

[4] 1860 yılında Fransa/Paris’te kurulan ve dünyanın birçok bölgesinde okul açan Alliance Israelite Universelle’nin (Evrensel Yahudi Birliği) temel amacı, geri kalmış olarak niteledikleri Doğu Yahudilerini eğitim yoluyla Batılılaştırmak, özgürleştirmektir. En çok okulu Osmanlı Devleti topraklarında açan teşkilatın açtığı ilk okullardan biri de o dönemde Osmanlı hükümeti yönetiminde bulunan Filistin’deki Mikve Yisrael adlı tarım okuludur. Teşkilatla ilgili çalışma için bkz. Arşiv Belgeleriyle Alliance Israelite Universelle, İstanbul Okulları, EskiYeni Yayınları, (2020).

[5] Kuran, Siyahî Yahudiler, s. 168.

[6] İlk gelenlerin en büyük sıkıntısı İbranice bilmemek olmuştur. Bugün ise çoğunluğu İsrail’de doğan üçüncü nesil ilk gelenlerin aksine dil sorununu aşmış durumdadır. Her biri ana dili seviyesinde İbranice konuşabilmektedir.

[7] Etiyopyalıların ulusal destanı Kebra Nagast’a göre Kral Süleyman ile Sebe Kraliçesi’nin evliliğinden doğan oğul Menelik, krallığını Aksum bölgesine taşırken Ahid Sandığı’nı da beraberinde getirmiştir. ‘Çalma’ hadisesi etrafında aktarılan olaylar silsilesi ve metinde geçen söz konusu mit başlı başına bir çalışma konusudur. Ahid Sandığı’nın Süleyman döneminden beri Etiyopya’da olması gibi bir düşünce Yahudi din ve inanç dünyasında yeri olmayan ve dahi kabul edilemez bir durum olsa da geleneksel Etiyopya Hristiyanlığında bugün bu inanç devam etmektedir. Aksum’da Siyon Meryem Ana Kilisesi’nde koruma altında bulunan sandığı gören henüz olmamıştır.

[8] Ilan Pappé, “Zionism as Colonialism: A Comparative View of Diluted Colonialism in Asia and Africa”, South Atlantic Quarterly (2008) 107 (4), s. 611-633.

Kaynakça

Kuran, Neslihan (2023). Siyahî Yahudiler: Falaşaların Etnik Kökeni, Dinî Gelenekleri ve İsrail’e Göçleri, Divan Kitap.

(2020). Arşiv Belgeleriyle Alliance Israelite Universelle İstanbul Okulları, EskiYeni Yayınları.

Pappé, Ilan (2008). "Zionism as Colonialism: A Comparative View of Diluted Colonialism in Asia and Africa", South Atlantic Quarterly, 107 (4), s. 611-633.

Giriş

Etnik ve dinî bir kimlik olarak belirtilen Yahudilik tanımından hareketle ‘siyahî Yahudi’ denildiği zaman akla ilk gelen, Yahudi pratiklerini uygulamakla beraber etnik köken olarak da Yahudi bağı olan Afrikalı insanlar anlaşılmaktadır. Bu durum benzer bir kökenden gelen soy hattının Afrika’daki varlığına işaret etmektedir. Esasında böylesi bağ kurulumu oldukça yenidir. Yahudi tarihi içerisinde 19. yüzyıla kadar Afrika kıtası eksenli siyahî Yahudi toplulukları olduğu bilgisi yer almadığı gibi, Yahudi din ve geleneğinde siyahî birinin Yahudi topluluğu içerisinde yer almasına ilişkin sistematik bir kabulden söz etmek de güçtür. Nitekim Rabbânî gelenekte siyahîlik, Nuh’un oğlu Ham’a atfedilen bir tür lanet neticesinde oluşmuştur. Nuh’un bir diğer oğlu Sam ise bu lanette kutsanan çocuktur. Etnik bir ayrımı içeren bu bağlam ışığında, İsrailoğulları soyunu Sam’a dayandırdığına göre bugün siyahî bir Yahudi nasıl olabilmektedir?

İsrail’in Üç Bin Yıllık Kayıp Kabileleri mi Bulunuyor?

Bugün Etiyopya, Uganda, Gana, Nijerya, Mali, Güney Afrika, Zimbabve gibi Afrika kıtasının çeşitli bölgelerinden pek çok kabile veya topluluk Yahudi olduklarını iddia etmekte ve İsrail’e göç talebinde bulunmaktadır. Her bir kabile/topluluğun tezi, yaklaşık üç bin yıl önce kaybolan İsrailoğullarının on kabilesinden birinin atası oldukları şeklindedir. Yani buna göre MÖ 8. yüzyılda Asurluların Kuzey İsrail Krallığını yıkıp bünyesindeki on kabileyi (kayıp on kabile) sürdüğü halkın devamı oldukları iddiasındadırlar.[1] Örneğin bugün Etiyopyalı Falaşa (Beta Israel) topluluğu İsrailoğullarının kayıp “Dan kabilesinin” soyu olarak kabul edilmektedir.

Konuyu daha iyi anlamak adına Falaşa topluluğunun kayıp bir kabile olduğu iddiasının nasıl ortaya çıktığına ve ‘Etiyopyalı Yahudi’ etnik kimliğiyle Yahudi tarihi içerisine nasıl yerleştiğine kısaca değinmek yerinde olacaktır. Zira Falaşalar Yahudi tarihindeki ilk siyahî Yahudi topluluktur. Diğer siyahî Yahudi toplulukları Falaşaların Yahudiliği onaylandıktan ve İsrail’e yerleştikten sonra ortaya çıkmıştır. Etiyopya’nın yerli bir kabilesi olarak hayatlarını sürdüren Falaşa topluluğunun Yahudilikle tanışıklığı, Evanjelist Protestan Hristiyanlar vesilesiyle olmuştur. 19. yüzyılda İsa Mesih’in yeryüzüne ikinci kez gelişini hızlandırmak isteyen ve bu amaçla dünyanın çeşitli bölgelerinde İsrailoğullarının kayıp kabilelerini arayan Evanjelistler,[2] Falaşa topluluğunda görülen birtakım uygulamaların Yahudilikle bağlantısını kurmuştur. Onlara göre sünnet olan, koşer kurallarına riayet eden, temizlik yasalarını gözeten, Tevrat olarak nitelendirilen Orit’i kutsal metin sayan, Mezmurlara hürmet eden bu topluluk kaybolmuş bir Yahudi topluluğu idi. Bu, herhangi araştırmaya dayanmadan sadece gözlem yoluyla edindikleri bir düşünceydi.[3] Tarihlerinin hiçbir döneminde kendilerini Yahudi olarak adlandırmayan Falaşaların toplumsal ve dinî dönüşümü bu tanışıklık itibariyle başlamıştır. İsa Mesih’in gelişine bir adım daha yaklaştıklarını düşünen Evanjelistler Yahudi dünyasına İsrail’in kayıp kabilelerini bulduklarını iddia ederek onları bu topluluğu incelemeye davet etmiştir. O ana kadar siyahî Yahudi’ye yabancı olan Yahudi dünyanın önemli bir kısmı böylesi bir fikri pek ciddiye almasa da Filistin’de bir devlet kurma isteğinde olan Avrupalı Yahudiler fikre çok da soğuk bakmamıştır.

Yahudi dindaşlarına Batı tarzı bir eğitim vermek ve onları geliştirmek amacıyla 19. yüzyılda Paris’te kurulan Alliance Israelite Universelle (AIU, Evrensel Yahudi Birliği),[4] bünyesindeki bazı kişileri söz konusu iddiaları değerlendirmekle görevlendirmiştir. Bu kişilerden en bilineni ilerleyen zamanda ‘Falaşaların babası’ olarak anılacak olan J. Faitlovik’tir. Bu iş için görevlendirilen isimlerden bir diğeri ise Osmanlı Devleti’nin son Hahambaşısı Hayim Nahum’dur.

Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da açılan AIU okulu topluluğun Ortodoks Yahudiliğe geçişinde önemli bir işlev görmüştür. Söz konusu okulun öğretmen ihtiyacı Avrupa’dan getirilen Yahudi öğretmenler yoluyla karşılanmıştır. Gerekli eğitimleri alarak okuldan mezun olan her Falaşa genci, bir sonraki Falaşa öğrencilere Yahudi din ve inancını öğreten neferler olmuştur. Aynı şekilde Avrupa’ya da Falaşa gençler eğitim için gönderilmiştir.

giyim, kişi, şahıs, insan yüzü, gülümsemek, gülüş içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

1920-30’lu yıllarda Etiyopya’da aktif olarak çalışan ve ‘Falaşaların babası’ olarak nitelendirilen J. Faitlovik.

Afrika’dan İsrail’e İlk Siyahî Göç

Her ne kadar kara kıta Afrika’da ciddi maliyetlerle gerçekleştirilen eğitim faaliyetleri sürse de böylesi bir düşüncenin (siyahîlerin İsrailoğullarıyla bağlantısı) anaakım Yahudilerde tam bir karşılık bulduğunu söylemek oldukça zordur. Geçmişten bugüne Yahudi toplum arasında binlerce yıl önce yaşamış ancak tarih sahnesinde bir daha gözükmeyen kabilelerinin bir daha bulunamayacağına inananlar olduğu gibi, bir gün geri döneceklerini düşünenler de vardır. Ancak genel kanı bulundukları yerde halkla karışarak (toplum içerisinde eriyerek) kaybolup gittikleri yönündedir. Buradaki problematik mevzu hem kaybolmuş bir kabilenin bulunma ihtimali hem de bir siyahînin Yahudiliği meselesidir.   

Anakım Yahudiler arasında siyahî Yahudi olabilir/olamaz tartışmaları devam ederken Evanjelistlerin İsrail’in kayıp kabilesinin bir halkasını buldukları iddiasına inanma konusunda pek zorluk çekmeyen Faitlovik gibi kişiler sözde Dan kabilesi üyelerinin İsrail’e taşınması konusunda ısrarcı olur. Çeşitli basın-yayın araçlarıyla bilhassa Avrupa’daki Yahudilere Holokost, sürgün gibi kavramlarla seslenerek o dönemde sayıları 28 bin olarak belirtilen bu halkı —kurtarmak— gerektiği belirtilir. Ne var ki siyahî birini ‘beyaz Yahudi’ dünyaya eklemlemek kolay değildir. Bu noktada Faitlovik tarafından ortaya atılan “aslında onlar siyahî değil, Sami kökenli beyazlar... ve zekiler”[5] argümanı Yahudilikte siyahîliğe yüklenen anlamları anlayabilmek açısından önemlidir.  

1860’lı yıllardan 1980’lere kadar (yaklaşık 100 yıl) Falaşaların eğitimiyle ilgilenen Faitlovik’in de üyesi olduğu AlU ve okulları, topluluğa matematik, tarih, coğrafya gibi temel eğitimleri kazandırmanın yanında Talmud, Tora ve Rabbânî geleneğini de öğretir. Dolayısıyla topluluğun Ortodoks Yahudiliğe dönüşümlerinin ilk adımları 19. yüzyıl başlarında Etiyopya’da iken atılır. Az önce de ifade edildiği gibi çeşitli fonlarla Avrupa’ya gönderilen genç Falaşalar da geri dönerek söz konusu eğitimin yerel dille devamını sağlamışlardır. Ancak ne var ki İsrail’in tüm dünya Yahudileri için 1950 yılında ilan ettiği Geri Dönüş Yasası 1975’e kadar sözde Dan kabilesi üyeleri için geçerli olmamıştır.

1970’li yıllarda kaçak yollarla İsrail’e giden Etiyopyalılar görmezden gelinirse, sözde Dan kabilesi üyelerinin İsrail’e yerleştirilmesinin 1980’lerden sonra olduğu söylenebilir. Topluluk çeşitli hava operasyonlarıyla kitleler halinde İsrail’e taşınmıştır. Bu hava operasyonlarından en bilineni 1991 yılında yaklaşık 35 milyon dolar maliyetle gerçekleştirilen Süleyman Operasyonu’dur. Dönemin Etiyopya Kralı Haile Selassie ülkesinden toplu göç olayına karşı olduğu için tüm operasyonlar gizlilikle yürütülmüştür. Dolayısıyla operasyonları düzenli nakillerden ziyade insan kaçırma operasyonları olarak nitelemek daha doğru bir ifade olacaktır. Toplanma merkezi olarak ekseriyetle Sudan mülteci kampları kullanılmıştır. Operasyonlar sırasında kampta bulunan ilgili/ilgisiz kıtlık veya savaştan kaçan veyahut çeşitli sebeplerle orada bulunan başka ülkelerden pek çok kişi de araya karışmış, İsrail’e gitmiştir.  

Nihayetinde 19. yüzyıla kadar Ortodoks Yahudiliğe dair pek bir şey bilmeyen Afrikalı bir kabile, Hristiyan misyonerlerin ortaya attığı bir iddianın içerisine girerek yeni bir tarihin içine yerleştirilmişlerdir. Buna göre Yahudiliğin bir ayağı da artık Afrika’dır.  Afrika’da kurtarılmayı bekleyen on binlerce dindaş vardır!

Etnik-Dinî Dönüşüm ve Asimilasyon

Gelen her göç dalgası doğrudan yerleşim yerlerine değil, öncelikle belirli bir eğitimden geçecekleri asimilasyon merkezlerine alınmıştır. Eğitimler, Etiyopya’da aldıkları eğitimlerin devamı niteliğindedir.  Geldikleri yerin giyim kuşamı, dili, kültürü, yaşama biçimi öğretilmiştir. İbranice öğrenmekse en temel eğitimlerdendir. Nitekim dil önemli bir sorun olarak karşılarına çıkmıştır. Karşılıklı olarak birbirini anlamayan Afrikalı kabile ile İsrailliler uzun bir müddet anlaşamamıştır ki bu anlamda topluluk kendilerinden ne istendiğini de tam olarak anlayamamıştır.[6] Örneğin aşağıda değinilecektir, dinî bir dönüşümden geçmek zorunda olduklarını anlamaları topluluk arasında ciddi bir öfkeye neden olmuştur. Kendilerine hakaret olarak algıladıkları bu tür bir dönüşüm karşısında geri dönenler olmuştur.  

İsrail’e geldikleri andan itibaren birey olarak ‘İsrail vatandaşı’ olan topluluğun Yahudi kimliği edinimi kolay olmamıştır. Geldikleri ülkenin vatandaşı olmuşlardır ve bu nispetle askere gitmiş, orduda görev almışlardır ancak Yahudi olamamışlardır. Zira dinî bir dönüşüm şartı konmuştur. Buna göre her Falaşa Ortodoks Yahudiliğe geçtiğini bildiren bir iman ikrarını ve mikve şartını yerine getirmelidir. Aynı şekilde İbrani bir soyadı almaları da istenmiştir.

Topluluğun etnik-dinî dönüşümüyle alakalı söylenmesi gereken bir diğer husus, köken reddi ve ırksal değişimle alakalıdır. Bundan böyle artık Falaşa değil, Etiyopyalı Yahudi olarak tanımlanacaklardır. Yüzyıllardır kendilerini açıkladıkları köken miti değişmiştir. Buna göre ulusal destanları Kebra Nagast’ta belirtildiği gibi Aksum bölgesinde hüküm süren Kral Süleyman ve Sebe melikesi soyundan (Süleyman Hanedanlığı) değil, MÖ. 8. yüzyılda Asur yıkımlarıyla dağılan İsrailoğullarının kayıp Dan kabilesinin devamıdırlar. Aynı şekilde Etiyopya’nın yerli bir unsuru ve dahi -Kuşî değil, sonradan siyahîleşen Samilerdir. Irka dayalı bu ayrıştırma Yahudi geleneğinde siyahîliğe yüklenen olumsuzluğu aşmanın oldukça zor olduğunu ortaya koymaktadır.

Topluluk kendileri için belirlenen ve tamamı dış kaynaklı olan ırksal, tarihsel ve kültürel bu değişimi kabul etmiştir. Topluluğun yaşadığı böylesi bir değişim tam olarak etnik-dinî bir asimilasyondur. En eski Yahudi topluluğu olarak kabul edildikleri halde Yahudiliklerinin kabul edilmediğini anladıklarında her ne kadar öfkelenseler de yeni geldikleri yerde yaşama arzusu daha ağır basmıştır denilebilir. Burada belirtilen etnik-dinî dönüşüm uygulamaları, dış göçle gelen ve Yahudiliği şüpheli bulunan İsrail’de yaşama arzusundaki her topluluk/kişi için geçerlidir.

giyim, kişi, şahıs, gökyüzü, adam, insan içeren bir resim

Yapay zeka tarafından oluşturulmuş içerik yanlış olabilir.

Kısa Arka Plan

Etiyopyalı Yahudi kimliği oluşumunda gözden kaçırılan bir husus vardır. O da Falaşaların Etiyopya’da iken esasında kim olduklarıdır. Etiyopya kroniklerine göre Falaşa adlı bir topluluk, 15. yüzyılda krallık kararnamelerine itiraz eden keşiş hareketleri sonucu doğmuş bir topluluk olarak gözükmektedir. Yani Falaşalar Yahudilikle ve dahi İsrail’le herhangi bir doğrudan bağlantıdan ziyade, Orta Çağ’da geleneksel Etiyopya Ortodoks Hristiyanlığında yaşanan birtakım kopmalar neticesinde ‘krallığın reform çalışmalarına itiraz eden ayrılıkçı din adamlarının (keşişlerin)’ kurduğu bir oluşumdur. Ayrılıkçı keşişlerin devam ettirdiği din ve gelenek, içerisinden çıktıkları Etiyopya Ortodoks Hristiyan geleneğiyle benzerlik taşımakla birlikte, zamanla kendisine ait bir sisteme dönüşmüştür. Örneğin önemli bir kısmı söz konusu ayrılıkçı keşişlerce yazılan Falaşa dinî literatüründeki birçok metin, 15. yüzyıldan sonra literatüre eklenmiştir. Dinî metinlerin bir diğer kısmı ise 16. ve 17. yüzyıl tarihlidir. Dolayısıyla aşama aşama oluşmuş bir topluluk aşama aşama ilerlemiş bir dinî yapı söz konusudur.

Falaşaları ele alan çalışmaların birçoğunda topluluğun sürdürdüğü manastır geleneğinden, vaftiz, günah itirafı gibi uygulamalardan bahsedilmediği fark edilmektedir. Yahudi dünyayla tanışıklık ve akabinde yaklaşık yüz yılı aşkın eğitimle birlikte bugün her ne kadar bu uygulamalar toplulukta görülmese de geçmiş tarihleri objektif olarak ele alınmayı hak etmektedir. Dolayısıyla bugün İsrail’de görülen Etiyopyalı Yahudi ile Etiyopya’nın yerli kabilesi Falaşaların aynı din ve inanç üzere olmadığını bilmek gerekmektedir. Bu konunun ayrıntıları Siyahî Yahudiler adlı çalışmada ayrıntılarıyla aktarılmaktadır. Burada vurgulanmak istenen, Falaşaların Etiyopya’da iken bünyesinde yaşattığı ve Yahudi olarak addedilen uygulamaların geleneksel Etiyopya Ortodoks Hristiyanlığı ile ortak olduğu bilgisidir. Şöyle ki, geleneksel Etiyopya Ortodoks Hristiyanlığının kilisesi olan Etiyopya Ortodoks Tevhîd Kilisesi tıpkı Falaşalar gibi Tevrat olarak nitelendirilen Orit’e saygı duyan, Mezmurlara önem veren, Musa Şeriatı’nı önceleyen, sünnet uygulamasına ve koşer titizliğine sahip olan kadim bir Yahudi-Hristiyan geleneği içerisinde yer almaktadır. İnançlarının temel noktasını ise Yahudilerin en kutsal nesnesi olan Ahid Sandığı (tabot) geleneği oluşturur. Kendilerini Süleyman Hanedanlığının devamı olarak gören bu halk İsrail’in mirasçıları oldukları inancını gönülden paylaşmaktadırlar.[7]

Siyahî Nüfustan Duyulan Rahatsızlık

Dan kabilesi oldukları iddiasını kanıtlayan herhangi bir veri bulunmamasına rağmen Afrika’dan çıkıp Orta Doğu’ya yerleştirilen Falaşalar —yeni isimleriyle Etiyopyalı Yahudiler— bugün İsrail’in yaklaşık %2,5’lik kısmını oluşturmaktadır. Nüfusun büyük kısmı İsrail’de doğan üçüncü nesildir. Doğum oranı oldukça yüksek olan topluluğun nüfus grafiği her geçen gün daha da büyümektedir. Yaşamları getto tarzında kendi mahallelerinde sürmektedir. Gelirleri ortalamanın altında, başarı oranları genel ortalamanın gerisinde, suç oranı ise yüksektir. Tüm bunlar ve ayrımcılık (ırkçılık) anaakım İsrailli Yahudilerle temel çatışma alanlarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla diğer vatandaşlarla tam ve eşit şartlarda yaşadıkları pek söylenemez.

Öte yandan siyahî bir kabilenin İsrail’e göçü başka Afrikalı toplulukların da ilgisini çekmiştir. İsrail hükümeti Afrika’dan gelebilecek yeni göç dalgalarına her ne kadar dikkatli yaklaşsa da çeşitli yollarla İsrail’e giden Afrikalıların varlığı bilinmektedir.

Bugün İsrail’de Etiyopya dışında Eritre, Sudan, Uganda, Nijerya, Fil Dişi Sahili gibi birçok Afrika ülkesinden üye bulabilmek mümkündür. Ancak birçoğunun yasal durumu belirsiz haldedir. Ne İsrail vatandaşı ne Yahudi’dir. Yahudiliği kabul edilmeyen veya şüpheli bulunan Afrikalı göçmenlerin ekseriyeti Sina Yarımadası üzerinden yasadışı yollarla gelmiştir. 2017’de İsrail hükümeti bu şekilde gelenleri ülkelerine dönme ya da Ruanda veya Uganda’ya gönderme kararı alsa da söz konusu karar tam olarak uygulanamamıştır. Günümüzde Yahudi olmayan Afrikalı göçmen sayısı yaklaşık 40 bindir. Ne var ki ne vatandaş ne de Yahudi olan bu kitlelerin durumunun orduya hizmette engel teşkil etmediği anlaşılmaktadır. Öyle ki 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı sonrası İsrail hükümetinin Afrikalılara “asker olmaları şartıyla kalıcı ikamet izni” teklifi, göçte ve orduya katılan Afrikalı asker sayısında artışa neden olmuştur. Dolayısıyla Afrikalı göçmen rahatsızlığı askeri operasyonlarda Afrikalılardan yararlanma politikasına dönüştürülmüştür. İnsan hakları merkezli çeşitli kurum ve kuruluşlar bu insanların sömürüldüğü gerekçesiyle böyle bir teklife itiraz etse de sonuç değişmemiştir.

Sonuç Niyetine

‘Beyaz Yahudi’ kimliğine meydan okuyan siyahî Yahudi toplulukları 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla oldukça yenidir. Daha öncesinden bu tür topluluklara Yahudi tarihi içerisinde rast gelinmemektedir. Bir diğer ifadeyle Falaşalara kadar Hami ırk, Yahudi tarihinde yer işgal etmemekteydi. Nitekim Yahudi dinî literatürüne göre siyahî olmak lanetli Ham soyuna aittir. İsrailoğulları ise Sam soyunun ‘seçilmiş’ kutsal soyu kabul edilmektedir. Dolayısıyla geçmiş Yahudi tarihinde siyahî bir Yahudi grubuna atıf yapılmaması/olmaması anlaşılır bir durumdur. Bugün tartışılan husus, Yahudi tarihine yeni eklemlenen siyahî Yahudilerin varlığıdır. 

Afrika kıtasından yükselen bu tür kabile ve toplulukların ortaya çıkış noktasının Afrika’da misyonerlik için bulunan Evanjelistler vesilesiyle olduğunu ve akabinde Filistin’de bir devlet arzu eden ve bunun için yeterli nüfusa ihtiyaç duyulduğunu bilen Siyonistlerin fikirsel uzlaşısıyla gelişen bir durum olduğunu görmek önemlidir. Tarihiyle, köken mitleriyle, dinî inançlarıyla yeniden yapılandırılan ve Yahudi dünyaya kazandırılan Afrikalı toplumların ilki Falaşalar olmakla birlikte, yeniden yapılandırma Afrika’dan Asya’ya farklı kıtalarda farklı toplumlar üzerinde devam etmektedir.Bahsi geçen grubun etnik-dinî yapılandırması ve genel Yahudi tarihinin yeniden inşası ile çift yönlü bir yeniden yapılandırma söz konusudur. Açıktır ki kayıp kabile gibi bir mit dünyanın herhangi bir noktasındaki herhangi bir toplum için uyarlanabilecek niteliktedir. Mitler üzerinden etnik-dinî kimlik inşasının nasıl devam edeceği, sonrasında ne gibi sorunlar yaşanacağı şimdilik bilinmezliğini korumaktadır. Bugün İsrail’de siyahî bir Yahudi’nin sosyo-ekonomik statüsü, iş bulma imkânı veya kendisine tanınan fırsatlar diğer Yahudilerle aynı olmasa da bu insanlar yaşamın her alanında İsrail’in yeni Yahudileri olarak aktiftirler.  Öyle ki kendilerini gerçek bir Yahudi görmektedirler.

Araştırmacılar açısından ise köken ve kimliklere yönelik tartışmalar sona ermiş değildir. Falaşalar özelinde rahatlıkla söylenebilir ki kendisini İsrailî olarak nitelendiren, Süleyman Hanedanlığı soy iddiasındaki Etiyopya Ortodoks Hristiyanlığı ile aynı geçmişten gelen, benzer dinî ritüelleri paylaşan bu grubu çoğu araştırmacı doğrudan bir Yahudi soyu olarak değil, Etiyopya’nın yerli bir unsuru olarak ele almaktadır. Yahudi dünyada da durum farklı değildir. Kimisi Yahudi dinî literatürünün sunduğu gerekçelerle siyahî bir ırkı reddederken kimisi yapay tarih yazıcılığını eleştirmektedir. İsrail’in kuruluşuna ve yapısına ilişkin önemli çalışmaları olan Yahudi tarihçi Ilan Pappé İsrail’in resmi tarih anlatısının nasıl kurgulandığını en iyi gösteren araştırmacılardandır. Pappé, Siyonizm’in İsrail’deki nüfus politikalarını —yerleşimci sömürge— olarak adlandırmaktadır.[8] Nihayetinde bir Afrikalı için bulundukları yerden daha iyi bir ortam olarak düşünülen İsrail’e göç cazip bir seçenek olabilir. Tabiri caizse kıtlık veya iç savaş neticesinde ölmektense, ‘seçilmiş’ bir toplumda daha iyi şartlarda ölmek arasında seçim yapmaktır. Ancak yapılanma açısından bu tür bir göç yapay bir tarih inşası çerçevesiyle yerleşimci politika kapsamındadır. Bir projedir.

Falaşaların Yahudilerle etkileşime geçip Dan kabilesi üyeleri olarak sunulduğu tarih ile Afrika genelinde kayıp kabile iddialarının yükselmeye başladığı tarih hemen hemen aynıdır ve her biri Evanjelist hareketlerle ilişkilidir. Yani Mesiyanik bir beklenti taşımaktadır. Binlerce yıl önce kaybolmuş herhangi bir kabilenin doğrudan kanıtlarla henüz bulunmamış olduğu dikkate alındığında bu tür toplumları doğruymuş gibi kimliklendirerek sunmak çok da doğru bir yaklaşım olmasa gerek.

Uzun yıllar bu konular üzerinde çalışmış bir araştırmacı olarak şöyle bir soruyla tamamlamak istiyorum; Musa Şeriatı acaba günümüz Yahudiliği ile eş değer midir? Yahudilik, gerçekte Sam soyuna miras kalan ‘seçilmiş’ bir halkın dinî miydi? Belki de esas üzerinde durulması gereken noktalar burasıdır. Hangi Yahudilik aranıyor?

 Son Notlar

[1] Yahudi din ve geleneğine göre İsrailoğullarının on iki kabilesi vardır (Yakup’un 12 oğlu). Bunlardan Asurluların MÖ. 8 yüzyılda sürdüğü ve kendilerinden bir daha haber alınamayan on kabile kayıp kabile olarak adlandırılmaktadır. On iki oğul anlatısını tarihsel bir gerçeklikten ziyade, kimlik/soy tanımlaması olarak değerlendirenler vardır.

[2] Hristiyan inanç ve düşüncesinde İsa Mesih’in ikinci kez yeryüzüne gelişine ilişkin ön koşul olarak belirtilen yorumlarda, İsrailoğullarının kutsal metinlerde tasvir edildiği biçimde yeniden bir araya gelmeleri gerektiği belirtilir. Kendisi de bir Yahudi olan İsa Mesih’in yeryüzünde kuracağı Tanrının Krallığı için tüm kabilelerin tıpkı metinlerde geçtiği gibi Kudüs’te yerlerini almaları, sürgün öncesi konumlarına geri dönmeleri gerekmektedir.

[3] Düşüncelerinin referansını Orta Çağ’a ait Eldad (Yahudi gezgin), Prester John (Hristiyan dinadamı, kral) gibi efsanevi karakterlerin efsanevi anlatıları oluşturmuştur. Tarihsel bağlantı ve kanıtlardan yoksun olan tartışmalı konunun ayrıntıları için bkz. Siyahî Yahudiler: Falaşaların Etnik Kökeni, Dinî Gelenekleri ve İsrail’e Göçleri, Divan Kitap, (2023), s. 43-51.

[4] 1860 yılında Fransa/Paris’te kurulan ve dünyanın birçok bölgesinde okul açan Alliance Israelite Universelle’nin (Evrensel Yahudi Birliği) temel amacı, geri kalmış olarak niteledikleri Doğu Yahudilerini eğitim yoluyla Batılılaştırmak, özgürleştirmektir. En çok okulu Osmanlı Devleti topraklarında açan teşkilatın açtığı ilk okullardan biri de o dönemde Osmanlı hükümeti yönetiminde bulunan Filistin’deki Mikve Yisrael adlı tarım okuludur. Teşkilatla ilgili çalışma için bkz. Arşiv Belgeleriyle Alliance Israelite Universelle, İstanbul Okulları, EskiYeni Yayınları, (2020).

[5] Kuran, Siyahî Yahudiler, s. 168.

[6] İlk gelenlerin en büyük sıkıntısı İbranice bilmemek olmuştur. Bugün ise çoğunluğu İsrail’de doğan üçüncü nesil ilk gelenlerin aksine dil sorununu aşmış durumdadır. Her biri ana dili seviyesinde İbranice konuşabilmektedir.

[7] Etiyopyalıların ulusal destanı Kebra Nagast’a göre Kral Süleyman ile Sebe Kraliçesi’nin evliliğinden doğan oğul Menelik, krallığını Aksum bölgesine taşırken Ahid Sandığı’nı da beraberinde getirmiştir. ‘Çalma’ hadisesi etrafında aktarılan olaylar silsilesi ve metinde geçen söz konusu mit başlı başına bir çalışma konusudur. Ahid Sandığı’nın Süleyman döneminden beri Etiyopya’da olması gibi bir düşünce Yahudi din ve inanç dünyasında yeri olmayan ve dahi kabul edilemez bir durum olsa da geleneksel Etiyopya Hristiyanlığında bugün bu inanç devam etmektedir. Aksum’da Siyon Meryem Ana Kilisesi’nde koruma altında bulunan sandığı gören henüz olmamıştır.

[8] Ilan Pappé, “Zionism as Colonialism: A Comparative View of Diluted Colonialism in Asia and Africa”, South Atlantic Quarterly (2008) 107 (4), s. 611-633.

Kaynakça

Kuran, Neslihan (2023). Siyahî Yahudiler: Falaşaların Etnik Kökeni, Dinî Gelenekleri ve İsrail’e Göçleri, Divan Kitap.

(2020). Arşiv Belgeleriyle Alliance Israelite Universelle İstanbul Okulları, EskiYeni Yayınları.

Pappé, Ilan (2008). "Zionism as Colonialism: A Comparative View of Diluted Colonialism in Asia and Africa", South Atlantic Quarterly, 107 (4), s. 611-633.

Bu Sayfada:

title

İlginizi çekebilir

İlginizi çekebilir

• Kudüs Çalışma Grubu • Kudüs Çalışma Grubu