Gazze'de Edebiyat ve Sanatın Yıkımı
Gazze'de Edebiyat ve Sanatın Yıkımı

Yıkımlar Raporunun tamamını okumak için buraya tıklayın.
Özet
Raporun kültürel soykırımı (Culturicide) ele alan önceki bölümünü tamamlayıcı nitelikteki bu kısımda, İsrail’in Filistin hafızasını taşıyan canlı tanıklara; yazar, şair ve sanatçılara yönelik sistematik suikastleri mercek altına alınmaktadır. Metinde, Filistin edebiyatı ve sanatının yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda Siyonist "unutturma" politikalarına karşı hayati bir direniş ve hafıza mekanizmi olduğu vurgulanmaktadır. 7 Ekim sonrası süreçte Rıfat el Arir ve Hiba Ebu Nada gibi elliyi aşkın entelektüelin hedef gözetilerek katledilmesi, toplumsal belleği ve gelecek kuşaklara aktarılacak anlatıyı yok etmeyi amaçlayan stratejik bir hamle olarak tanımlanmaktadır. Bu kıyım, kalemin ve fırçanın şahitliğini susturmaya yönelik bir girişim olsa da, geride bırakılan eserlerin direnişin sürekliliğini sağladığı ve kültürel varoluşun fiziksel imhaya galip geldiği sonucuna varılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kültürel Direniş, Entelektüel Kıyım, Toplumsal Bellek, Filistin Edebiyatı.
Filistin edebiyatı ve sanatı, Filistin direnişi içerisinde her zaman öncü bir rol üstlendi. Şiir, hikâye, roman, resim, müzik ya da tiyatro yalnızca estetik ve sanatsal bir üretim olarak var olmadı. Esas olarak işgale karşı bir direniş biçimi, bir hafıza ve kimlik aracı olarak işlev gördü. Siyonizmin varlığını bile inkâr ettiği Filistin toplumunun yaşadıklarını en etkileyici biçimde dünyaya anlattı. Balfour Deklarasyonu ile başlayan süreç ve 1948’de Nekbe’yle doruğa ulaşan kolonizasyon faaliyeti esnasında yaşayan her şeyi kayda geçmeye devam etti. Şehirleri ve köyleri boşaltan, insanlar sistematik olarak yerinden eden İsrail’in en büyük amacı, yaptığı zulmü unutturmaktı. Ancak Filistinli yazarlar, şairler ve sanatçılar, hayatlarını riske atarak, bu unutturmanın önüne geçtiler. Yani siyonist siyasi ve kültürel uygulamaların temel hedeflerinden biri olan unutturmaya karşı çok kararlı bir duruş ve dünyada eşine az rastlanır bir direniş sergilediler. Yazdıkları şiirler, romanlar, hikâyeler ya da çizdikleri resimlerin her biri adeta birer manifesto haline geldi. Yalnızca yaşanan acıyı anlatmakla kalmadı, hafızayı canlı tutmak, Filistin’de yaşananları gelecek kuşaklara aktarmak ve unutturmaya karşı koymak için de büyük bir araç oldu. Onlar sayesinde Filistin, bütün yıkıma rağmen kültürel bir direniş hattı kurarak, varlığını hem kendi toplumunda hem de dünyada güçlü bir şekilde sürdürebildi.
Siyonist işgalciler ise, Filistin’in edebiyatı ve sanatının sahip olduğu gücü çok iyi bildikleri için, her zaman en tehlikeliler listesinde gördüler onları. Çünkü karşılarında, her türlü tehdide rağmen davasını savunmaktan vazgeçmeyen, tamamen direnişle yoğrulmuş bir edebiyatçı ve sanatçı ordusu vardı. Filistin toprakları, en ağır bedellerle karşılaşıldığında bile geri adım atmayan onlarca yazar, şair, ressam ve müzisyeni yetiştirmişti. Hepsi de, tıpkı Naci el Ali’nin Hanzala’sı gibi, tek kelime Arapça bilmeyenlerin dahi Filistin’de yaşanan zulmü anlamasını sağlayan bir güce sahiptiler.
Bu nedenle Filistin direnişinin tarihi, aynı zamanda edebiyat ve sanatı hedef alan çok sayıda alçakça suikastin tarihiydi. Sözün ve sanatın haysiyetini canı pahasına savunanların destansı hayat hikâyeleriyle doluydu. 1972’de Beyrut’ta evinin önünde şehit edilen Gassan Kenefani, 1973’te şehit edilen şair Kemal Nasır, 1987’de şehit edilen Naci el Ali’nin hikâyeleri gibi. Kayıplara rağmen yılmayacak, hakikatı haykırmaktan vazgeçmeyeceklerdi. Şehit edilen her kalem, yeni kalemlerin doğumunu müjdeliyordu bir yandan da, yeni eserlere ilham oluyordu.
7 Ekim 2023’ten Sonra Da Özellikle Hedef Alındılar
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana devam eden soykırım esnasında da ilk hedef alınanların başında yazarlar ve sanatçılar geliyordu. Çünkü onlar, yalnızca Gazze’de yaşananları belgelemiyorlar, aynı zamanda halklarının sesini bütün dünyaya duyuruyorlardı. Bu nedenle onlara yönelik saldırılar da, yalnızca bir yazarın ya da sanatçının öldürülmesini değil, Filistin’in hafızasını, düşünsel üretimini ve geleceğe aktarılacak hikâyelerini ortadan kaldırmayı hedefliyordu.
6 Aralık 2023 günü şehit edilen şair -ve Gazze İslam Üniversitesi profesörlerinden- Rıfat el Arir, geride bıraktığı vasiyet niteliğindeki şiirinde şunları yazmıştı; “Eğer ben ölürsem, sen yaşamalısın. Yaşamalı ve hikâyemi anlatmalısın…”
Şehit edilmeden önce uzunca bir süre ölüm tehditleri alan Rıfat el Arir’in bulunduğu yer, İsrail askerleri tarafından özellikle hedef alınan yerlerin başında geliyordu. Ancak buna rağmen yüzlerce Filistinli yazar ve sanatçı gibi yazmaya ve anlatmaya devam etmişti. Gün boyunca üzerlerinde gezinen savaş uçaklarının gölgesi ve çevreye düşen bombaların gürültüsü, hayatlarının sıradan bir parçası hâline gelmişti. Ve siyonistlerin savaş uçakları ve bombaları varsa, onların da birer şahin gibi gökyüzünde kanat çırpan kelimeleri vardı. Yıkılan her bina, omuzlarında yükü biraz daha ağırlaştırıyordu.
Şair ve yazar Ömer Ebu Şaviş ise, 7 Ekim 2023 günü Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki evine isabet eden füze sonucunda 36 yaşında şehit edilmişti. Nekbe’yle birlikte yerinden edilen ve dünyaya gözlerini bu kampta açan Ömer Ebu Şaviş’in yazdıkları şarkı haline getirilmiş, ulusal ve uluslararası ödüller kazanmıştı. Sadece kendi hikâyelerini değil, artık aramızda dolaşması mümkün olmayan, çoktan hayattan koparılmış insanların hikâyelerini de anlatıyordu. Yani heyecanla oradan oraya koşuşturuyor ve durup dinlenmeksizin çalışmaya devam ediyordu. Genç şair Hiba Ebu Nada gibi. 20 Ekim 2023 günü Gazze Şeridi’ndeki evinde 32 yaşında şehit edilen Hiba Ebu Nada, 2017 senesinde Arap dünyasının en büyük edebiyat ödüllerinden birisi olan Sharjah Ödülleri’nde ikincilik kazanmıştı. Haysiyetli bir hayat uğruna gösterdiğin o büyük mücadele, saatler boyunca çalışmakla geçen zamanlar, o bitmek bilmez öfke ve halkına duyduğun eşsiz bağlılık, Filistin halkının yaşadığı trajediyi bütün dünyaya duyurulabilecek kadar büyük bir güce sahip olmanı sağlamıştı. Ve kendisinden geriye kalan onlarca cümlenin birinde şunları söylüyordu; “Gazze'deki her birimiz kurtuluşun ya tanığıyız ya da şehidiyiz. Her birimiz, Allah katında hangisi olacağını görmek için bekliyor. Ve cennette yeni bir şehir inşa etmeye çoktan başladık.”
Gazze Şeridi’nde yer alan Aksa Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olan ressam Heba Zagout, 39 yaşında şehit edilmişti. Gazze’deki Bureyc Mülteci Kampı’nda doğmuş, kendini resim yoluyla vatanını savunmaya adamıştı. Aynı zamanda Gazze’deki bir ilkokulda resim öğretmeniydi. Filistin’in zengin kültürünü ve kimliğini vurgulayan resimleri, siyonist işgalcileri öfkeden deliye döndürüyordu. Filistin halkının yaşadığı ne varsa, onun tuvaline yansıyordu. 13 Ekim 2023 günü, yanındaki iki küçük çocuğuyla birlikte şehit edildiğinde, geriye yüzlerce resim bırakmıştı.
24 Ekim 2023 akşamı, Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan evinde, ailesiyle birlikte şehit edilen 76 yaşındaki Abdülkerim El-Haşaş, Filistin’in yaşayan kültür hafızası gibiydi. Gelenek, görenek ve şarkılar da dâhil olmak üzere Filistin halk mirasıyla ilgili sayısız araştırmaya imza atan Abdülkerim El-Haşaş, henüz birkaç aylık bir bebekken mülteci konumuna düşmüş ve büyük bir mücadelenin ardından veda etmişti hayata.
Filistin direniş edebiyatının önemli şair ve yazarlarından Saleem Al-Naffar da ailesiyle birlikte şehit edilen şairler arasındaydı. 1963 senesinde Gazze yakınlarındaki bir mülteci kampında dünyaya gelen Saleem Al-Naffar, 67 Arap-İsrail Savaşı esnasında, ailesiyle birlikte Suriye’nin Lazkiye yakınlarındaki başka bir mülteci kampına sürgün edilmişti. 1994’ten bu yana Gazze’de yaşamını sürdürüyordu ve yayınladığı şiir ve romanların yanı sıra çeşitli dergilerde editör olarak çalışıyordu. Saleem Al-Naffar’ın şiirleri, Filistin’de yaşananları dünyaya duyurmada önemli bir rol oynamıştı.
6 Kasım 2023 günü, bütün ailesiyle birlikte şehit edilen Shahadah el-Buhbahan ise, Filistin direnişi, Filistin’deki islami miras ve Filistin tarihi üzerine yoğunlaşan dokuz şiir kitabı ve yüzlerce yazı kaleme almıştı. Gazze’deki Bureyc Mülteci Kampı’nda yaşayan ve 73 yaşında şehit edilen Shahadah el-Buhbahan, Filistin halkının soylu kavgasını, kaleminin ucuyla sırtlanan isimlerin başında geliyordu. O kalem, mermisi asla bitmeyen bir silah olarak dikilmişti siyonist zalimlerin karşısına. Gazzeli yazar ve sanatçılar yeni şehitler vermeye devam ediyordu. 11 aylık bir bebekken ailesi ile birlikte kamplarda yaşamaya başlayan ve ilk resimlerini kamplarda yapan Filistin direnişinin en büyük ressamlarından Gazzeli sanatçı Fethi Ghaben ise, İsrail tarafından tedavi hakkı engellendiği için 25 Şubat 2024 günü, 77 yaşında şehit olacaktı. Ressam ve animasyon sanatçısı Mahasen el-Hateeb, 18 Ekim 2024 günü, henüz 30 yaşındayken Cibaliye Mülteci Kampı’nda şehit edilecekti. 7 Ekim’den kısa bir süre önce kendisine küçük bir stüdyo kurmuş ancak bu stüdyo, soykırımın ilk günlerinde bombalanarak yerle bir edilmişti. 20 yaşındaki yazar Yusuf Davas ise, 14 Ekim 2023 günü, kuzeydeki Beyt Lahiya kasabasında ailesiyle birlikte şehit edilmişti. Tarihçi yazar Cihad El-Masri, Yermük Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra vatanı Gazze’ye dönmüş, Han Yunus'taki El-Kudüs Üniversitesi Sözlü Tarih Merkezi Müdürlüğü gibi pek çok idari görevde bulunmuştu. Ailesiyle birlikte şehit edilen Cihad El-Masri’nin, Filistin tarihine dair pek çok önemli çalışması bulunuyordu.
İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana 50’nin üzerinde Filistinli yazar ve sanatçıyı katletti. Hepsi de, gösterdikleri büyük kahramanlığa rağmen sarsıcı tevazu ile gelip geçtiler aramızdan.
Onlarca tehdide rağmen Gazze’yi terk etmeyerek, yani ölüme meydan okuyarak ayrıldılar aramızdan. Cesaretleri karşısında hayrete düştüğümüz Gazze halkını, henüz 8-9 yaşlarında olmalarına rağmen korkusuzca işgalcilerin üzerine yürüyen çocukları, anestezi dahi olmadan hastalarını ameliyat etmeye çalışan doktorları, evladını kendi elleriyle toprağa koyan ana babaları anlatabilmek için meydan okudular ölüme. Ölümü, sessiz bir kararlılıkla karşılayan o kararlı duruşları, onların tüm dünyaya bıraktığı en güçlü mesaj oldu. Kendi hayatlarını değil, halklarının hikâyelerini tamamlamayı daha önemli görerek bu dünyadan sessizce çekildiler. Arkalarında yarım kalan şiir defterleri ve romanlar, tamamlanamamış tablolar bırakarak gittiler.
Ancak siyonist zalimlerin ve onların işbirlikçilerinin unuttuğu bir şey var: Filistin’de yarım kalan her cümle, kurulacak yeni cümlelerin ilk satırı oluyordu.
Yıkımlar Raporunun tamamını okumak için buraya tıklayın.
Özet
Raporun kültürel soykırımı (Culturicide) ele alan önceki bölümünü tamamlayıcı nitelikteki bu kısımda, İsrail’in Filistin hafızasını taşıyan canlı tanıklara; yazar, şair ve sanatçılara yönelik sistematik suikastleri mercek altına alınmaktadır. Metinde, Filistin edebiyatı ve sanatının yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda Siyonist "unutturma" politikalarına karşı hayati bir direniş ve hafıza mekanizmi olduğu vurgulanmaktadır. 7 Ekim sonrası süreçte Rıfat el Arir ve Hiba Ebu Nada gibi elliyi aşkın entelektüelin hedef gözetilerek katledilmesi, toplumsal belleği ve gelecek kuşaklara aktarılacak anlatıyı yok etmeyi amaçlayan stratejik bir hamle olarak tanımlanmaktadır. Bu kıyım, kalemin ve fırçanın şahitliğini susturmaya yönelik bir girişim olsa da, geride bırakılan eserlerin direnişin sürekliliğini sağladığı ve kültürel varoluşun fiziksel imhaya galip geldiği sonucuna varılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kültürel Direniş, Entelektüel Kıyım, Toplumsal Bellek, Filistin Edebiyatı.
Filistin edebiyatı ve sanatı, Filistin direnişi içerisinde her zaman öncü bir rol üstlendi. Şiir, hikâye, roman, resim, müzik ya da tiyatro yalnızca estetik ve sanatsal bir üretim olarak var olmadı. Esas olarak işgale karşı bir direniş biçimi, bir hafıza ve kimlik aracı olarak işlev gördü. Siyonizmin varlığını bile inkâr ettiği Filistin toplumunun yaşadıklarını en etkileyici biçimde dünyaya anlattı. Balfour Deklarasyonu ile başlayan süreç ve 1948’de Nekbe’yle doruğa ulaşan kolonizasyon faaliyeti esnasında yaşayan her şeyi kayda geçmeye devam etti. Şehirleri ve köyleri boşaltan, insanlar sistematik olarak yerinden eden İsrail’in en büyük amacı, yaptığı zulmü unutturmaktı. Ancak Filistinli yazarlar, şairler ve sanatçılar, hayatlarını riske atarak, bu unutturmanın önüne geçtiler. Yani siyonist siyasi ve kültürel uygulamaların temel hedeflerinden biri olan unutturmaya karşı çok kararlı bir duruş ve dünyada eşine az rastlanır bir direniş sergilediler. Yazdıkları şiirler, romanlar, hikâyeler ya da çizdikleri resimlerin her biri adeta birer manifesto haline geldi. Yalnızca yaşanan acıyı anlatmakla kalmadı, hafızayı canlı tutmak, Filistin’de yaşananları gelecek kuşaklara aktarmak ve unutturmaya karşı koymak için de büyük bir araç oldu. Onlar sayesinde Filistin, bütün yıkıma rağmen kültürel bir direniş hattı kurarak, varlığını hem kendi toplumunda hem de dünyada güçlü bir şekilde sürdürebildi.
Siyonist işgalciler ise, Filistin’in edebiyatı ve sanatının sahip olduğu gücü çok iyi bildikleri için, her zaman en tehlikeliler listesinde gördüler onları. Çünkü karşılarında, her türlü tehdide rağmen davasını savunmaktan vazgeçmeyen, tamamen direnişle yoğrulmuş bir edebiyatçı ve sanatçı ordusu vardı. Filistin toprakları, en ağır bedellerle karşılaşıldığında bile geri adım atmayan onlarca yazar, şair, ressam ve müzisyeni yetiştirmişti. Hepsi de, tıpkı Naci el Ali’nin Hanzala’sı gibi, tek kelime Arapça bilmeyenlerin dahi Filistin’de yaşanan zulmü anlamasını sağlayan bir güce sahiptiler.
Bu nedenle Filistin direnişinin tarihi, aynı zamanda edebiyat ve sanatı hedef alan çok sayıda alçakça suikastin tarihiydi. Sözün ve sanatın haysiyetini canı pahasına savunanların destansı hayat hikâyeleriyle doluydu. 1972’de Beyrut’ta evinin önünde şehit edilen Gassan Kenefani, 1973’te şehit edilen şair Kemal Nasır, 1987’de şehit edilen Naci el Ali’nin hikâyeleri gibi. Kayıplara rağmen yılmayacak, hakikatı haykırmaktan vazgeçmeyeceklerdi. Şehit edilen her kalem, yeni kalemlerin doğumunu müjdeliyordu bir yandan da, yeni eserlere ilham oluyordu.
7 Ekim 2023’ten Sonra Da Özellikle Hedef Alındılar
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana devam eden soykırım esnasında da ilk hedef alınanların başında yazarlar ve sanatçılar geliyordu. Çünkü onlar, yalnızca Gazze’de yaşananları belgelemiyorlar, aynı zamanda halklarının sesini bütün dünyaya duyuruyorlardı. Bu nedenle onlara yönelik saldırılar da, yalnızca bir yazarın ya da sanatçının öldürülmesini değil, Filistin’in hafızasını, düşünsel üretimini ve geleceğe aktarılacak hikâyelerini ortadan kaldırmayı hedefliyordu.
6 Aralık 2023 günü şehit edilen şair -ve Gazze İslam Üniversitesi profesörlerinden- Rıfat el Arir, geride bıraktığı vasiyet niteliğindeki şiirinde şunları yazmıştı; “Eğer ben ölürsem, sen yaşamalısın. Yaşamalı ve hikâyemi anlatmalısın…”
Şehit edilmeden önce uzunca bir süre ölüm tehditleri alan Rıfat el Arir’in bulunduğu yer, İsrail askerleri tarafından özellikle hedef alınan yerlerin başında geliyordu. Ancak buna rağmen yüzlerce Filistinli yazar ve sanatçı gibi yazmaya ve anlatmaya devam etmişti. Gün boyunca üzerlerinde gezinen savaş uçaklarının gölgesi ve çevreye düşen bombaların gürültüsü, hayatlarının sıradan bir parçası hâline gelmişti. Ve siyonistlerin savaş uçakları ve bombaları varsa, onların da birer şahin gibi gökyüzünde kanat çırpan kelimeleri vardı. Yıkılan her bina, omuzlarında yükü biraz daha ağırlaştırıyordu.
Şair ve yazar Ömer Ebu Şaviş ise, 7 Ekim 2023 günü Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki evine isabet eden füze sonucunda 36 yaşında şehit edilmişti. Nekbe’yle birlikte yerinden edilen ve dünyaya gözlerini bu kampta açan Ömer Ebu Şaviş’in yazdıkları şarkı haline getirilmiş, ulusal ve uluslararası ödüller kazanmıştı. Sadece kendi hikâyelerini değil, artık aramızda dolaşması mümkün olmayan, çoktan hayattan koparılmış insanların hikâyelerini de anlatıyordu. Yani heyecanla oradan oraya koşuşturuyor ve durup dinlenmeksizin çalışmaya devam ediyordu. Genç şair Hiba Ebu Nada gibi. 20 Ekim 2023 günü Gazze Şeridi’ndeki evinde 32 yaşında şehit edilen Hiba Ebu Nada, 2017 senesinde Arap dünyasının en büyük edebiyat ödüllerinden birisi olan Sharjah Ödülleri’nde ikincilik kazanmıştı. Haysiyetli bir hayat uğruna gösterdiğin o büyük mücadele, saatler boyunca çalışmakla geçen zamanlar, o bitmek bilmez öfke ve halkına duyduğun eşsiz bağlılık, Filistin halkının yaşadığı trajediyi bütün dünyaya duyurulabilecek kadar büyük bir güce sahip olmanı sağlamıştı. Ve kendisinden geriye kalan onlarca cümlenin birinde şunları söylüyordu; “Gazze'deki her birimiz kurtuluşun ya tanığıyız ya da şehidiyiz. Her birimiz, Allah katında hangisi olacağını görmek için bekliyor. Ve cennette yeni bir şehir inşa etmeye çoktan başladık.”
Gazze Şeridi’nde yer alan Aksa Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olan ressam Heba Zagout, 39 yaşında şehit edilmişti. Gazze’deki Bureyc Mülteci Kampı’nda doğmuş, kendini resim yoluyla vatanını savunmaya adamıştı. Aynı zamanda Gazze’deki bir ilkokulda resim öğretmeniydi. Filistin’in zengin kültürünü ve kimliğini vurgulayan resimleri, siyonist işgalcileri öfkeden deliye döndürüyordu. Filistin halkının yaşadığı ne varsa, onun tuvaline yansıyordu. 13 Ekim 2023 günü, yanındaki iki küçük çocuğuyla birlikte şehit edildiğinde, geriye yüzlerce resim bırakmıştı.
24 Ekim 2023 akşamı, Gazze Şeridi’nin güneyinde yer alan evinde, ailesiyle birlikte şehit edilen 76 yaşındaki Abdülkerim El-Haşaş, Filistin’in yaşayan kültür hafızası gibiydi. Gelenek, görenek ve şarkılar da dâhil olmak üzere Filistin halk mirasıyla ilgili sayısız araştırmaya imza atan Abdülkerim El-Haşaş, henüz birkaç aylık bir bebekken mülteci konumuna düşmüş ve büyük bir mücadelenin ardından veda etmişti hayata.
Filistin direniş edebiyatının önemli şair ve yazarlarından Saleem Al-Naffar da ailesiyle birlikte şehit edilen şairler arasındaydı. 1963 senesinde Gazze yakınlarındaki bir mülteci kampında dünyaya gelen Saleem Al-Naffar, 67 Arap-İsrail Savaşı esnasında, ailesiyle birlikte Suriye’nin Lazkiye yakınlarındaki başka bir mülteci kampına sürgün edilmişti. 1994’ten bu yana Gazze’de yaşamını sürdürüyordu ve yayınladığı şiir ve romanların yanı sıra çeşitli dergilerde editör olarak çalışıyordu. Saleem Al-Naffar’ın şiirleri, Filistin’de yaşananları dünyaya duyurmada önemli bir rol oynamıştı.
6 Kasım 2023 günü, bütün ailesiyle birlikte şehit edilen Shahadah el-Buhbahan ise, Filistin direnişi, Filistin’deki islami miras ve Filistin tarihi üzerine yoğunlaşan dokuz şiir kitabı ve yüzlerce yazı kaleme almıştı. Gazze’deki Bureyc Mülteci Kampı’nda yaşayan ve 73 yaşında şehit edilen Shahadah el-Buhbahan, Filistin halkının soylu kavgasını, kaleminin ucuyla sırtlanan isimlerin başında geliyordu. O kalem, mermisi asla bitmeyen bir silah olarak dikilmişti siyonist zalimlerin karşısına. Gazzeli yazar ve sanatçılar yeni şehitler vermeye devam ediyordu. 11 aylık bir bebekken ailesi ile birlikte kamplarda yaşamaya başlayan ve ilk resimlerini kamplarda yapan Filistin direnişinin en büyük ressamlarından Gazzeli sanatçı Fethi Ghaben ise, İsrail tarafından tedavi hakkı engellendiği için 25 Şubat 2024 günü, 77 yaşında şehit olacaktı. Ressam ve animasyon sanatçısı Mahasen el-Hateeb, 18 Ekim 2024 günü, henüz 30 yaşındayken Cibaliye Mülteci Kampı’nda şehit edilecekti. 7 Ekim’den kısa bir süre önce kendisine küçük bir stüdyo kurmuş ancak bu stüdyo, soykırımın ilk günlerinde bombalanarak yerle bir edilmişti. 20 yaşındaki yazar Yusuf Davas ise, 14 Ekim 2023 günü, kuzeydeki Beyt Lahiya kasabasında ailesiyle birlikte şehit edilmişti. Tarihçi yazar Cihad El-Masri, Yermük Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra vatanı Gazze’ye dönmüş, Han Yunus'taki El-Kudüs Üniversitesi Sözlü Tarih Merkezi Müdürlüğü gibi pek çok idari görevde bulunmuştu. Ailesiyle birlikte şehit edilen Cihad El-Masri’nin, Filistin tarihine dair pek çok önemli çalışması bulunuyordu.
İsrail, 7 Ekim 2023’ten bu yana 50’nin üzerinde Filistinli yazar ve sanatçıyı katletti. Hepsi de, gösterdikleri büyük kahramanlığa rağmen sarsıcı tevazu ile gelip geçtiler aramızdan.
Onlarca tehdide rağmen Gazze’yi terk etmeyerek, yani ölüme meydan okuyarak ayrıldılar aramızdan. Cesaretleri karşısında hayrete düştüğümüz Gazze halkını, henüz 8-9 yaşlarında olmalarına rağmen korkusuzca işgalcilerin üzerine yürüyen çocukları, anestezi dahi olmadan hastalarını ameliyat etmeye çalışan doktorları, evladını kendi elleriyle toprağa koyan ana babaları anlatabilmek için meydan okudular ölüme. Ölümü, sessiz bir kararlılıkla karşılayan o kararlı duruşları, onların tüm dünyaya bıraktığı en güçlü mesaj oldu. Kendi hayatlarını değil, halklarının hikâyelerini tamamlamayı daha önemli görerek bu dünyadan sessizce çekildiler. Arkalarında yarım kalan şiir defterleri ve romanlar, tamamlanamamış tablolar bırakarak gittiler.
Ancak siyonist zalimlerin ve onların işbirlikçilerinin unuttuğu bir şey var: Filistin’de yarım kalan her cümle, kurulacak yeni cümlelerin ilk satırı oluyordu.
Bu Sayfada:
title
İlginizi çekebilir
İlginizi çekebilir






