Gazze'de Yıkımın Altı Zinciri
Gazze'de Yıkımın Altı Zinciri
Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Rakipoğlu

Yıkımlar Raporunun tamamını okumak için buraya tıklayın.
Özet
Raporun devam eden bu bölümünde, İsrail’in Gazze’deki saldırıları “Yıkımın Altı Zinciri” kavramsal çerçevesiyle tasnif edilerek soykırımın çok katmanlı yapısı analiz edilmektedir. Metinde; çocuk nüfusun kitlesel hedef alınması, eğitim kurumlarının (eğitim soykırımı) ve kültürel mirasın yok edilerek toplumsal hafızanın silinmesi süreçleri somut verilerle irdelenmektedir. Analiz, sağlık sisteminin çökertilmesiyle yaşam hakkının gaspını, hapishanelerdeki sistematik ihlalleri ve gazetecilerin öldürülmesiyle hakikatin karartılmasını birer "soykırım halkası" olarak tanımlamaktadır. Bu altı boyutlu strateji, sadece fiziksel bir yıkım değil, Filistin halkının geçmişini, bugününü ve geleceğini topyekûn ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül ve modern bir soykırım projesi olarak nitelendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Sistematik Soykırım, Eğitim Soykırımı, Medya Soykırımı, Yıkımın Altı Zinciri.
Giriş
İsrail, 21. yüzyılın en modern soykırımcı bir aktörü olarak anılmaktadır. Nitekim İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’ndeki saldırılarının uluslararası hukuka göre soykırım teşkil ettiği yönünde birçok kurum çeşitli raporlar yayımlamıştır. Bu anlamda Amnesty International’ın[1] Aralık 2024 tarihli kapsamlı incelemesi, Human Rights Watch’un rapor[2] ve açıklamaları ve Birleşmiş Milletler’in gerek yetkililerinin açıklamaları gerekse yayımladığı raporlar, İsrail’in Gazze’de Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nde yasaklanan fiilleri, belirli bir grubu yok etme kastıyla gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır. Zikredilen raporlarda İsrail’in işlediği fiiller arasında toplu öldürmeler, ciddi bedensel ve zihinsel zarar verme ile yaşam koşullarını fiziksel imhayı getirecek şekilde kasten kötüleştirme, Filistinli sivilleri hayatta kalmak için gereken su gibi temel ihtiyaçlardan bilerek mahrum bırakma, bunun sonucunda binlerce sivilin öldürülmesi ve bu politikanın insanlığa karşı suç olan toplu imha (extermination) ile soykırım fiilleri anlamına geldiği vurgulamıştır. Nitekim içme suyu, gıda, elektrik, sağlık hizmetleri gibi hayati kaynakların kasten kesilmesi ve bunun geniş kitlelerin yok olmasına yol açması, soykırım suçunun bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
İsrail’in Gazze’de süregiden soykırımı, modern dönem soykırımları içinde en şiddetli, devamlılık arz eden ürkütücü bir konuma sahiptir. Nitekim Gazze, 2006’dan beri dünyadaki “en büyük açık hava hapishanesi” olarak anılırken[3], bu abluka altında son 15 yılda İsrail tarafından beş büyük saldırıya maruz kalmış ve her seferinde binlerce can kaybı yaşanmıştır. Bu yönüyle Gazze soykırımı, örneğin Ruanda veya Srebrenitsa gibi kısa sürede gerçekleşen katliamlardan farklı olarak, İsrail’in provoke edildiği iddiası belli aralıklarla fakat süregelen bir yok etme siyaseti şeklinde tezahür etmektedir. Ayrıca nüfusun Gazze’ye kıstırılmış olması, yani Gazze halkının ne kaçış yolu ne de sığınma imkânı bulamadan yoğun bombardıman ve kıtlığa maruz bırakılması, modern çağda eşi görülmemiş bir durumdur. Sonuç olarak Gazze’deki durum, soykırım kavramının 21. yüzyıldaki en belirgin örneklerinden biri haline gelmiştir. Bu çalışmada, Gazze’ye yönelik soykırım niteliğindeki yıkım politikaları “Yıkımın 6 Zinciri” başlığı altında altı kategoride incelenmektedir. İsrail istisnacılığının bir ürünü olan Gazze soykırımının çocuk, eğitim, kültür, hastane, hapishane ve medya alanlarına nasıl yansıdığı ele alınmıştır.
Çocuk Soykırımı
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’de öldürdüğü çocuk sayısı tarihte eşi görülmemiş düzeydedir. Dolayısıyla İsrail’in Gazze soykırımı en çok çocuk nüfusunu vurmaktadır ve bu durum bir “çocuk soykırımı” boyutuna ulaşmıştır. Ağustos 2025 itibariyle İsrail tarafından öldürülen ve yaralanan çocuk sayısı BM verilerine göre 50 bine yaklaşmıştır.[4] Bu rakam, İsrail tarafından Gazze’de öldürülen sivillerin yaklaşık %50’sine tekabül etmektedir. Bu korkunç bilanço, Gazze’yi çocuklar için dünyanın en ölümcül yeri haline getirmiştir.
Nitekim Save the Children örgütü, Gazze’de birkaç aylık bir sürede öldürülen çocuk sayısının, son yıllarda dünya genelinde çatışmalarda ölen çocuk sayısını geride bıraktığını vurgulamıştır.[5]
İsrail’in soykırım stratejisinde çocukların bu denli yüksek oranda öldürülmesi, tesadüf veya “yan hasar” kavramıyla açıklanamayacak bir sistematik saldırganlığa işaret etmektedir. Yoğun nüfuslu sivil yerleşim alanlarına ayrım gözetmeksizin yapılan hava saldırıları, okul, kreş ve sığınak gibi yerlerin defalarca vurulması, İsrail’in çocukları fiilen hedef haline getirdiğini kanıtlamaktadır. Örneğin, Gazze’nin kuzeyindeki Cebaliye Mülteci Kampı’nda veya güneydeki Han Yunus’ta meydana gelen saldırılarda düzinelerce çocuğun hayatını kaybettiği vakalar kayda geçmiştir. Hayatta kalan çocuklar ise derin travmalar, ağır yaralanmalar, ebeveynlerini ve yakınlarını kaybetme gibi tarifsiz acılarla yüz yüzedir. Bu anlamda, Gazze’de çocukların maruz kaldığı bu ölçekteki fiziksel ve psikolojik tahribat bir neslin imhası anlamına geldiği ifade edilebilir. Nitekim soykırım suçu, tanımı itibarıyla, sadece doğrudan öldürmeyi değil, bir grubun geleceğini yok etmeye yönelik eylemleri de kapsamaktadır. İsrail’in Gazze’de on binlerce çocuğu öldürmesi ve sağ kalanları da eğitim, sağlık ve güvenlikten mahrum bırakması, Filistin toplumunun gelecek kuşağını yok etmeye matuf bir strateji izlendiğini göstermektedir.[6]
Eğitim Soykırımı
İsrail’in Gazze’ye yönelik yıkım politikasının bir diğer zinciri, eğitim altyapısının ve kurumlarının sistematik imhasıdır. Okulların, üniversitelerin ve eğitimle ilgili tüm yapıların hedef alınması, Gazze’de adeta bir “eğitim soykırımı” (scholasticide) yaşandığı yönünde uluslararası uzmanlarca dile getirilmektedir.[7]
7 Ekim’den beri devam eden saldırılarda Gazze’nin eğitim sistemi eşi görülmemiş bir yıkıma uğramış, BM verilerine göre Gazze’de 10.000’e yakın öğrenci, 500’e yakın öğretmen ve 100’ün üzerinde akademisyen öldürülmüştür.[8]
Gazze’deki tüm üniversitelerinin (12) İsrail saldırılarıyla tamamen tahrip edildiği; kütüphaneler, kültür merkezleri ve müzelerin de ya yok edildiği ya da yağmalandığı kayıt altına alınmıştır. Ayrıca Gazze’deki okulların %80’inden fazlasının ya tamamen yıkıldığı ya da hasar gördüğü bildirilmektedir. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler’e ait 183 okuldan birçoğu da ya doğrudan bombardımana maruz kalmış ya da hasar almaları nedeniyle eğitim veremez hale gelmiştir.
Eğitim altyapısının bu ölçüde tahrip edilmesi, Filistinli çocuk ve gençlerin eğitim hakkının topluca ellerinden alınması anlamına gelmektedir. İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’de resmi eğitim durmuş, yüz binlerce öğrenci okula gidememektedir. İsrail ordusunun sık sık okulları hedef alan saldırıları – hatta çoğu zaman sivillerin sığındığı BM okullarının vurulması – dünya kamuoyunda infial yaratmıştır. UNESCO, çatışmalarda okulların ve eğitim kurumlarının korunmasına dair uluslararası hukuk kurallarını (BM Güvenlik Konseyi’nin 2601 sayılı kararı gibi) hatırlatarak eğitim yerleşkelerinin hedef alınmasının ve savaş amaçlı kullanılmasının savaş suçu olduğunu belirtmiştir.[9] Bu kapsamda “scholasticide” kavramı, Gazze’de tanık olunan eğitim alanındaki yıkımı tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu kavram, Karma Nabulsi tarafından ortaya atılan ve eğitim sisteminin toplu imha edilmesini, öğretmen, öğrenci ve personelin öldürülmesi veya hapsedilmesiyle eğitim altyapısının yok edilmesini ifade etmektedir.[10] Nitekim İsrail’in Filistin toplumunu yok etmeye yönelik stratejisinde eğitimli kesimin ve gençliğin hedef alınması merkezi bir yer tutmaktadır. Dolayısıyla İsrail’in Gazze’de okulları, üniversiteleri ve kütüphaneleri yok etmesi, Gazze halkının entelektüel birikimini ve geleceğini hedef alan bir soykırım zinciri halkası olarak görülebilir.
Kültür Soykırımı
Soykırımın bir diğer boyutu da kültürel mirasın ve kimliğin yok edilmesidir. Gazze’de 2023 sonundan itibaren yürütülen sistematik saldırılar, bölgenin binlerce yıllık kültürel mirasını da büyük ölçüde hedef almıştır. Bu nedenle uzmanlar Gazze’de olanları “kültür soykırımı” (cultural genocide) olarak nitelendirmektedir.[11] İsrail hava saldırıları sonucu tarihi ve kültürel önemi haiz yaklaşık 200 mekan ilk 3 ay içinde tamamen yıkılmış veya ciddi hasar görmüştür. UNESCO’nun verilerine göre Haziran 2024’e gelindiğinde en az 50 kültürel miras alanı (ibadet yerleri, tarihi yapılar, sanat merkezleri vb.) tahrip olmuştur; bu sayı Mayıs 2025’te 110’a yükselerek yıkımın boyutunu ortaya koymuştur.[12]Bu yapılar arasında 13. yüzyıldan kalma büyük camiler, kiliseler, Osmanlı ve Roma dönemlerine ait eserler de bulunmaktadır. Örneğin Gazze’nin en eski ve önemli ibadethanelerinden Büyük Ömer Camii (El-Omari Camii) Aralık 2023’te bir İsrail hava saldırısıyla yerle bir edilmiş, camide bulunan paha biçilmez el yazması eserlerin de büyük kısmı muhtemelen yok olmuştur. Benzer şekilde, Gazze’deki dört müzenin ikisi savaşın ilk günlerinde bombalarla tamamen yıkılmıştır.
Kütüphaneler, arşivler, sanat galerileri de bu kültürel yıkımdan nasibini almıştır. Gazze Şehri’nde ünlü sanatçılar birliğinin binası, müzik okulları ve hatta geleneksel çömlek atölyelerinin bulunduğu El-Fevâhir semti enkaza dönmüştür. Kültürel mirasın kasıtlı tahribi, bir halkın hafızasını ve kimliğini silmeyi amaçlayan bir stratejidir. Merkezi arşivlerin, kültür merkezlerinin ve dini yapıların bombalanması, askeri zorunlulukla açıklanamayacak ölçüde yaygın ve sistematiktir.
Sonuç olarak, Gazze’de kültürel varlığın zincirleme şekilde tahrip edilmesi, Filistin kimliğinin köklerinin kazınmasına yönelik bir politika olup soykırım kavramının kültürel boyutunu gözler önüne sermektedir.
Hastane Soykırımı
Gazze’ye uygulanan yıkım politikalarının en vahim halkalarından biri de sağlık sisteminin çökertilmesi olmuştur. İsrail güçleri, savaşın başından itibaren hastaneleri, klinikleri, ambulansları ve sağlık personelini doğrudan ya da dolaylı hedef almış; uygulanan abluka ile de sağlık altyapısını işlemez hale getirmiştir. Bu durum literatürde “hastane soykırımı”[13] olarak anılmaya başlanmıştır, zira sağlık hizmetlerinin yok edilmesi sonucunda yaralı ve hasta sivillerin ölüme terk edilmesi, bir imha metodu olarak kullanılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve BM insani yardım kuruluşlarının verileri, Gazze’de sağlık sektörünün uğradığı tahribatın boyutlarını ortaya koymaktadır. 36 hastanenin bulunduğu Gazze’de 2024 ortası itibariyle 22 hastane hizmet veremez hale gelmiştir; 2025 başına gelindiğinde ise sadece 18 hastane kısmen çalışabilir durumda kalmıştır.[14] Sadece binalar değil, su ve elektrik altyapısının kasıtlı imhası nedeniyle çalışabilir durumdaki hastaneler de yakıt ve enerji yokluğu yüzünden işlevlerini yerine getirememiştir. İsrail’in yakıt girişini engellemesiyle jeneratörler durmuş, yoğun bakım üniteleri ve kuluçka makinelerindeki (küvöz) bebekler büyük risk altına girmiştir. Nitekim Kasım 2023’te elektrik yokluğu nedeniyle yenidoğan bebeklerin hayatını kaybettiği trajediler dünya basınına yansımıştır.
İsrail ordusu, hastanelerin bir kısmını doğrudan bombalamış veya baskınlar düzenlemiştir. Özellikle Gazze’nin en büyük hastanesi olan Şifa Hastanesi Kasım 2023’te kuşatılarak günlerce çatışma alanına dönmüş; bu süreçte ambulansların girişine izin verilmemesi sebebiyle çok sayıda hasta tahliye edilemeden ölmüştür. Ekim 2023’te ise El-Ehli Arap Hastanesi avlusuna düşen bir patlayıcı yüzünden yüzlerce sivil sığınak durumundaki hastane bahçesinde hayatını kaybetmiştir (saldırının sorumluluğu tartışma konusu olsa da olay, savaşın en kanlı hadiselerinden biri olarak kayda geçmiştir). Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Ocak 2025’e dek Gazze’de sağlık kurumlarını ve personeli hedef alan 668 saldırı vakası tespit edilmiştir; bu saldırılar sonucu 886 kişi (hasta, refakatçi veya sağlık personeli) hayatını kaybetmiş, 1.355 kişi yaralanmıştır. Dolayısıyla İsrail’in Gazze sağlık sistemini hedef alması, tedavi imkânlarını ortadan kaldırarak dolaylı kitlesel ölümlere yol açmaktadır. Yaralılar tedavi edilememekte, kronik hastalar ilaçsız kalmakta, salgın riski artmaktadır. Bu durum, insancıl hukuk ihlali ve Soykırım Sözleşmesi’nin II-c maddesi kapsamına girmektedir.
Hapishane Soykırımı
İsrail’in Filistinlilere yönelik yıkım zincirinin bir halkası da hapishanelerdeki uygulamalardır.
Bu bağlamda, özellikle İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli mahkûmlara yönelik sistematik kötü muamele ve ihlaller, “hapishane soykırımı” kavramıyla açıklanmaktadır.[15]
İsrail, Gazze’ye karşı yürüttüğü savaş paralelinde, Filistinli nüfusu fiziki ve ruhsal açıdan çökertmek amacıyla cezaevi sistemini bir baskı aracı olarak kullanmaktadır. Filistinli direnişçileri, siyasetçileri veya muhalifleri hedef alan yargısız ve süresiz gözaltılar (idari tutuklama) rutin bir uygulamadır. Ekim 2023’te savaşın başlamasıyla İsrail, çok sayıda Gazze sakini erkeği kitlesel olarak gözaltına almış; bazılarını sahada infaz edercesine yaralı halde tutuklayarak İsrail içindeki gözaltı merkezlerine nakletmiştir. 2025 yılı başlarında İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklu sayısı 10.000’i aşmış, sadece Ekim 2023’ten bu yana en az 100 Filistinli tutuklu İsrail gözaltında can vermiştir.[16] Bu ölümlerin çoğunun, işkence, tıbbi ihmal veya kötü cezaevi koşulları sonucu gerçekleştiği bildirilmektedir.
İsrail hapishanelerinde Filistinli tutuklulara uygulanan muameleler, uluslararası hukukun koruduğu en temel hakların ihlalini içermektedir. Mahkûmlar geniş çapta fiziksel ve psikolojik işkenceye, uzun süreli tecrit (hücre hapsi) uygulamasına, açlık sınırında beslenmeye ve tıbbi bakımın kasten engellenmesine maruz kalmaktadır. Özellikle Hamas’ın silahlı kanadıyla ilişkilendirilen (Abdullah Bergusi gibi) veya Filistin direnişinin sembolü olmuş mahkûmlara (Mervan Bergusi gibi) yönelik baskılar katbekat fazladır. Ocak 2024’te İsrail, Filistinli tutuklulara yönelik aile görüşlerini askıya almış, kantin ve kişisel eşya haklarını kısıtlamış, yaygın şiddet ve işkence uygulamıştır. Bu kolektif cezalandırma politikası, suç isnat edilmeyen mahkûmları da kapsayarak sistematik bir ayrımcılık ve insan hakları ihlali haline gelmiştir.
Tüm bu bulgular ışığında, İsrail’in Filistinli mahkûmlara dönük uygulamaları, “soykırım niteliğinde sistematik insan hakları ihlalleri” olarak değerlendirilebilir. İsrail’in Filistinli mahkûmlara yönelik fiziksel taciz, tecrit, darp, yetersiz beslenme, aile ziyaretinden mahrum bırakma, sağlık ve eğitim haklarının engellenmesi gibi uygulamalar, insan onurunu hedef alan ve mahkûmların fiziksel-psikolojik varlığını yok etmeyi amaçlayan bir tür yavaş imha politikasıdır. Bu yönüyle İsrail’in hapishane pratiği, soykırımın daha az göz önünde olan ancak kritik bir cephesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nasıl ki Nazi rejimi döneminde toplama kampları soykırımın mekanları olduysa, İsrail de cezaevlerini birer “yok etme” aracına dönüştürmüş durumdadır.
İsrail hapishanelerindeki uygulamalar, Üçüncü Cenevre Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası hukukun esir/mahkûm haklarına dair hükümlerini açıkça ihlâl etmektedir.
Medya Soykırımı
Gazze soykırımının bir diğer boyutu, medya ve bilgi akışının hedef alınması, yani bir bakıma “medya soykırımı” olarak tanımlanabilecek uygulamalardır. İsrail, Gazze’de işlediği fiillerin dünyaya yansımasını engellemek ve Filistin halkının sesini duyurmasını önlemek için sistematik bir şekilde gazetecileri ve medya altyapısını hedef almaktadır. Ekim 2023’ten bu yana Gazze, gazeteciler için dünyanın en tehlikeli ve ölümcül bölgesi haline gelmiştir. Committee to Protect Journalists (CPJ) verilerine göre 2023 yılı içinde dünya çapında öldürülen gazetecilerin %75’ten fazlası Gazze savaşında hayatını kaybetmiştir.[17] Savaşın ilk on haftasında 68 gazeteci ve medya çalışanı öldürülmüş; yıl sonunda bu sayı en az 77’ye ulaşmıştır (bunların 70’i Filistinli gazetecilerdir). Ağustos 2025 itibarıyla ise el-Cezire’nin derlediği bilgilere göre, savaşın başından beri Gazze’de öldürülen gazeteci ve medya çalışanı sayısı yaklaşık 270’e ulaşmıştır.[18] Bu rakam, modern tarihte bir çatışma sırasında medya mensuplarının uğradığı en büyük kayıp olarak kayıtlara geçmektedir.
Hatta bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Brown University “Costs of War” projesi verileri Gazze’de bir yıldan az sürede öldürülen gazeteci sayısının, Amerikan İç Savaşı, I. ve II. Dünya Savaşları, Kore ve Vietnam Savaşları, Yugoslavya iç savaşları ve 20 yıllık Afganistan savaşında öldürülen gazetecilerin toplamından fazla olduğunu ortaya koymuştur.
Bu çarpıcı istatistik, Gazze’de medya mensuplarının bilinçli biçimde hedef alındığını ve çatışmanın “tarihte gazeteciler için en öldürücü savaş” olduğunu göstermektedir.
İsrail’in gazetecileri hedef alması uluslararası hukuka göre bir savaş suçudur ve bu durum uluslararası meslek örgütlerince defalarca kınanmıştır. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 2024 yılını gazeteciler için en ölümcül yıl ilan ederken, Gazze’de basına yönelik saldırıları “ifade özgürlüğüne ve hakikate kasteden bir kampanya” olarak tanımlamıştır. Enes el-Şerif[19] başta olmak üzere el-Cezire yönetimi de muhabirlerinin öldürülmesini “basın özgürlüğüne yönelik açık ve kasıtlı bir saldırı” olarak nitelemiştir. CPJ raporlarında, her öldürülen gazeteciyle birlikte savaşın belgelenmesinin ve anlaşılmasının daha da zorlaştığı ifade edilerek, İsrail’in bilgi akışını boğmaya yönelik bir strateji izlediği ima edilmektedir. Nitekim soykırım suçunun evrensel tarihi incelendiğinde, faillerin genellikle tanıkları susturmaya, delilleri yok etmeye ve dünyayı bilgi karanlığına itmeye çalıştıkları görülmektedir. Gazze bağlamında İsrail hem fiilen gazetecileri öldürerek hem de haberleşmeyi kesip propagandayla kendi anlatısını yayarak, Gazze’de yaşananları dünya gözünden kaçırmaya gayret etmektedir. Bu da soykırım zincirinin son halkası olarak, hakikatin ve hafızanın yok edilmesi girişimi anlamına gelmektedir.
Sonuç
İsrail, tarihi Filistin topraklarını işgal ederek kurulduğu günden beri soykırım icra eden bir aktördür. Süreklilik arz eden bu soykırım Gazze’de altı nokta üzerinden zuhur etmiş ve “Yıkımın Altı Zinciri” başlığı altındaki her alanda (çocuklar, eğitim, kültür, sağlık, hapishane, medya) kendini göstermektedir. Her bir kategori, Filistin halkının farklı bir varoluş boyutunu hedef almakta ve birleştiğinde bir halkın topyekûn imhasına yönelik kapsamlı bir strateji ortaya çıkmaktadır.
Çocukların öldürülmesi, toplumun geleceğinin yok edilmesidir; eğitim ve kültürün tahribi, hafızanın ve kimliğin silinmesidir; sağlık altyapısının çökertilmesi, hayatta kalma şartlarının ortadan kaldırılmasıdır; kitlesel gözaltı, işkence ve hapishane zulmü, direncin ve nüfusun fiziksel olarak baskı altına alınıp eritilmesidir; medyanın susturulması ise, bu suçların örtbas edilerek devamının sağlanmasıdır.
Bütün bu halkalar, uluslararası hukukun ayrı ayrı ağır ihlâlleri olduğu gibi, birlikte değerlendirildiğinde soykırım suçunun vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak İsrail’in Gazze soykırımı, modern dönemde eşi benzeri görülmemiş bir biçimde tüm dünyanın gözü önünde cereyan etmiş ve uluslararası toplumun etkili müdahalesiyle karşılaşmamıştır. İsrail’in sürdürdüğü bu soykırım zinciri, yalnızca Filistin halkının varlığını değil, bölgesel ve küresel barış umutlarını da tehdit etmektedir.
Kaynakça
Alessandra Bajec, “Israel’s War on Hospitals in Gaza”, The New Arab, 21 Kasım 2023.
Amnesty International, “Amnesty International investigation concludes Israel is committing genocide against Palestinians in Gaza”, 5 Kasım 2024.
Carmen Molina Acosta, “Over 75% of all journalists killed in 2023 died in Gaza war, per CPJ”, International Consortium of Investigative Journalists, 16 Şubat 2024.
Human Rights Watch, “Israel’s Crime of Extermination, Acts of Genocide in Gaza”, 19 Kasım 2024.
Ilan Pappe, The Biggest Prison on Earth: A History of the Occupied Territories, Tantor Audio: London, 2001.
Indlieb Farazi Saber, “A ‘cultural genocide’: Which of Gaza’s heritage sites have been destroyed?”, Al-Jazeera, 14 Ocak 2024.
Izzeldin Abuelaish ve Altaf Musani, “Reviving and rebuilding the health system in Gaza”, EMHJ, Sayı 31, No 2, 2025.
Marium Ali ve Hanna Duggal, “Here are the names of the journalists Israel killed in Gaza”, Al-Jazeera, 11 August 2025.
Mehmet Rakipoğlu, “Batı Medyası Gazze Soykırımının Suç Ortağı mı?”, Kritik Bakış, 11 Ağustos 2025.
Mehmet Rakipoğlu, “Gazze’de Eğitim Soykırımı”, Anadolu Ajansı, 25 Nisan 2024.
Mehmet Rakipoğlu, “İsrail’in Çocuk Soykırımı”, Kritik Bakış, 5 Temmuz 2025.
Mehmet Rakipoğlu, “İsrail’in Hapishane Soykırımı”, Fokus Plus, 19 Temmuz 2024.
Mera Aladam, “How Israel's abuse of Palestinian prisoners escalated after 7 October”, Middle East Eye, 19 August 2025.
Rabia Ali, “‘Scholasticide’: How Israel is systematically destroying Palestinian education in Gaza”, Anadolu Ajansı, 12 Şubat 2024.
Save the Children, “GAZA: 10,000 Children Killed in Nearly 100 Days of War”, 11 Ocak 2023.
Sonia Boulos, “The Palestinian academic community in the shadow of Genocide”, Security Context, 21 June 2024.
UNESCO, “Gaza Strip: Damage assessment”, 28 May 2025.
UNICEF, “Gaza: UNESCO calls for an immediate halt to strikes against schools”, 27 October 2023.
UNICEF, “‘Unimaginable horrors’: more than 50,000 children reportedly killed or injured in the Gaza Strip”, 27 Mayıs 2025.
Son Notlar
[1] “Amnesty International investigation concludes Israel is committing genocide against Palestinians in Gaza”, Amnesty International, 5 Kasım 2024.
[2] “Israel’s Crime of Extermination, Acts of Genocide in Gaza”, Human Rights Watch, 19 Kasım 2024.
[3] Ilan Pappe,The Biggest Prison on Earth: A History of the Occupied Territories, Tantor Audio: London, 2001.
[4] “Unimaginable horrors’: more than 50,000 children reportedly killed or injured in the Gaza Strip”, UNICEF, 27 Mayıs 2025.
[5] “GAZA: 10,000 Children Killed in Nearly 100 Days of War”, Save the Children, 11 Ocak 2023.
[6] Mehmet Rakipoğlu, “İsrail’in Çocuk Soykırımı”, Kritik Bakış, 5 Temmuz 2025.
[7] Sonia Boulos, “The Palestinian academic community in the shadow of Genocide”, Security Context, 21 June 2024.
[8] Mehmet Rakipoğlu, “Gazze’de Eğitim Soykırımı”, Anadolu Ajansı, 25 Nisan 2024.
[9] “Gaza: UNESCO calls for an immediate halt to strikes against schools”, UNICEF, 27 October 2023.
[10] Rabia Ali, “‘Scholasticide’: How Israel is systematically destroying Palestinian education in Gaza”, Anadolu Ajansı, 12 Şubat 2024.
[11] Indlieb Farazi Saber, “A ‘cultural genocide’: Which of Gaza’s heritage sites have been destroyed?”, Al-Jazeera, 14 Ocak 2024.
[12] “Gaza Strip: Damage assessment”, UNESCO, 28 May 2025.
[13] Alessandra Bajec, “Israel’s War on Hospitals in Gaza”, The New Arab, 21 Kasım 2023.
[14] Izzeldin Abuelaish ve Altaf Musani, “Reviving and rebuilding the health system in Gaza”, EMHJ, Sayı 31, No 2, 2025.
[15] Mehmet Rakipoğlu, “İsrail’in Hapishane Soykırımı”, Fokus Plus, 19 Temmuz 2024.
[16] Mera Aladam, “How Israel's abuse of Palestinian prisoners escalated after 7 October”, Middle East Eye, 19 August 2025.
[17] Carmen Molina Acosta, “Over 75% of all journalists killed in 2023 died in Gaza war, per CPJ”, International Consortium of Investigate Journalists, 16 Şubat 2024.
[18] Marium Ali ve Hanna Duggal, “Here are the names of the journalists Israel killed in Gaza”, Al-Jazeera, 11 August 2025.
[19] Mehmet Rakipoğlu, “Batı Medyası Gazze Soykırımının Suç Ortağı mı?”, Kritik Bakış, 11 Ağustos 2025.
Yıkımlar Raporunun tamamını okumak için buraya tıklayın.
Özet
Raporun devam eden bu bölümünde, İsrail’in Gazze’deki saldırıları “Yıkımın Altı Zinciri” kavramsal çerçevesiyle tasnif edilerek soykırımın çok katmanlı yapısı analiz edilmektedir. Metinde; çocuk nüfusun kitlesel hedef alınması, eğitim kurumlarının (eğitim soykırımı) ve kültürel mirasın yok edilerek toplumsal hafızanın silinmesi süreçleri somut verilerle irdelenmektedir. Analiz, sağlık sisteminin çökertilmesiyle yaşam hakkının gaspını, hapishanelerdeki sistematik ihlalleri ve gazetecilerin öldürülmesiyle hakikatin karartılmasını birer "soykırım halkası" olarak tanımlamaktadır. Bu altı boyutlu strateji, sadece fiziksel bir yıkım değil, Filistin halkının geçmişini, bugününü ve geleceğini topyekûn ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül ve modern bir soykırım projesi olarak nitelendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Sistematik Soykırım, Eğitim Soykırımı, Medya Soykırımı, Yıkımın Altı Zinciri.
Giriş
İsrail, 21. yüzyılın en modern soykırımcı bir aktörü olarak anılmaktadır. Nitekim İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’ndeki saldırılarının uluslararası hukuka göre soykırım teşkil ettiği yönünde birçok kurum çeşitli raporlar yayımlamıştır. Bu anlamda Amnesty International’ın[1] Aralık 2024 tarihli kapsamlı incelemesi, Human Rights Watch’un rapor[2] ve açıklamaları ve Birleşmiş Milletler’in gerek yetkililerinin açıklamaları gerekse yayımladığı raporlar, İsrail’in Gazze’de Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’nde yasaklanan fiilleri, belirli bir grubu yok etme kastıyla gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır. Zikredilen raporlarda İsrail’in işlediği fiiller arasında toplu öldürmeler, ciddi bedensel ve zihinsel zarar verme ile yaşam koşullarını fiziksel imhayı getirecek şekilde kasten kötüleştirme, Filistinli sivilleri hayatta kalmak için gereken su gibi temel ihtiyaçlardan bilerek mahrum bırakma, bunun sonucunda binlerce sivilin öldürülmesi ve bu politikanın insanlığa karşı suç olan toplu imha (extermination) ile soykırım fiilleri anlamına geldiği vurgulamıştır. Nitekim içme suyu, gıda, elektrik, sağlık hizmetleri gibi hayati kaynakların kasten kesilmesi ve bunun geniş kitlelerin yok olmasına yol açması, soykırım suçunun bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
İsrail’in Gazze’de süregiden soykırımı, modern dönem soykırımları içinde en şiddetli, devamlılık arz eden ürkütücü bir konuma sahiptir. Nitekim Gazze, 2006’dan beri dünyadaki “en büyük açık hava hapishanesi” olarak anılırken[3], bu abluka altında son 15 yılda İsrail tarafından beş büyük saldırıya maruz kalmış ve her seferinde binlerce can kaybı yaşanmıştır. Bu yönüyle Gazze soykırımı, örneğin Ruanda veya Srebrenitsa gibi kısa sürede gerçekleşen katliamlardan farklı olarak, İsrail’in provoke edildiği iddiası belli aralıklarla fakat süregelen bir yok etme siyaseti şeklinde tezahür etmektedir. Ayrıca nüfusun Gazze’ye kıstırılmış olması, yani Gazze halkının ne kaçış yolu ne de sığınma imkânı bulamadan yoğun bombardıman ve kıtlığa maruz bırakılması, modern çağda eşi görülmemiş bir durumdur. Sonuç olarak Gazze’deki durum, soykırım kavramının 21. yüzyıldaki en belirgin örneklerinden biri haline gelmiştir. Bu çalışmada, Gazze’ye yönelik soykırım niteliğindeki yıkım politikaları “Yıkımın 6 Zinciri” başlığı altında altı kategoride incelenmektedir. İsrail istisnacılığının bir ürünü olan Gazze soykırımının çocuk, eğitim, kültür, hastane, hapishane ve medya alanlarına nasıl yansıdığı ele alınmıştır.
Çocuk Soykırımı
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’de öldürdüğü çocuk sayısı tarihte eşi görülmemiş düzeydedir. Dolayısıyla İsrail’in Gazze soykırımı en çok çocuk nüfusunu vurmaktadır ve bu durum bir “çocuk soykırımı” boyutuna ulaşmıştır. Ağustos 2025 itibariyle İsrail tarafından öldürülen ve yaralanan çocuk sayısı BM verilerine göre 50 bine yaklaşmıştır.[4] Bu rakam, İsrail tarafından Gazze’de öldürülen sivillerin yaklaşık %50’sine tekabül etmektedir. Bu korkunç bilanço, Gazze’yi çocuklar için dünyanın en ölümcül yeri haline getirmiştir.
Nitekim Save the Children örgütü, Gazze’de birkaç aylık bir sürede öldürülen çocuk sayısının, son yıllarda dünya genelinde çatışmalarda ölen çocuk sayısını geride bıraktığını vurgulamıştır.[5]
İsrail’in soykırım stratejisinde çocukların bu denli yüksek oranda öldürülmesi, tesadüf veya “yan hasar” kavramıyla açıklanamayacak bir sistematik saldırganlığa işaret etmektedir. Yoğun nüfuslu sivil yerleşim alanlarına ayrım gözetmeksizin yapılan hava saldırıları, okul, kreş ve sığınak gibi yerlerin defalarca vurulması, İsrail’in çocukları fiilen hedef haline getirdiğini kanıtlamaktadır. Örneğin, Gazze’nin kuzeyindeki Cebaliye Mülteci Kampı’nda veya güneydeki Han Yunus’ta meydana gelen saldırılarda düzinelerce çocuğun hayatını kaybettiği vakalar kayda geçmiştir. Hayatta kalan çocuklar ise derin travmalar, ağır yaralanmalar, ebeveynlerini ve yakınlarını kaybetme gibi tarifsiz acılarla yüz yüzedir. Bu anlamda, Gazze’de çocukların maruz kaldığı bu ölçekteki fiziksel ve psikolojik tahribat bir neslin imhası anlamına geldiği ifade edilebilir. Nitekim soykırım suçu, tanımı itibarıyla, sadece doğrudan öldürmeyi değil, bir grubun geleceğini yok etmeye yönelik eylemleri de kapsamaktadır. İsrail’in Gazze’de on binlerce çocuğu öldürmesi ve sağ kalanları da eğitim, sağlık ve güvenlikten mahrum bırakması, Filistin toplumunun gelecek kuşağını yok etmeye matuf bir strateji izlendiğini göstermektedir.[6]
Eğitim Soykırımı
İsrail’in Gazze’ye yönelik yıkım politikasının bir diğer zinciri, eğitim altyapısının ve kurumlarının sistematik imhasıdır. Okulların, üniversitelerin ve eğitimle ilgili tüm yapıların hedef alınması, Gazze’de adeta bir “eğitim soykırımı” (scholasticide) yaşandığı yönünde uluslararası uzmanlarca dile getirilmektedir.[7]
7 Ekim’den beri devam eden saldırılarda Gazze’nin eğitim sistemi eşi görülmemiş bir yıkıma uğramış, BM verilerine göre Gazze’de 10.000’e yakın öğrenci, 500’e yakın öğretmen ve 100’ün üzerinde akademisyen öldürülmüştür.[8]
Gazze’deki tüm üniversitelerinin (12) İsrail saldırılarıyla tamamen tahrip edildiği; kütüphaneler, kültür merkezleri ve müzelerin de ya yok edildiği ya da yağmalandığı kayıt altına alınmıştır. Ayrıca Gazze’deki okulların %80’inden fazlasının ya tamamen yıkıldığı ya da hasar gördüğü bildirilmektedir. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler’e ait 183 okuldan birçoğu da ya doğrudan bombardımana maruz kalmış ya da hasar almaları nedeniyle eğitim veremez hale gelmiştir.
Eğitim altyapısının bu ölçüde tahrip edilmesi, Filistinli çocuk ve gençlerin eğitim hakkının topluca ellerinden alınması anlamına gelmektedir. İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’de resmi eğitim durmuş, yüz binlerce öğrenci okula gidememektedir. İsrail ordusunun sık sık okulları hedef alan saldırıları – hatta çoğu zaman sivillerin sığındığı BM okullarının vurulması – dünya kamuoyunda infial yaratmıştır. UNESCO, çatışmalarda okulların ve eğitim kurumlarının korunmasına dair uluslararası hukuk kurallarını (BM Güvenlik Konseyi’nin 2601 sayılı kararı gibi) hatırlatarak eğitim yerleşkelerinin hedef alınmasının ve savaş amaçlı kullanılmasının savaş suçu olduğunu belirtmiştir.[9] Bu kapsamda “scholasticide” kavramı, Gazze’de tanık olunan eğitim alanındaki yıkımı tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu kavram, Karma Nabulsi tarafından ortaya atılan ve eğitim sisteminin toplu imha edilmesini, öğretmen, öğrenci ve personelin öldürülmesi veya hapsedilmesiyle eğitim altyapısının yok edilmesini ifade etmektedir.[10] Nitekim İsrail’in Filistin toplumunu yok etmeye yönelik stratejisinde eğitimli kesimin ve gençliğin hedef alınması merkezi bir yer tutmaktadır. Dolayısıyla İsrail’in Gazze’de okulları, üniversiteleri ve kütüphaneleri yok etmesi, Gazze halkının entelektüel birikimini ve geleceğini hedef alan bir soykırım zinciri halkası olarak görülebilir.
Kültür Soykırımı
Soykırımın bir diğer boyutu da kültürel mirasın ve kimliğin yok edilmesidir. Gazze’de 2023 sonundan itibaren yürütülen sistematik saldırılar, bölgenin binlerce yıllık kültürel mirasını da büyük ölçüde hedef almıştır. Bu nedenle uzmanlar Gazze’de olanları “kültür soykırımı” (cultural genocide) olarak nitelendirmektedir.[11] İsrail hava saldırıları sonucu tarihi ve kültürel önemi haiz yaklaşık 200 mekan ilk 3 ay içinde tamamen yıkılmış veya ciddi hasar görmüştür. UNESCO’nun verilerine göre Haziran 2024’e gelindiğinde en az 50 kültürel miras alanı (ibadet yerleri, tarihi yapılar, sanat merkezleri vb.) tahrip olmuştur; bu sayı Mayıs 2025’te 110’a yükselerek yıkımın boyutunu ortaya koymuştur.[12]Bu yapılar arasında 13. yüzyıldan kalma büyük camiler, kiliseler, Osmanlı ve Roma dönemlerine ait eserler de bulunmaktadır. Örneğin Gazze’nin en eski ve önemli ibadethanelerinden Büyük Ömer Camii (El-Omari Camii) Aralık 2023’te bir İsrail hava saldırısıyla yerle bir edilmiş, camide bulunan paha biçilmez el yazması eserlerin de büyük kısmı muhtemelen yok olmuştur. Benzer şekilde, Gazze’deki dört müzenin ikisi savaşın ilk günlerinde bombalarla tamamen yıkılmıştır.
Kütüphaneler, arşivler, sanat galerileri de bu kültürel yıkımdan nasibini almıştır. Gazze Şehri’nde ünlü sanatçılar birliğinin binası, müzik okulları ve hatta geleneksel çömlek atölyelerinin bulunduğu El-Fevâhir semti enkaza dönmüştür. Kültürel mirasın kasıtlı tahribi, bir halkın hafızasını ve kimliğini silmeyi amaçlayan bir stratejidir. Merkezi arşivlerin, kültür merkezlerinin ve dini yapıların bombalanması, askeri zorunlulukla açıklanamayacak ölçüde yaygın ve sistematiktir.
Sonuç olarak, Gazze’de kültürel varlığın zincirleme şekilde tahrip edilmesi, Filistin kimliğinin köklerinin kazınmasına yönelik bir politika olup soykırım kavramının kültürel boyutunu gözler önüne sermektedir.
Hastane Soykırımı
Gazze’ye uygulanan yıkım politikalarının en vahim halkalarından biri de sağlık sisteminin çökertilmesi olmuştur. İsrail güçleri, savaşın başından itibaren hastaneleri, klinikleri, ambulansları ve sağlık personelini doğrudan ya da dolaylı hedef almış; uygulanan abluka ile de sağlık altyapısını işlemez hale getirmiştir. Bu durum literatürde “hastane soykırımı”[13] olarak anılmaya başlanmıştır, zira sağlık hizmetlerinin yok edilmesi sonucunda yaralı ve hasta sivillerin ölüme terk edilmesi, bir imha metodu olarak kullanılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve BM insani yardım kuruluşlarının verileri, Gazze’de sağlık sektörünün uğradığı tahribatın boyutlarını ortaya koymaktadır. 36 hastanenin bulunduğu Gazze’de 2024 ortası itibariyle 22 hastane hizmet veremez hale gelmiştir; 2025 başına gelindiğinde ise sadece 18 hastane kısmen çalışabilir durumda kalmıştır.[14] Sadece binalar değil, su ve elektrik altyapısının kasıtlı imhası nedeniyle çalışabilir durumdaki hastaneler de yakıt ve enerji yokluğu yüzünden işlevlerini yerine getirememiştir. İsrail’in yakıt girişini engellemesiyle jeneratörler durmuş, yoğun bakım üniteleri ve kuluçka makinelerindeki (küvöz) bebekler büyük risk altına girmiştir. Nitekim Kasım 2023’te elektrik yokluğu nedeniyle yenidoğan bebeklerin hayatını kaybettiği trajediler dünya basınına yansımıştır.
İsrail ordusu, hastanelerin bir kısmını doğrudan bombalamış veya baskınlar düzenlemiştir. Özellikle Gazze’nin en büyük hastanesi olan Şifa Hastanesi Kasım 2023’te kuşatılarak günlerce çatışma alanına dönmüş; bu süreçte ambulansların girişine izin verilmemesi sebebiyle çok sayıda hasta tahliye edilemeden ölmüştür. Ekim 2023’te ise El-Ehli Arap Hastanesi avlusuna düşen bir patlayıcı yüzünden yüzlerce sivil sığınak durumundaki hastane bahçesinde hayatını kaybetmiştir (saldırının sorumluluğu tartışma konusu olsa da olay, savaşın en kanlı hadiselerinden biri olarak kayda geçmiştir). Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Ocak 2025’e dek Gazze’de sağlık kurumlarını ve personeli hedef alan 668 saldırı vakası tespit edilmiştir; bu saldırılar sonucu 886 kişi (hasta, refakatçi veya sağlık personeli) hayatını kaybetmiş, 1.355 kişi yaralanmıştır. Dolayısıyla İsrail’in Gazze sağlık sistemini hedef alması, tedavi imkânlarını ortadan kaldırarak dolaylı kitlesel ölümlere yol açmaktadır. Yaralılar tedavi edilememekte, kronik hastalar ilaçsız kalmakta, salgın riski artmaktadır. Bu durum, insancıl hukuk ihlali ve Soykırım Sözleşmesi’nin II-c maddesi kapsamına girmektedir.
Hapishane Soykırımı
İsrail’in Filistinlilere yönelik yıkım zincirinin bir halkası da hapishanelerdeki uygulamalardır.
Bu bağlamda, özellikle İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli mahkûmlara yönelik sistematik kötü muamele ve ihlaller, “hapishane soykırımı” kavramıyla açıklanmaktadır.[15]
İsrail, Gazze’ye karşı yürüttüğü savaş paralelinde, Filistinli nüfusu fiziki ve ruhsal açıdan çökertmek amacıyla cezaevi sistemini bir baskı aracı olarak kullanmaktadır. Filistinli direnişçileri, siyasetçileri veya muhalifleri hedef alan yargısız ve süresiz gözaltılar (idari tutuklama) rutin bir uygulamadır. Ekim 2023’te savaşın başlamasıyla İsrail, çok sayıda Gazze sakini erkeği kitlesel olarak gözaltına almış; bazılarını sahada infaz edercesine yaralı halde tutuklayarak İsrail içindeki gözaltı merkezlerine nakletmiştir. 2025 yılı başlarında İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklu sayısı 10.000’i aşmış, sadece Ekim 2023’ten bu yana en az 100 Filistinli tutuklu İsrail gözaltında can vermiştir.[16] Bu ölümlerin çoğunun, işkence, tıbbi ihmal veya kötü cezaevi koşulları sonucu gerçekleştiği bildirilmektedir.
İsrail hapishanelerinde Filistinli tutuklulara uygulanan muameleler, uluslararası hukukun koruduğu en temel hakların ihlalini içermektedir. Mahkûmlar geniş çapta fiziksel ve psikolojik işkenceye, uzun süreli tecrit (hücre hapsi) uygulamasına, açlık sınırında beslenmeye ve tıbbi bakımın kasten engellenmesine maruz kalmaktadır. Özellikle Hamas’ın silahlı kanadıyla ilişkilendirilen (Abdullah Bergusi gibi) veya Filistin direnişinin sembolü olmuş mahkûmlara (Mervan Bergusi gibi) yönelik baskılar katbekat fazladır. Ocak 2024’te İsrail, Filistinli tutuklulara yönelik aile görüşlerini askıya almış, kantin ve kişisel eşya haklarını kısıtlamış, yaygın şiddet ve işkence uygulamıştır. Bu kolektif cezalandırma politikası, suç isnat edilmeyen mahkûmları da kapsayarak sistematik bir ayrımcılık ve insan hakları ihlali haline gelmiştir.
Tüm bu bulgular ışığında, İsrail’in Filistinli mahkûmlara dönük uygulamaları, “soykırım niteliğinde sistematik insan hakları ihlalleri” olarak değerlendirilebilir. İsrail’in Filistinli mahkûmlara yönelik fiziksel taciz, tecrit, darp, yetersiz beslenme, aile ziyaretinden mahrum bırakma, sağlık ve eğitim haklarının engellenmesi gibi uygulamalar, insan onurunu hedef alan ve mahkûmların fiziksel-psikolojik varlığını yok etmeyi amaçlayan bir tür yavaş imha politikasıdır. Bu yönüyle İsrail’in hapishane pratiği, soykırımın daha az göz önünde olan ancak kritik bir cephesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nasıl ki Nazi rejimi döneminde toplama kampları soykırımın mekanları olduysa, İsrail de cezaevlerini birer “yok etme” aracına dönüştürmüş durumdadır.
İsrail hapishanelerindeki uygulamalar, Üçüncü Cenevre Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası hukukun esir/mahkûm haklarına dair hükümlerini açıkça ihlâl etmektedir.
Medya Soykırımı
Gazze soykırımının bir diğer boyutu, medya ve bilgi akışının hedef alınması, yani bir bakıma “medya soykırımı” olarak tanımlanabilecek uygulamalardır. İsrail, Gazze’de işlediği fiillerin dünyaya yansımasını engellemek ve Filistin halkının sesini duyurmasını önlemek için sistematik bir şekilde gazetecileri ve medya altyapısını hedef almaktadır. Ekim 2023’ten bu yana Gazze, gazeteciler için dünyanın en tehlikeli ve ölümcül bölgesi haline gelmiştir. Committee to Protect Journalists (CPJ) verilerine göre 2023 yılı içinde dünya çapında öldürülen gazetecilerin %75’ten fazlası Gazze savaşında hayatını kaybetmiştir.[17] Savaşın ilk on haftasında 68 gazeteci ve medya çalışanı öldürülmüş; yıl sonunda bu sayı en az 77’ye ulaşmıştır (bunların 70’i Filistinli gazetecilerdir). Ağustos 2025 itibarıyla ise el-Cezire’nin derlediği bilgilere göre, savaşın başından beri Gazze’de öldürülen gazeteci ve medya çalışanı sayısı yaklaşık 270’e ulaşmıştır.[18] Bu rakam, modern tarihte bir çatışma sırasında medya mensuplarının uğradığı en büyük kayıp olarak kayıtlara geçmektedir.
Hatta bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Brown University “Costs of War” projesi verileri Gazze’de bir yıldan az sürede öldürülen gazeteci sayısının, Amerikan İç Savaşı, I. ve II. Dünya Savaşları, Kore ve Vietnam Savaşları, Yugoslavya iç savaşları ve 20 yıllık Afganistan savaşında öldürülen gazetecilerin toplamından fazla olduğunu ortaya koymuştur.
Bu çarpıcı istatistik, Gazze’de medya mensuplarının bilinçli biçimde hedef alındığını ve çatışmanın “tarihte gazeteciler için en öldürücü savaş” olduğunu göstermektedir.
İsrail’in gazetecileri hedef alması uluslararası hukuka göre bir savaş suçudur ve bu durum uluslararası meslek örgütlerince defalarca kınanmıştır. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 2024 yılını gazeteciler için en ölümcül yıl ilan ederken, Gazze’de basına yönelik saldırıları “ifade özgürlüğüne ve hakikate kasteden bir kampanya” olarak tanımlamıştır. Enes el-Şerif[19] başta olmak üzere el-Cezire yönetimi de muhabirlerinin öldürülmesini “basın özgürlüğüne yönelik açık ve kasıtlı bir saldırı” olarak nitelemiştir. CPJ raporlarında, her öldürülen gazeteciyle birlikte savaşın belgelenmesinin ve anlaşılmasının daha da zorlaştığı ifade edilerek, İsrail’in bilgi akışını boğmaya yönelik bir strateji izlediği ima edilmektedir. Nitekim soykırım suçunun evrensel tarihi incelendiğinde, faillerin genellikle tanıkları susturmaya, delilleri yok etmeye ve dünyayı bilgi karanlığına itmeye çalıştıkları görülmektedir. Gazze bağlamında İsrail hem fiilen gazetecileri öldürerek hem de haberleşmeyi kesip propagandayla kendi anlatısını yayarak, Gazze’de yaşananları dünya gözünden kaçırmaya gayret etmektedir. Bu da soykırım zincirinin son halkası olarak, hakikatin ve hafızanın yok edilmesi girişimi anlamına gelmektedir.
Sonuç
İsrail, tarihi Filistin topraklarını işgal ederek kurulduğu günden beri soykırım icra eden bir aktördür. Süreklilik arz eden bu soykırım Gazze’de altı nokta üzerinden zuhur etmiş ve “Yıkımın Altı Zinciri” başlığı altındaki her alanda (çocuklar, eğitim, kültür, sağlık, hapishane, medya) kendini göstermektedir. Her bir kategori, Filistin halkının farklı bir varoluş boyutunu hedef almakta ve birleştiğinde bir halkın topyekûn imhasına yönelik kapsamlı bir strateji ortaya çıkmaktadır.
Çocukların öldürülmesi, toplumun geleceğinin yok edilmesidir; eğitim ve kültürün tahribi, hafızanın ve kimliğin silinmesidir; sağlık altyapısının çökertilmesi, hayatta kalma şartlarının ortadan kaldırılmasıdır; kitlesel gözaltı, işkence ve hapishane zulmü, direncin ve nüfusun fiziksel olarak baskı altına alınıp eritilmesidir; medyanın susturulması ise, bu suçların örtbas edilerek devamının sağlanmasıdır.
Bütün bu halkalar, uluslararası hukukun ayrı ayrı ağır ihlâlleri olduğu gibi, birlikte değerlendirildiğinde soykırım suçunun vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak İsrail’in Gazze soykırımı, modern dönemde eşi benzeri görülmemiş bir biçimde tüm dünyanın gözü önünde cereyan etmiş ve uluslararası toplumun etkili müdahalesiyle karşılaşmamıştır. İsrail’in sürdürdüğü bu soykırım zinciri, yalnızca Filistin halkının varlığını değil, bölgesel ve küresel barış umutlarını da tehdit etmektedir.
Kaynakça
Alessandra Bajec, “Israel’s War on Hospitals in Gaza”, The New Arab, 21 Kasım 2023.
Amnesty International, “Amnesty International investigation concludes Israel is committing genocide against Palestinians in Gaza”, 5 Kasım 2024.
Carmen Molina Acosta, “Over 75% of all journalists killed in 2023 died in Gaza war, per CPJ”, International Consortium of Investigative Journalists, 16 Şubat 2024.
Human Rights Watch, “Israel’s Crime of Extermination, Acts of Genocide in Gaza”, 19 Kasım 2024.
Ilan Pappe, The Biggest Prison on Earth: A History of the Occupied Territories, Tantor Audio: London, 2001.
Indlieb Farazi Saber, “A ‘cultural genocide’: Which of Gaza’s heritage sites have been destroyed?”, Al-Jazeera, 14 Ocak 2024.
Izzeldin Abuelaish ve Altaf Musani, “Reviving and rebuilding the health system in Gaza”, EMHJ, Sayı 31, No 2, 2025.
Marium Ali ve Hanna Duggal, “Here are the names of the journalists Israel killed in Gaza”, Al-Jazeera, 11 August 2025.
Mehmet Rakipoğlu, “Batı Medyası Gazze Soykırımının Suç Ortağı mı?”, Kritik Bakış, 11 Ağustos 2025.
Mehmet Rakipoğlu, “Gazze’de Eğitim Soykırımı”, Anadolu Ajansı, 25 Nisan 2024.
Mehmet Rakipoğlu, “İsrail’in Çocuk Soykırımı”, Kritik Bakış, 5 Temmuz 2025.
Mehmet Rakipoğlu, “İsrail’in Hapishane Soykırımı”, Fokus Plus, 19 Temmuz 2024.
Mera Aladam, “How Israel's abuse of Palestinian prisoners escalated after 7 October”, Middle East Eye, 19 August 2025.
Rabia Ali, “‘Scholasticide’: How Israel is systematically destroying Palestinian education in Gaza”, Anadolu Ajansı, 12 Şubat 2024.
Save the Children, “GAZA: 10,000 Children Killed in Nearly 100 Days of War”, 11 Ocak 2023.
Sonia Boulos, “The Palestinian academic community in the shadow of Genocide”, Security Context, 21 June 2024.
UNESCO, “Gaza Strip: Damage assessment”, 28 May 2025.
UNICEF, “Gaza: UNESCO calls for an immediate halt to strikes against schools”, 27 October 2023.
UNICEF, “‘Unimaginable horrors’: more than 50,000 children reportedly killed or injured in the Gaza Strip”, 27 Mayıs 2025.
Son Notlar
[1] “Amnesty International investigation concludes Israel is committing genocide against Palestinians in Gaza”, Amnesty International, 5 Kasım 2024.
[2] “Israel’s Crime of Extermination, Acts of Genocide in Gaza”, Human Rights Watch, 19 Kasım 2024.
[3] Ilan Pappe,The Biggest Prison on Earth: A History of the Occupied Territories, Tantor Audio: London, 2001.
[4] “Unimaginable horrors’: more than 50,000 children reportedly killed or injured in the Gaza Strip”, UNICEF, 27 Mayıs 2025.
[5] “GAZA: 10,000 Children Killed in Nearly 100 Days of War”, Save the Children, 11 Ocak 2023.
[6] Mehmet Rakipoğlu, “İsrail’in Çocuk Soykırımı”, Kritik Bakış, 5 Temmuz 2025.
[7] Sonia Boulos, “The Palestinian academic community in the shadow of Genocide”, Security Context, 21 June 2024.
[8] Mehmet Rakipoğlu, “Gazze’de Eğitim Soykırımı”, Anadolu Ajansı, 25 Nisan 2024.
[9] “Gaza: UNESCO calls for an immediate halt to strikes against schools”, UNICEF, 27 October 2023.
[10] Rabia Ali, “‘Scholasticide’: How Israel is systematically destroying Palestinian education in Gaza”, Anadolu Ajansı, 12 Şubat 2024.
[11] Indlieb Farazi Saber, “A ‘cultural genocide’: Which of Gaza’s heritage sites have been destroyed?”, Al-Jazeera, 14 Ocak 2024.
[12] “Gaza Strip: Damage assessment”, UNESCO, 28 May 2025.
[13] Alessandra Bajec, “Israel’s War on Hospitals in Gaza”, The New Arab, 21 Kasım 2023.
[14] Izzeldin Abuelaish ve Altaf Musani, “Reviving and rebuilding the health system in Gaza”, EMHJ, Sayı 31, No 2, 2025.
[15] Mehmet Rakipoğlu, “İsrail’in Hapishane Soykırımı”, Fokus Plus, 19 Temmuz 2024.
[16] Mera Aladam, “How Israel's abuse of Palestinian prisoners escalated after 7 October”, Middle East Eye, 19 August 2025.
[17] Carmen Molina Acosta, “Over 75% of all journalists killed in 2023 died in Gaza war, per CPJ”, International Consortium of Investigate Journalists, 16 Şubat 2024.
[18] Marium Ali ve Hanna Duggal, “Here are the names of the journalists Israel killed in Gaza”, Al-Jazeera, 11 August 2025.
[19] Mehmet Rakipoğlu, “Batı Medyası Gazze Soykırımının Suç Ortağı mı?”, Kritik Bakış, 11 Ağustos 2025.
Bu Sayfada:
title
İlginizi çekebilir
İlginizi çekebilir



